Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| TUR: | Dağ. Had ve mikdar. |
| TUR-U SİNA: | (Bak: Sina) |
| TUR SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 52. Suresidir. Mekkîdir. |
| TURA: | (Aslı: Tuğra) t. Topuz gibi yapılmış mendil, kuşak gibi oyun âleti. Kös, davul, trampet gibi şeylere vurmaya mahsus ip veya çomak. Kamçı, örme kırbaç. Demet, bağ, paket. (Bak: Turra) |
| TURAB: | Toprak, toz. |
| TURAME: | Dişte olan kamaşma. |
| TURAN: | Eski İranlılar tarafından Türkistan ve Tataristan taraflarına verilen isimdir. Turan, eskidenberi Türklerin oturduğu yerlere denirdi. "Türk" ile "Tur" kelimeleri arasındaki benzerlik de bu iki ismin bir asıldan ibaret olduğunu gösteriyor. |
| TURBUŞ: | Takke, külah. Başa giyilen örtü. Fes. |
| TURFANDA: | Mevsiminden önce yetiştirilen meyve veya sebze. |
| TURFE: | (C.: Etrâf) Nâziklik, yumuşaklık. Nimet. Güzel yemek. Zarif, iyi nesne. Üst dudağın ortasında fazlalık olarak yumru et olması. (O kişiye "etref" derler. |
| TURFE: | Görülmemiş, tuhaf, yeni şey. Şaşılacak şey. |
| TURFE-KÂR: | f. Garip şeylerle uğraşan. Şaşılacak şeyler yapan. |
| TURGUL: | Çil kuşuna benzer bir kuş. |
| TURHAN: | Rum subaylarından beş bin neferin zâbiti (On bin olsa "patrik" derler.) |
| TURKA: | Bir kere. |
| TURMUK: | Yarasa kuşu. |
| TURMUS: | Zayıf. Kül içinde pişen ekmek. |
| TURRA: | (Tuğra) Mühür. Pâdişah damgası. Pâdişahın imzası. Kumaşın etrafındaki nişan ve işaret. Kumaşta ipekten çevrilen kenar. Herşeyin ucu ve kenarı. Alındaki saç. Tura. |
| TURS: | Kuvvet. |
| TURSUS (TURSUN): | (C.: Tarâsis) Kalkan denilen dikenli ot. |
| TURŞ: | f. Ekşi, hâmız. |
| TURTUBE: | Akçe. |
| TURTUR: | Uzun boylu ince adam. |
| TURU': | Bir yerden bir yere gitmek. Sonradan olmak. |
| TURUH: | Uzun. |
| TURUK: | (Tarîk. C.) Yollar, tarikler. Meslekler. Usuller. Aygırlanmak. |
| TURUK-U HAFİYYE: | Gizli tarikler, yollar, tarikatlar. Gizli zikir yapan tarikatlar. |
| TURUK: | Geceleyin eve gelmek. |
| TURUR: | Düşürmek. |
| TURUŞ: | f. Ekşi. |
| TURBUŞ: | Takke, külah. Başa giyilen örtü. Fes. |
| TURUŞ: | f. Ekşi. |
| İçerisinde 'TUR' geçenler | |
| AKSER-İ TURUK: | En kısa yol, yolların en kısası. |
| ALATURKA: | İtl. Türkvari, Türk usulü, Osmanlı usulü. |
| DESTUR (DÜSTUR): | Asıl. * Kanun. * Vezir-i azam, baş vezir. |
| DESTUR: | f. İzin, müsaade. Şerlilerden kurtulmak için söylenen söz. * Allah'ın inayeti. |
| DÜSTUR: | f. Umumi kaide. Kanun, nizam. * Örnek, nümune * Üslub. İzin, müsaade. * Mu'teber ve mu'temed kimse. * Destur. |
| EBU-T-TURAB: | Hz. Alinin (R.A.) bir lâkabı.(Bu isim Hz. Ali Radiyallahu anh, toprak üzerine oturduğu veya yattığından dolayı tevâzuuna işareten Peygamber Efendimiz (A.S.M.) tarafından verilmiştir.) |
| FATUR: | Oruç bozacak şey. |
| FETUR: | Oruç açacak nesne. * Yaratmak. * Yarmak. * İki parmağıyla kaşımak. |
| FUTUR: | (Fatır. C.) Yarıklar. Çatlaklar. |
