Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
TILA': Sürülecek şey. Sürülecek merhem, yağ veya ilâç.
Madeni parlatmakta kullanılan sıvı yaldız.
Cilâ verecek boya.
Diş sarılığı.
Üzüm suyundan kaynatmak sebebiyle üçte birinden azı giden şarap.
TILA': Üzerinde güneş doğan yer.
TILA: (C.: Talyân) Küçük kuzu ve oğlak.
Mahpus kimse.
Diş sarılığı.
TILAB: Talep etmek, istemek.
TİLAD: Köle, hayvan, mülk, mal gibi şeyler.
Kendi yanında eskiden beri mevcud olan ve yeni olmuş olan şey.
TİLAL: (Tell. C.) Kümeler, yığınlar. Tepeler.
TİLAMİZ(E): (Bak: Telâmiz)
TİLAVET: Okumak. Takib etmek, arkasına düşmek.
TİLAVET-İ KUR'ÂN: Kur'an-ı Kerim'i usulüne göre okumak, mânâsını tefekkür etmek.
İçerisinde 'TILA' geçenler
ADEM-İ İHTİLÂF: Birlik. Beraberlik. Uyuşma. Anlaşma.
ADEM-İ İTİLÂF: Ülfetsizlik, anlaşmazlık.
İBTİLÂ: Belâya uğramak. Musibete düşmek. İyi veya kötü şeye düşkünlük, tiryakilik. * İnsanın iyiliğini, kötülüğünü ve kemâl derecesini meydana çıkaran imtihan, tecrübe.
İBTİLÂ-Yİ ŞEDİD: Şiddetli tiryakilik.
İBTİLA': Zorlukla yutmak. * Gelini gerdeğe koymak.
İBTİLAC: Meydana çıkma, zuhur etme, görünme.
İBTİLAL: Islanmak.
İBTİLAZ: Alma.
İCTİLAB: Celbetmek, çekmek.
İCTİLAL: Bir şeye bakmak.
İFTİLA': Otlatma.
İFTİLAK: Taaccüb etmek, şaşırmak.
İFTİLAL: Bükülme. * (Asker) muharebeden yılma.
İFTİLAT: Ansızın bir işe girişme. * Hatıra gelivererek şiir veya söz söyleme.
İFTİLAZ: Kesmek, kat'. * Bir kimsenin bir parça malını almak.
İGTİLA': Hızlı ve sür'atli yürüme. Çabuk yürüme.
İGTİLAF: Kılıf içine girme, gılaflanma.
İGTİLAF-I SEYF: Kılıcın kınına girmesi.
İGTİLAL: Hayvanın çok susaması. * Elbiseleri üst üste giyme. * İçme. * İyi sağılmadığı için (koyun) hastalanma.
İGTİLAM: Hırs ve şehvetin galip gelmesi. * Muzdarib olmak, acı çekmek.
İHTİLA': Tenha yere veya halvete çekilme. * Taze ot koparma, biçme.
İHTİLA': (Kadın) Nikâhı bozdurma. Kadın mehrinden vazgeçip veya çok para vererek kocasından boşanması.
İHTİLAB: Aldatma, kandırma. * Aldatılma, kandırılma. Hile yapılma.
İHTİLAB: Süt sağma.
İHTİLAC: Seğirtme. * Çarpıntı, çarpma. * Etler gevşeyip büzülme. * Havale nöbeti.
İHTİLACAT: (İhtilâc. C.) İhtilaclar, çarpıntılar, seğirtmeler.
İHTİLACAT-I ASABİYE: Asabî çarpıntılar.
İHTİLAF: (Hulf. den) Anlaşmazlık, uyuşmazlık, karışıklık, ikilik. * Birisinin halifesi olmak.(Eğer denilse: Hadiste $ denilmiş. İhtilaf ise, tarafgirliği iktiza ediyor. Hem tarafgirlik marazı; mazlum avâmı, zâlim havassın şerrinden kurtarıyor. Çünki: Bir kasabanın ve bir köyün havassı ittifak etseler, mazlum avâmı ezerler. Tarafgirlik olsa, mazlum bir tarafa iltica eder, kendisini kurtarır. Hem, tesadüm-ü efkârdan ve tehâlüf-ü ukulden hakikat tamamiyle tezahür eder?Elcevab : Birinci suale deriz ki: Hadisteki ihtilaf ise, müsbet ihtilaftır. Yâni: Herbiri kendi mesleğinin tamir ve revacına sa'yeder. Başkasının tahrip ve ibtaline değil, belki tekmil ve ıslahına çalışır. Amma menfi ihtilaf ise ki; garazkârane, adavetkârane birbirinin tahribine çalışmaktır. Hadisin nazarında merduttur. Çünki birbiriyle boğuşanlar, müsbet hareket edemezler...İkinci suale deriz ki: Tarafgirlik eğer Hak namına olsa, haklılara melce' olabilir. Fakat şimdiki gibi garazkârâne, nefis hesabına olan tarafgirlik, haksızlara melce'dir ki; onlara nokta-i istinad teşkil eder. Çünki garazkârane tarafgirlik eden bir adama şeytan gelse, onun fikrine yardım edip taraftarlık gösterse, o adam o şeytana rahmet okuyacak. Eğer mukabil tarafa melek gibi bir adam gelse, ona hâşâ lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterecek.Üçüncü suale deriz ki : Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise; meksatta ve esasta ittifak ile beraber, vesailde ihtilaf eder. Hakikatın her köşesini izhar edip, hakka ve hakikata hizmet eder. Fakat, tarafgirane ve garazkârane firavunlaşmış nefs-i emmare hesabına hodfuruşluk, şöhretperverane bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünki maksatta ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının Küre-i Arz'da dahi nokta-i telâkisi bulunmaz. Hak namına olmadığı için, nihayetsiz müfritane gider. Kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hâl-i âlem buna şahittir... M.)
