Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| TIM: | Deniz. Deve kuşunun erkeği. Çok mal. |
| TIMAH: | (Tumah - Matmuh) Bir şeye göz dikerek bakmak. Haris olmak. Hırsla onu istemek. |
| TIMIRR: | Ürkek at. Sıçramaya ve seğirtmeye hazırlanmış at. Seri, çabuk. |
| TIML: | Hırsız. |
| TIMLE: | Zayıf kadın. |
| TIMR: | (C.: Etmâr) Eski kaftan. şakrak kuşu. |
| TIMRES: | (Tımrus) Yalancı, kezzab. Leim, alçak kimse. |
| TIMTIM: | Kalın etli, cüsseli adam. Dilinde pelteklik olan, kekeme. |
| TİMAR: | f. Bir şeyin devam ve inkişafı için yapılan hizmet. Sipâhiye verilen öşrü alınacak arazi. (Bak: Zeâmet) |
| TİMAR-HÂNE: | f. Akıl hastahanesi, tımarhâne. |
| TİMLAK: | Mülayemet etmek, yumuşaklık göstermek. Tereddüt etmek, karar verememek. |
| TİMRAD: | (C.: Temârid). Güvercin yuvası. |
| TİMSAL: | Resim, suret, sembol, nümune. Tasvir. Bir şeyi başka bir şeye benzetmek. Heykel.(Cam, su, hava, âlem-i misal, ruh, akıl, hayal, zaman vesâire gibi, tecelli-i timsal akislere mahal ve mazhar olan çok şeyler vardır. Maddiyat-ı kesifenin timsalleri hem münfasıl, hem ölü hükmündedirler. Çünkü asıllarına gayr oldukları gibi, asıllarının hâsiyetlerinden de mahrumdurlar. Nurânilerin timsalleri ise, asıllarıyla muttasıl ve asıllarının hâsiyetlerine mâlik ve asıllarına gayr değillerdir. Binaenaleyh Cenab-ı Hak, şemsin hararetini hayat, ziyasını şuur, ziyadaki renkleri duygu gibi yapmış olsa idi, senin elindeki âyinede temessül eden şemsin timsali seninle konuşacaktı. Çünkü o timsalinde oldukça harareti, ziyası, renkleri olurdu. Hararetiyle hayat bulurdu, ziyasiyle şuurlu olurdu. Renkleri ile de duygulu olurdu. Böyle olduktan sonra, seninle konuşabilirdi. Bu sırra binaendir ki, Resul-i Ekrem (A.S.M.) kendisine okunan bütün salâvat-ı şerifeye bir anda vâkıf olur. M.N.) |
| TİMŞEK: | İç mest üstüne vurulan parça, yapılan yama. |
| TİMTAM: | Dilini "te" harfine alıştırmış olan kimse. |
| İçerisinde 'TIM' geçenler | |
| ADEM-İ İSTİMA': | Huk: Mahkemede dâvanın dinlenmemesi. |
| AGLEB-İ İHTİMAL: | Büyük bir ihtimal. |
| ALE-L-İSTİMRAR: | Aralıksız. |
| ATİME: | (C: Atâim) Ateş yakılan ocak; mangal. |
| ATİM(E): | Yavaş, sessiz, ağır. |
| BAİD-ÜL İHTİMÂL: | İhtimalden uzak. |
| DÜRR-İ YETİM: | f. Sadef içinde tek olan inci. * Mc: Hz. Peygamber Muhammed (A.S.M.) |
| ENTİMEM: | yun. Man: Mantıkta kısaltılmış kıyas şekli. Öncül veya had denilen ve bilinen kaziyelerden biri söylenmeden sonuca varmak. Örnek: (Orucu bozdu, o halde 61 gün keffareten oruç tutması gerekir.) Burada hadlerden biri (Orucu bozan, 61 gün keffareten oruç tutar), kaziyesi biliniyor kabul edilerek söylenmiştir ve yalnız (Orucu bozdu) kaziyesinden hareket edilerek sonuç çıkarılmıştır. |
| ETİME: | (C.: Etâyim) Ateş yakacak yer. |
| FATİM: | Sütten kesilmiş çocuk. |
| HATİM: | Hitâma erdiren. Bitiren. * Mühür basan. |
| HATÎM: | Kâbe-i Muazzama'nın şimal tarafındaki taş. Duvar gibi olan sur. |
| HATİM: | Kadı, hâkim. * Sağlamlaştıran. |