| FUTUR: | Büyük ve beyaz mantar. |
| FÜTUR: | Yeis. Ümidsizlik. Usanç. * Zaaf. * Keder, gam. * Gevşeklik. |
| HİLAL-İ SÜTUR: | Satırların aralığı. Satırlar ortası. |
| HUTUR: | Akla gelmek. Hatırlamak. |
| HUTUR ETMEK: | Hatıra gelmek. |
| İNFİRAK-I TURUK: | Yolların ayrılması. |
| İRAS-I FÜTUR: | Bıkkınlık verme. |
| KASATURA: | Askerlerin, bellerine bağlayıp taşıdıkları ve süngü gibi kullandıkları düz ve kısa kılıç. |
| KÛH-U TUR: | Tur dağı, Sina dağı. |
| KUTR (KUTUR): | Taraf. Canib. * Nahiye. Mahal. Arzın veya semânın bir ciheti. * Çap. * Bölük. Bölge. * Geo: Dairenin merkezinden geçip onu iki müsavi kısma bölen doğru parçası, çap. |
| KUTUR: | Pintiliğinden dolayı ailesini sıkıntı içinde bırakan adam. |
| MAFTUR: | (Fıtrat. dan) Yaradılışta olan. Fıtratta bulunan. * Yaradılmış. |
| MAHTUR: | (Hatar. dan) Hatara, tehlikeye yakın. * Düşünme. Fikir ve endişe. |
| MAKTUR: | Katranlı. Katran sürülmüş. |
| MASTUR: | (Satır. dan) Çizilmiş, yazılmış. |
| MATURİDÎ: | Mâturidi Mezhebi ve bu mezhebden olan. Semerkand şehrinin Mâturid köyünden olan Ebu Mansur-u Mâturidi'yi (Hicri: 280-332) itikadda imam olarak kabul edenler. Amelde Hanefi Mezhebinden olanlar, itikadda Maturidi mezhebindendir. Çünkü bu Zât, Ehl-i Sünnet itikadına muhalif görüşleri, eserleri ile reddederek ıslâh etmiştir. |
| MEFTUR: | Füturlu, kederli, üzgün, bezgin. |
| MEFTURANE: | f. Bitkin bir halde, bezmişcesine. |
| MEFTURİYET: | Bıkkınlık, bitkinlik, bezginlik. |
| MEMTUR: | Üzerine yağmur yağmış. Yağmur yağarak ıslanmış. |
| MESTUR: | Örtülmüş. Setredilmiş. Gizlenmiş. (Bak: Tesettür) |
| MESTUR: | Satırlanmış. Çizilmiş. Yazılmış. |
| MESTURE: | Örtülü kadın. İslâmiyetin emrettiği şekilde örtülmesi farz olan yerlerini örtmüş olan kadın. (Bak: Tesettür) * Gizli tutulan resmi işlerde harcanmak için hükümetin emrine verilen para. (Buna tahsisat-ı mesture de denir.) |
| MUTUR: | Gitmek. * Evmek. |
| NA-MESTUR: | f. Açık, meydanda, âşikâr. * Örtülmemiş. |
| NATURA: | Lât. Her canlının yapılış hususiyeti, bünye, yaratılış hali. |
| NÜFTURE: | (C.: Nefâtir) Müteferrik, dağılmış ot. |
| SATUR: | (C.: Sevâtir) Satır, büyük bıçak. |
| SATUR: | Satır. |
| SUTUR: | (Satır. C.) Satırlar, yazı dizileri. |
| SUTUR-U HÂDİSAT: | Hâdiselerin satırları. Mânidar hâdiseler. |
| SUTUR-U KÂİNAT: | Âlemdeki mânalar, kâinat satırları. |
| SUTUR-ÜL GAYB: | Bizce bilinmeyen işler ve hâdiseler, mânalar. |
| SÜTUR: | (Sitr. C.) Örtüler. Perdeler. |
| SÜTUR: | (Bak: Sutur) |
| SÜTUR: | f. Binek ve yük hayvanı. |
| SÜTURBÂN: | f. Hayvana bakan. Seyis. |
| SÜTURDÂN: | f. Ahır. |
| ŞUTUR: | Irak, uzak, baid. |
| ŞUTUR: | Irak, uzak, baid. * Bir memesi birisinden uzun olan koyun. * İki emziği kurumuş olan deve. |
| TAATTUR: | (Itr. dan) Güzel kokular sürünme. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| TUR-U SİNA : | (Bak: Sina) |
| TU : | f. Sen. |