İHTİLAF-I DÂR: Huk: Mirası bırakan ile vâristen her birinin başka başka ülkeler ahâlisinden olması.
İHTİLAF-I DİN: Biri müslim, diğeri gayr-ı müslim olmak gibi ayrı dinde bulunmak. Din ayrılığı miras almağa mânidir. Binaenaleyh gayr-i müslim, müslimin; müslim de gayr-i müslimin mirasına nâil olamaz. Fakat müslim olmayan milletler arasında din ayrılığı miras almağa mani değildir.
İHTİLAF-I METALİ': Güneş, ay gibi gök cisimlerinin ufukta doğdukları yerin farklı oluşu.
İHTİLAF-I RE'Y: Fikir ihtilafı, fikirlerin başka başka olması.
İHTİLAF-I RE'Y-İ ÜMMET: Ümmetin re'y ayrılığı. Halkın fikirlerinin başka başka olması.
İHTİLAFAT: Anlaşmazlıklar, uyuşmazlıklar. İhtilaflar.
İHTİLAF-DAR: f. Huk: Mirasçı ile miras bırakanın ayrı ayrı memleketler halkından olması.
İHTİLAK: Tıraş etme veya edilme.
İHTİLAK: Huy ve tabiat edinme. * Yalan uydurma.
İHTİLAKEN: İhtilak suretiyle, yalan uydurarak.
İHTİLAKIYYAT: Yalanlar, aslı olmayan sözler. Uydurma sözler.
İHTİLAL: (C.: İhtilalât) Ayaklanma, devlete isyan. Bozukluk, karışıklık. * Şerre çalışmak, düzensizlik.
İHTİLAL-İ NİZAM: Nizamın bozukluğu.
İHTİLAL-İ UMÛR: İşlerin karışıklığı, işlerin bozukluğu.
İHTİLALAT: (İhtilâl. C.) Ayaklanmalar, isyan etmeler, ihtilaller.(Bütün ihtilalât ve fesadın aslı ve mâdeni ve bütün ahlâk-ı rezilenin muharrik ve menbaı tek iki kelimedir. O iki kelimenin imtizacından bomba gibi küre-i arz patladı. Ve izdivacından medeni insanlardan canavarlar doğdu.Birinci kelime : "Ben tok olsam, başkası açlıktan ölse bana ne!."İkinci kelime: "İstirahatım için zahmet çek; sen çalış, ben yiyeyim."Merhametsiz nefis-perest olan birinci kelime-i gaddâredir ki, âlem-i insanı zelzeleye getirip kıyameti kopmak üzeredir. Şu kelimenin ırkını kesecek tek bir devası var ki; o da zekâttır ve zekâtın mükemmili olan sadakadır. Ve onun mütemmimi olan karz-ı hasendir.Haris, hodgâm, zalim olan ikinci kelimedir ki, beşerin terakkiyatını öyle sarsıyor ki, herc ü merc ateşine atmak üzeredir. Şu dahiye-i dehyânın tek bir devası var. O da hürmet-i ribadır ve faizin bütün vesailini hayat-ı içtimaiyeden ref' etmektir... Adalet-i Kur'aniye âlem kapısında durup ribaya: "Yasaktır, girmeğe hakkın yoktur" der. Beşer bu emri dinlemedi, büyük bir sille yedi, daha müthişini yemeden dinlemeli!.. M.)
İHTİLAM: Uyurken cenabet olmak, düş azmak. Ergenlik.
İHTİLAS: (C.: İhtilasât) Çalma, sirkat, hırsızlık. * Usulca ve elçabukluğu ile aşırma. * Bir çeşit ok atma tavrı.
İHTİLAS-İ VAKT: İşlerin arasında vakit bulabilme.
İHTİLASAT: (İhtilas. C.) Hırsızlıklar, çalmalar, sirkatler.
İHTİLASKÂR: f. Çalan, aşıran, hırsızlık yapan.
İHTİLASKÂRAN: (İhtilaskâr. C.) Çalanlar, aşıranlar, ihtilas edenler.
İHTİLASKÂRANE: f. Çalıp aşıranlara yakışacak şekilde, hırsızlar gibi.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
TİLAD : Köle, hayvan, mülk, mal gibi şeyler. * Kendi yanında eskiden beri mevcud olan ve yeni olmuş olan şey.
TİL' : Etrafına çok iltifat eden kişi. Etrafdakilerle şakalaşan kimse.
TÎ' : Kırk baş koyun.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...