Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ULA: Birinci, ilk, evvel.
Eskiden vezirlikten sonra gelen sivil rütbe.
ULA: Şanlı, şerefli kimse.
ULALE: Süt bakiyyesi.
Her nesnenin bakiyyesi, artığı.
ULASE: Yağ. Birbirine karışmış olan iki şey.
ULAT: Demir örs.
Üstünde keş kurutulan taş.
İçerisinde 'ULA' geçenler
ABDULAZİZ: 32. Osmanlı Padişahıdır. Hilâfeti (Hi: 1277-1293) seneleri arasındadır. Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından bilek damarları kesilerek şehid edilmiştir.
ACULÂNE: Acele edene yakışır suretde.
BİT-TARİK-İL ULA: Birinci usul veya yol ile. Elbetteki. Evleviyetle.
BUSULA: Pusula.
CEHÛLÂNE: Pek câhilcesine.
CEMRE-İ ULÂ: Birinci cemre ki, havaya düşer.
CULAH: f. Örümcek, ankebut. * Çulha, yâni dokuyucu, nessâc.
CÜMÂD-EL-ÛLÂ: Arabi ayların beşincisi. Cemazi-yel-evvel.
CÜMLE-İ ÛLÂ: Birinci cümle. Evvelki cümle.
DEF'A-İ ULÂ: Birinci olarak, ilk defa.
EKULÂNE: f. Oburcasına.
FULAD: Çelik.
FUZULAT: Ziyade olup işe yaramayan şeyler. Fazlalıklar.
FÜZULAT: (Bak: Fuzulât)
ÇAMULARİ: Himalaya dağlarına bağlı bir dağ silsilesi.
GULAM: Genç, delikanlı. Bıyığı henüz bitmemiş genç. * Esir, hizmetçi, köle.
GULAME (GULME): Cima arzusu.
GULAMİYE: Tar: Cizye ve diğer vergileri tahsil edenlerin topladıkları paraların hazine veznesine teslim edilişi esnasında cizye veya vergi harç pusulalarının her biri için kendilerine verilen tahsil âidatı.
GULAMPARE: Dost, sevgili, mahbup. (Halk ağzında kulampara şeklinde kullanılır.)
GULAN: Tadı ekşi olan ilâçlar.
GULANE: f. Üstün bir gayretle. Yüksek bir himmetle.
GULAT: (Gali. C.) Dinde, mezhebte çok ileri salâbet gösterenler. * Galeyân edenler.
GULAZ: Kalın, kaba.
HAL' (HULÂE): Debbâğların dibâgat ettikleri derinin kazıntısı. * Vurmak. * Men etmek, engel olmak. * Hediye vermek, atâ etmek. * Cima etmek.
HAMULANE: f. Tahammüllü kimseye yakışır şekilde.
HÂRİKULÂDE: Fevkalâde, âdetin hâricinde bulunan şey, eser. Görülmedik derecede. Son derece kıymet ve ehemmiyeti hâiz olan şey.
HEYULA: Zihinde tasarlanan korkunç hayal. * Gösteriş ve iriliği olduğu halde hiçbir te'siri ve değeri olmayan şey. * Eski felsefede: Eşyanın aslı ve gerçek olan kısmı. Madde. (Bak: Esir)
HEYULÂNİYYUN: Maddeciler.
HULA': Büyük emir (iş).
HULABİS: İnce ses.
HULAK: Boğaz ağrısı.
HULALET: Samimi dostluk arkadaşlık.
HULAM (HULLÂN): Kurban olmayan küçük oğlak.
HULASA: Bir şeyin, bir bahsin özü. Kısaca esası.
HULASA-İ KELÂM: Sözün hülâsası. Sözün özü.
HULASAT-ÜL HULASA: Hulâsanın hulâsası. Özünün özü. * Ayet-ül Kübrâ Risâlesinin hülâsası.
HULASATEN: Kısaca, özet olarak, hülâsa olarak, muhtasaran.
HULAVE: (C.: Halâvi) Kafanın ortası.
KABAKULAK: Tıb: Daha ziyade tükrük bezlerini şişiren bulaşıcı ve ateşli bir hastalık.
KADEME-İ ULÂDA: İlk basamakta. Başlangıçta.
KULA': Ağız ağrısı.
KULAA: Suyu emip yarılmış ve yerden koparılmış balçık. * Büyük taş.
KULAB: f. Büyük dalga. * Göl, büyük havuz.
KULAB: Bir çeşit deve hastalığı.
KULAFE: Kılıf, kın, kabuk. Zarf.
KULAKIL: İhlâs ve Muavvezeteyn sureleri.
KULAL: Az, kalil.
KULAME: Tırnak kesintisi. Kesinti.
KULAMETEYN: İki tırnak kesintisi. Parantez. ( )
KULKULANİ: Üveyik kuşuna benzer bir kuş.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ULALE : Süt bakiyyesi. * Her nesnenin bakiyyesi, artığı.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...