| HATİME: | Son. Nihayet. Son söz. |
| HATİME-KEŞ: | f. Son veren, hâtime çeken, bitiren, sona erdiren. |
| HATT-I İCTİMA-İ MİYÂH: | Suların toplandığı hat. Dere, çay, nehir. |
| HAVATÎM: | (Hatime. C.) Sonlar, nihayetler. |
| HAVATİM: | (Hâtem. C.) Mühürler, hâtemler. |
| HAVÂTİM-İ RESMİYYE: | Resmî mühürler. |
| HEY'ET-İ İÇTİMAİYE: | İçtimaî heyet. Topluluğa âit heyet. Toplantı heyeti. |
| HÜSN-Ü HÂTİME: | Neticeyi iyi bir halde bitirme. * İman ile âhirete gitmek. Kelime-i şehadet söyleyerek ölmek. |
| İCTİMA': | Toplantı. Toplanmak. Bir araya gelmek. Kavuşmak. |
| İCTİMA-İ A'ZAM: | Ast: Bir çok gezegenin burç mıntıkalarının aynı noktasına tesadüf etmiş gibi görünmeleri. |
| İCTİMA-İ NEYYİREYN: | Güneş ile Ay'ın bir istiva üzerine gelmeleri. |
| İCTİMA-İ SÂKİNEYN: | İki sessiz harfin yanyana bulunması. * Ast: İki gezegenin yan yana gelmesi. |
| İCTİMA-İ ZIDDEYN: | İki zıt şeyin bir arada, beraber olması.(Bir şey zâtî olsa onun zıddı o zâta ârız olamaz. Çünkü "ictima-i zıddeyn" olur, o da muhâldir. İşte bu sırra binaen madem Kudret-i İlâhiyye zâtiyedir ve Zât-ı Akdes'in lâzım-ı zarurîsidir. Elbette o kudretin zıddı olan acz, O Zât-ı Kadir'e ârız olması mümkün olmaz. Ş.) |
| İCTİMAAT: | İçtimalar. Toplanmalar. |
| İCTİMAÎ: | Topluluğa ait, birlikte yaşayanlara dair. Cemiyet hayatına ait ve müteallik. Sosyal. |
| İCTİMAİYYAT: | İçtimaî ilimler. Topluluk hayatına dair ilimler. Sosyoloji. |
| İCTİMAİYYUN: | İçtimaî hayatı en güzel şekilde idareyi düşünen ve ona çalışan. İçtimaî mes'elelere dair ilimlerle uğraşan kimseler. Sosyologlar. |
| İCTİMAR: | Tütsülenme, buhurlanma. |
| İÇTİMAÎ: | (Bak: İctimaî) |
| İGTİMAD: | (Gamd. dan) (Kılıç) kılıfına girme. * Karanlıkta görünmez olmak. |
| İGTİMAM: | Tasalanmak. Kederli olmak. |
| İGTİMAS: | Hor ve hâkir görme. * Nankörlük. |
| İGTİMAS: | Suya dalma. |
| İGTİMAZ: | Gözünü kapatma, gözünü yumma. Uyuma. |
| İGTİMAZ: | Birini çekiştirme, bir kimsenin aleyhinde bulunma. |
| İHTİMA': | (Himye. den) Perhiz. * Kaçınma, ictinâb etme. * Sığınma, himâyesine girme. |
| İHTİMAL: | (Haml. den) Mümkün olma, belki. Olması mümkün görünmek. * Kabul eylemek. * Yükselip götürmek. * İhsana mukabil şükretmek. * Kızma ve hiddetlenmekten dolayı yüzünün rengi değişmek. |
| İHTİMAL-İ ZATÎ: | (Bak: İmkân-ı zatî) |
| İHTİMALAT: | (İhtimal. C.) İhtimaller. Olması mümkün olan şeyler. |
| İHTİMALAT-I BAİDE: | Uzak ihtimaller. |
| İHTİMALAT-I KARİBE: | Yakın ihtimaller. |
| İHTİMALAT-I KESİRE: | Pek çok ihtimaller. |
| İHTİMAM: | Özenmek, fazla dikkat etmek. Gayret ve dikkat etmek. |
| İHTİMAM: | Elem ve kederden uyuyamamak. * Perhizkârlık etmek, riyazette bulunmak. |
| İHTİMAM: | Süpürmek, süpürülmek. |
| İHTİMAM-I BEYT: | Evi süpürme, temizleme. |
| İHTİMAR: | (Hamr. dan) Mayalanma, ekşiyip mayalanma. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| TİMAR : | f. Bir şeyin devam ve inkişafı için yapılan hizmet. * Sipâhiye verilen öşrü alınacak arazi. (Bak: Zeâmet) |
| TÎ' : | Kırk baş koyun. |