Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
UHRE: Bir şeyin sonu.
UHREVÎ: Âhirete dair, âhiretle alâkalı. Öteki dünyaya ait.
İçerisinde 'UHRE' geçenler
A'MÂL-İ UHREVİYE: Ahirete ait iş, hareket ve ibadetler.(Bu dünya, dâr-ül-hikmettir, dâr-ül-hizmettir; dâr-ül-ücret ve mükâfat değil. Buradaki a'mâl ve hizmetlerin ücretleri Berzahta ve Ahirettedir. Buradaki a'mâl, Berzahta ve Ahirette meyve verir. Madem hakikat budur, a'mâl-i uhreviyyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir. Verilse de, memnunane değil, mahzunâne kabul etmek lâzımdır. Çünki: Cennet'in meyveleri gibi, kopardıkça yerine aynı gelmek sırrıyla, bâki hükmünde olan amel-i uhrevi meyvesini, bu dünyada fâni bir surette yemek, kâr-ı akıl değildir. Bâki bir lâmbayı bir dakika yaşayacak ve sönecek bir lâmba ile mübadele etmek gibidir. M.)
ÂMÂL-İ UHREVİYE: Ahirete ait emeller, ümitler ve istekler.
AMEL-İ UHREVÎ: Âhirete ait amel. (Ey nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevi istersen ve herbir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faideli görmek istersen ve âdetini ibadete ve gafletini huzura kalbetmeyi seversen, Sünnet-i Seniyyeye ittiba et. Çünki: Bir muamele-i şer'iyyeye tatbik-i amel ettiğin vakit, bir nevi huzur veriyor. Bir nevi ibadet oluyor. Uhrevi çok meyveler veriyor. Meselâ: Bir şey'i satın aldın. İcab ve kabul-ü şer'iyyeyi tatbik ettiğin dakikada, o âdi alışverişin bir ibadet hükmünü alır. O tahattur-u hükm-ü şer'i, bir tasavvur-u vahiy verir. O dahi,şarii düşünmekle bir teveccüh-ü ilâhi verir. O dahi, bir huzur verir. Demek Sünnet-i Seniyyeye tatbik-i amel etmekle bu fâni ömür, bâki meyveler verecek bir hayat-ı ebediyyeye medar olacak olan faideler elde edilir. S.)
MAL-İ UHREVÎ: Âhiret için kazanılan sevap. Uhrevî mal.
MEŞAGİL-İ UHREVİYE: Ahirete ait çalışmalar. Din için yapılan çalışmalar.
MUHREC: (Huruc. dan) Dışarı çıkarılmış, ihrâc olunmuş. * Bir şeyin sureti çıkarılmış.
MUHRENBIK: Başını eğip tınmayan, sükut eden, susan ve fırsat bulduğu gibi fevri söyleyen kimse.
MUHRENŞİM: Azametli, kibirli kimse. * Zayıf ve rengi değişmiş kişi.
MUHRENZİM: Gadaplı, hışımlı, kızgın.
MUHREZ: Kazanılmış, elde edilmiş. * Sudaki balık, av hayvanları v.s. gibi, kimsenin malı olmayıp herkesçe faydalanılan bir şeyin ele geçirilmesi.
NUHRE: Kemik dokusunun çürümesi.
NUHRE: Burun deliği.
REVAK-I UHREVİYE: Âhirete açılan yer, mezar. * Cennet bahçesi. Âhiretin mukaddemesi.
SUHRE: Maskara, gülünç, eğlenceli. * Zoraki iş gören, ücretsiz zoraki çalışan kimse ve hayvan.
SUHREKÂR: f. Maskaralık yapan. Maskara.
SUHRE: (C.: Suhar) Geniş ve düz olan iki dağ aralığı. * Kırmızıya benzer renk.
UHREVÎ: Âhirete dair, âhiretle alâkalı. Öteki dünyaya ait.
ZUHREFE: Süslemek, bezemek.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
UHREVÎ : Âhirete dair, âhiretle alâkalı. Öteki dünyaya ait.
UHRA : Sâir, diğer, başka. Ahir, gayr, son, sonra.
UHAH : Susuzluk. * Galiz, kaba, yoğun.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...