Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| URA: | Çıplaklık. |
| URA': | İlmek yapmak. |
| URA'IR: | (C.: Arâır) Semiz etli deve. Şerefli adam. Kavmin reisi. |
| URAM: | Eti soyulmuş kemik. Çokluk. Kötü ahlâk. Şiddetli muhâlefet. Çocuğun edepsizlik yapması. |
| URAME: | Hiddet. şiddetli muhalefet. Kötü ahlâk. Edepsizlik etmek. |
| URAT: | (Uryan. C.) Elbisesi olmayanlar. Çıplaklar, uryanlar. |
| URAZA: | Misafire çıkarılan yiyecek. Hediye, armağan. |
| İçerisinde 'URA' geçenler | |
| AKURÂNE: | f. Kuduzcasına, kudurmuşcasına, saldırırcasına. |
| AMUD-U NURANÎ: | Nurdan sütun, nurlu sütun. |
| BERMURAD: | f. Emeline kavuşan, arzusu yerine gelen, dileğine eren. |
| BEYT-İ MURASSA': | Edb: Mısrâların ikisi de kafiyeli olan beyit. |
| BURA: | (Bak: Bevr) |
| BURAHA: | şiddet. Ezâ ve meşakkat. |
| BURAK: | Binek. Cennet'e mahsus bir binek vâsıtası.(Kelimenin kökü; (Berk) dir. Burak'ın Hadis-i Şerife göre ta'rifi: "Merkepten büyük, katırdan küçük hacimde bir dâbbe ki; ayağını gözünün müntehasına basar." Bu ise bir berk ve elektrik sür'atini anlatır. (E.T. sh: 3150) |
| CESURÂNE: | f. Yiğitçesine, cesaretli olarak, yüreklice, cesaretle. |
| DÂR-I ŞURA-YI ASKERÎ: | 1296 yılında lağvolunan bu yüksek askeri meclis 1253 yılının muharrem ayında kurulmuştu. 1259 tarihinde çıkarılan kanun ile vazifesi tesbit edildi. Askeri ve mülki ricâlden onbir daimi, altı tane ise geçici azası bulunan bu mecliste bir reis ve bir de müftü yer alıyordu. |
| DURA-DUR: | f. Uzaktan uzağa. Uzak uzak. Uzun uzadıya. |
| DURAH: | Gökte melâike kâbesi olan beyt-il mâmur. |
| DURAT: | Yellenme. |
| EBU-T-TURAB: | Hz. Alinin (R.A.) bir lâkabı.(Bu isim Hz. Ali Radiyallahu anh, toprak üzerine oturduğu veya yattığından dolayı tevâzuuna işareten Peygamber Efendimiz (A.S.M.) tarafından verilmiştir.) |
| EHL-İ KURA: | Köylerde, kasabalarda yaşayan. |
| FAHURANE: | f. Kendini beğenerek. Kendini medhederek. Çok övünerek. |
| FURAG: | f. Işık, ziya, parıltı. |
| GAYURAN: | (Gayur. C.) Çalışkanlar, gayretkeşler, gayretliler. |
| GAYURANE: | f. Gayretli olan kimseye yakışır şekilde, çalışkan kimseler gibi. |
| GURAB: | (C: Garbân-Egribe) Karga. |
| GURAB-ÜL BEYN: | Alaca karga. |
| GURABE: | f. Kubbeli türbe. |
| GURAF: | Büyük ölçek. |
| HAMMURABİ: | (Bak: Nemrud) |
| HAYT-I NURANÎ: | Nurlu bağlantı. Nurâni râbıta. |
| HEBAEN MENSURA: | Boşuna olarak. Faydasız yere dağılmış. |
| HUCURAT: | (Hücre. C.) Hücreler, odacıklar. |
| HUCURAT SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'de 49. suredir. Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. |
| HURA': | Devenin delirmesi. |
| HURAC: | Tıb: Bedenin çeşitli yerlerinde çıkan çıbanlar. |
| HURACE: | Çıban. * İrinlenme. |
| HURAFAT: | (Hurafe. C.) Aslı esası olmayan, bâtıl rivayetler. Bâtıl inanışlar. Hurafeler. |
| HURAFE: | Uydurma, bâtıl inanış. Masal. Efsane. Yalan hikâye. |
| HURAFE-VARÎ: | f. Hurafeye benzer. Hurafe gibi uydurulmuş. |
| HURAK(A): | Kav dedikleri nesne. * Tuzluk. |
| HURAN: | (Hur. C.) f. İri gözlü. * Cennet kızları. |
| HURAŞE: | Ufak parça, küçük şey. |
| HURAŞE: | Ufak parça, küçük şey. |
| KÂMURAN: | (Bak: Kâmran) |
| KASATURA: | Askerlerin, bellerine bağlayıp taşıdıkları ve süngü gibi kullandıkları düz ve kısa kılıç. |
| KAZURAT: | Pislikler, süprüntüler, insan pisliği. |
| KUNBURA: | (C: Kanâbir) Çökük kuşu. |
| KURA: | (Karye. C.) Karyeler, köyler, kasabalar. |
| KURÂ-YI MÜTECÂVİRE: | Komşu köyler. |
| KURA': | İbâdet eden. |
| KURAA: | Kalem kesintisi. Kalem yongası. |
| KURAB: | (Kurbet. C.) Yakınlar, akrabalar. |
| KÛRABE: | f. Kubbeli mezar, türbe. |
| KURAD: | (C: Kırdân-Ekride) Kene adı verilen böcek. |
| KURAKIR: | Güzel sesli kimse. |
| KÛRÂN: | (Kur. C.) f. Körler. âmâlar. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| URA' : | İlmek yapmak. |
| UR : | Önünde hendek olan istihkâm. Yüksek ve müstahkem yer, toprak tabya. Burç. |