Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
UVA: şiddetli ses. Avaz, sayha.
İçerisinde 'UVA' geçenler
ADEM-İ MUVAFAKAT: Râzı olmayış, muvâfakat etmeme.
AHUVAN: (Ahu. C.) f. Ceylanlar. Karacalar.
AKYUVAR: (Bak: Küreyvât-ı beyzâ)
ALYUVAR: (Bak: Küreyvât-ı hamra)
ASÂKİR-İ MUVAHHİDÎN: Allahın birliğine inanan askerler. İslâm ordusu.
BURJUVA: Fr. Orta halli olup, ne çok zengin ve ne de çok fakir olan halk. Eskiden Avrupa'da köylü ve asilzade olmayıp şehirde yaşayan halka denirdi. Kendi başına işi ve malı olan, ücretle çalışmayan, ferde bağlı iş hayatını güden sınıftan olan.
BURJUVAZİ: Fr. Burjuvaların meydana getirdiği içtimaî (sosyal) sınıf. Avrupa'da burjuvazi, ticaret ve sanayi ile zenginleşti. Soylular sınıfı ile mücadele ederek Fransız İhtilali ile iktidara geldi. İhtilalde işçilerin, köylülerin, fakir halk tabakalarının desteğini sağladı. Onlara eşitlik, hürriyet, adalet vaad etti. İktidara gelince menfaatlerinin bu çalışan sınıflarınkiyle çatıştığını görerek vaadini yerine getirmedi. Buna karşılık olarak işçiler arasında sosyalizm fikriyle teşkilâtlanma başladı. Bu yeni hareket de yalan sözlerle köylülerin desteğini de sağlıyarak Rusya'da 1917'de kanlı bir ihtilalle iktidarı ele geçirdi. Burjuvaziyi ortadan kaldırdı, o da vaatlerini yerine getirmedi. Burjuvazi, mülkiyeti, kişinin hakkı saydı ve kişi tahakkümünü getirdi. Sosyalizm, mülkiyeti cemiyetin ortak hakkı saydı ve cemiyet adına bir azınlığın elinde bulunan devlet tahakkümünü getirdi. Siyasi, hukuki bütün kuvvetleri elinde bulunduğu için devlet tahakkümü çok daha şiddetli, insafsız, zalim ve kanlı olmuştur. İslâm dini mülk sahibi olarak Allah'ı kabul ettiği için kişi tahakkümünü de, devlet tahakkümünü de reddeder. Bu sebeple insanlık için tek kurtuluş yolu İslâm'dır.
DİREKTUVAR: Fr. Fransız ihtilâlinin üçüncü yılında Konvansiyon'un yerine geçen idare şekli.
DUVA: Baykuş sesi.
ÇUVAL-DUZ: Çuval dikmeye yarayan iğne.
EBRUVÂN: f. Kaşlar.
ÇAR-ERKÂN-I CUVANÎ: Padişahın özel hizmetlerinde bulunan ve Enderun'un azamlarından olan dört kişi hakkında kullanılan bir tabirdir.
ÇUVALDIZ: Çuval ve ona benzer çul vs. dikmeye mahsus büyük iğne.
GUVAS: Feryâd edip, "imdat!" diye bağırmak.
GUVAT: (Gavi. C.) Azgınlar, sapkınlar.
HARAC-I MUVAZZAF: Tar: Arazi üzerine her dönüm başına senevi maktuan muayyen bir miktar meblağ olarak alınacak bir vergidir. Buna "harac-ı vazife" adı da verilir. Bu vergi, zimmete taalluk eder ve araziden yalnız bilfi'l intifa edilmekle değil, intifaa temekkün ile de tahakkuk eder. Binaenaleyh, böyle bir araziyi sahibi kasden muattal bırakacak olsa, vergisini yine vermek mecburiyetindedir. (O.T. D.S.)
HATT-I MUVÂSALA: f. Erişme ve vâsıl olma yolu. Birbirine kavuşup buluşma ve birleşme yeri. Birbirine münasebet kurabilme yolu.
HİNDUVANE: f. Kavun, karpuz.
HİNDUVANÎ: Hindî kılıç.
HUNZUVANE: Kin tutmak. * Büyüklenmek, kibirlenmek.
HUTUVAT: (Hutvât-Hutevat) (Hutve. C.) Adımlar. İzler. Yollar. Eserler. * Şeytanın aldatmaları.
HUTUVAT-I SİTTE: Altı adım. (Kur'an-ı Kerim'deki "Hutuvat-üş şeytan" tabirinden istifaze ile, şeytanların ve onların insî mümessilleri olan şerir insanların fitnekâr ve dalâlete sevkedici adımları, izleri ve desiseleri gibi mânalarla alâkalı olarak "bir mühim eser"e verilen isim) Şeytanın altı desisesi.
HUVA: Tembel olmak.
HUVAKA: Süprüntü.
HUVAR: Bağırış, çığlık, sayha, avaz.
HUVAR: (C.: Ahvire-Hırân-Hurân) Anasından ayrılmayan deve yavrusu. (Anasından ayrılsa "fasil" derler.)
HUVASE: (C.: Huvâsât) Karışık cemaat.
KEFALET-İ MUVAKKATA: Geçici bir zaman için kefil olma.
KUVÂ: (Kuvvet. C.) Güçler. Kuvvetler. * Hisler. Hasseler. Takatler. * Şeriatın birer hükmü.
KUVÂ-İ DİNİYE: Dinî kuvvetler.
KUVÂ-İ HAMSE: Beş duygu.
KUVÂ-YI MİLLİYE: Milli kuvvetler. Bir milletin sahib olduğu kuvvetleri. * İstiklâl harbinde Anadoluda kurulan hükümet ve bu hükümetin askeri kuvvetleri.
KUVÂ-YI SELÂSE: Üç kuvvet. (Kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye ve kuvve-i akliye.)
KUVÂ-YI UMUMİYE: Umumi kuvvetler.
KUVA': Erkek tavşan.
KUVAM: Koyunun ayaklarını tutan bir hastalık.
KUVARE: Yuvarlak parça (ki gömlek yakasından veya kavun, karpuz başından keserler.)
MUVAADE: Sözleşme, va'dleşme.
MUVAAZA: (Va'z. dan) Va'z ve nasihat etme.
MUVACEHAT: Yüzleşmeler. Yüzyüze gelmeler.
MUVACEHE: Karşı, ön. * Yüzyüze gelme. Yüzleşmek. * Huzurunda olmak.
MUVACEHETEN: Karşı karşıya. Yüz yüze.
MUVADAA: Düşmanlığı bırakıp barışma. Adaveti bırakıp sulh etme. * Vedâlaşma.
MUVAFAKAT: Uygunluk. Uymak. Anlaşmak. Karşılıklı anlaşma. Râzı olma. Müsâade.
MUVAFAKAT-I TARAFEYN: İki tarafın râzı olması.
MUVAFAT: Sözünün eri olma.
MUVAFFAK: Başarmış. Gâyesine erişmiş. Ulaşmış. Başarılı.
MUVAFFAKİYET: (C: Muvaffakiyât) (Vefk. den) Allah'ın yardımıyla başarı gösterme. * Ele geçirme, başarma.
MUVAFFIK: Muvaffak eden. Başarıya ulaştıran.
MUVAFIK: Uygun. Yerinde. Denk.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
UVERA : (Bak: Avrâ)
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...