Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ULİ: Sâhib. Ehil.
İçerisinde 'ULİ' geçenler
ACULİYET: Acelecilik. Sabırsızlık.
ADEM-İ MES'ULİYET: Mes'uliyetsizlik, sorumsuzluk.
ADULÎ: Gemici, mellah.
DUHULİYE: Eskiden, satılmak üzere şehir ve kasabalara getirilen her cins ticaret malından alınan vergi. * Bir yere girmek için verilen para.
EKULÎ: Oburluk.
FUZULÎ: Fazladan olup boşu boşuna söylenen söz. İşe yaramayan. Boşu boşuna. * Boşboğaz. Ahmak. Vazifesinden hariç lüzumsuz şeye teşebbüs eden. * Haksız olarak fiile çıkarılan iş. * Fık: Şer'î izin olmadığı halde diğer bir kimsenin hakkında tasarruf eden kimse. * Büyük bir şâir ismidir. Türk Divan Edebiyatı'nın birçok sahalarında kuvvetli te'sir ve nüfuz sâhibi olan bu büyük şâir, Azeri-Osmanlı edebiyatı kurucularındandır. Türkçe, Arabça, Farsça manzum ve mensur birçok eserler yazmıştır. Leylâ ile Mecnun mesnevisi meşhurdur. Milâdi 16. asırda yaşımış ve tâundan 1555'de vefat etmiştir. Asıl adı Mehmed'dir.
HAMULÎ: Tahammüllülük, sabırlılık, dayanıklılık.
KULİS FAALİYETİ: Toplantı yapılan yerlerde, toplantı haricinde çeşitli grupların yaptığı gizli çalışma.
MAHLULİYET: Mahlul olma hali, mahlulluk.
MAKBULİYET: Beğenilmişlik, makbullük.
MAKTULÎN: (Maktul. C.) Öldürülmüş insanlar. Vurulmuş veya katledilmiş kimseler.
MA'KULİYET: Akla uygunluk, mantıki oluş. * Menkul olmayış.
MA'LULÎN: (Ma'lul. C.) Sakatlar. Hastalıklı ve illetli kimseler.
MA'LULİYET: Hastalıklı olma, illetlilik.
MA'ZULÎN: (Ma'zul. C.) İşinden çıkarılmış olan kimseler. Azledilmişler.
MA'ZULİYET: Azledilme hâli. Açıkta kalınış.
MEBZULÎ: Bolluk, çokluk, kesret.
MEBZULİYYET: Ucuzluk. Bolluk.
MEBZULİYYET-İ ELVAN: Renk bolluğu.
MECHULİYET: Bilinmezlik, mechullük.
MEDLULİYYET: İşâret ve delil olma hâli.
MES'ULİYET: Mes'ul olma hâli. Yaptığı iş ve hareketten hesap vermeğe mecbur oluş.
MEŞGULİYET: Meşgul olma, bir iş yapma. * Uğraşılan ve meşgul olunan şey.
MULİ': Tutkun, düşkün, ihtiraslı.
MULİF: (Ülfet. den) Alışık, alışmış. Ülfet etmiş.
MULİM: (Elem. den) Elem ve keder verici.
PEJULİDE: f. Solmuş, bozulmuş, dağılmış, karışmış.
SULİYY: Ateşin yanması.
ŞAKULÎ: Şâkule bağlı, onunla alâkalı, onunla nisbeti olan şey. Geo: Düşey.
TUFULİYYET: (Tufulet) Çocukluk. Küçüklük. Yavru oluş. * Ter u tazelik.
USULİYYUN: Fıkıh usulüyle uğraşan İslâm âlimleri. Usul-ü Fıkıh müellifleri.
ZELULÎ: Başı yumuşak. Dayanıklı. Sabırlı, tahammüllü.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ULA : Birinci, ilk, evvel. * Eskiden vezirlikten sonra gelen sivil rütbe.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...