| Kelime | Anlam |
|---|
| UHRE: | Bir şeyin sonu. |
| UHREVÎ: | Âhirete dair, âhiretle alâkalı. Öteki dünyaya ait. |
| İçerisinde 'UHRE' geçenler |
|---|
| A'MÂL-İ UHREVİYE: | Ahirete ait iş, hareket ve ibadetler.(Bu dünya, dâr-ül-hikmettir, dâr-ül-hizmettir; dâr-ül-ücret ve mükâfat değil. Buradaki a'mâl ve hizmetlerin ücretleri Berzahta ve Ahirettedir. Buradaki a'mâl, Berzahta ve Ahirette meyve verir. Madem hakikat budur, a'mâl-i uhreviyyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir. Verilse de, memnunane değil, mahzunâne kabul etmek lâzımdır. Çünki: Cennet'in meyveleri gibi, kopardıkça yerine aynı gelmek sırrıyla, bâki hükmünde olan amel-i uhrevi meyvesini, bu dünyada fâni bir surette yemek, kâr-ı akıl değildir. Bâki bir lâmbayı bir dakika yaşayacak ve sönecek bir lâmba ile mübadele etmek gibidir. M.) |
| ÂMÂL-İ UHREVİYE: | Ahirete ait emeller, ümitler ve istekler. |
| AMEL-İ UHREVÎ: | Âhirete ait amel. (Ey nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevi istersen ve herbir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faideli görmek istersen ve âdetini ibadete ve gafletini huzura kalbetmeyi seversen, Sünnet-i Seniyyeye ittiba et. Çünki: Bir muamele-i şer'iyyeye tatbik-i amel ettiğin vakit, bir nevi huzur veriyor. Bir nevi ibadet oluyor. Uhrevi çok meyveler veriyor. Meselâ: Bir şey'i satın aldın. İcab ve kabul-ü şer'iyyeyi tatbik ettiğin dakikada, o âdi alışverişin bir ibadet hükmünü alır. O tahattur-u hükm-ü şer'i, bir tasavvur-u vahiy verir. O dahi,şarii düşünmekle bir teveccüh-ü ilâhi verir. O dahi, bir huzur verir. Demek Sünnet-i Seniyyeye tatbik-i amel etmekle bu fâni ömür, bâki meyveler verecek bir hayat-ı ebediyyeye medar olacak olan faideler elde edilir. S.) |
| MAL-İ UHREVÎ: | Âhiret için kazanılan sevap. Uhrevî mal. |
| MEŞAGİL-İ UHREVİYE: | Ahirete ait çalışmalar. Din için yapılan çalışmalar. |
| MUHREC: | (Huruc. dan) Dışarı çıkarılmış, ihrâc olunmuş. * Bir şeyin sureti çıkarılmış. |
| MUHRENBIK: | Başını eğip tınmayan, sükut eden, susan ve fırsat bulduğu gibi fevri söyleyen kimse. |
| MUHRENŞİM: | Azametli, kibirli kimse. * Zayıf ve rengi değişmiş kişi. |
| MUHRENZİM: | Gadaplı, hışımlı, kızgın. |
| MUHREZ: | Kazanılmış, elde edilmiş. * Sudaki balık, av hayvanları v.s. gibi, kimsenin malı olmayıp herkesçe faydalanılan bir şeyin ele geçirilmesi. |
| NUHRE: | Kemik dokusunun çürümesi. |
| NUHRE: | Burun deliği. |
| REVAK-I UHREVİYE: | Âhirete açılan yer, mezar. * Cennet bahçesi. Âhiretin mukaddemesi. |
| SUHRE: | Maskara, gülünç, eğlenceli. * Zoraki iş gören, ücretsiz zoraki çalışan kimse ve hayvan. |
| SUHREKÂR: | f. Maskaralık yapan. Maskara. |
| SUHRE: | (C.: Suhar) Geniş ve düz olan iki dağ aralığı. * Kırmızıya benzer renk. |
| UHREVÎ: | Âhirete dair, âhiretle alâkalı. Öteki dünyaya ait. |
| ZUHREFE: | Süslemek, bezemek. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| UHREVÎ : | Âhirete dair, âhiretle alâkalı. Öteki dünyaya ait. |
| UHRA : | Sâir, diğer, başka. Ahir, gayr, son, sonra. |
| UHAH : | Susuzluk. * Galiz, kaba, yoğun. |