Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
VİN: f. Siyah üzüm.
Boya, renk.
İçerisinde 'VİN' geçenler
ÂLEM-İ TEKVİN: Devamlı değişen. Vücud ve hudus âlemi.
ASVİNE: (Sunvân. C.) Elbise koymaya yarayan dolaplar. Gardroplar.
AVİND: f. İlk, evvel, önce.
AVİNE: (Evân. C.) Vakitler, zamanlar, anlar. Devirler.
AVİNETEN: Ara sıra, tesadüfen.
ÂYÂT-I TEKVİNİYE: Tekvinî âyetler. (Bak: Tekvin)
CEVİN(E): f. Arpadan yapılmış şey. Arpa unu.
DARVİNCİLİK: 19. yy.da yaşamış İngiliz düşünürü Darwin'in kurduğu bir nazariye, görüş. "Evrim teorisi: Tekâmül nazariyesi" adıyla da anılan bu görüşe göre; insan dâhil bütün canlıların başlangıçta tek hücreli canlı olarak meydana geldiklerini, sonra tesadüfen nesilden nesile farklılaşıp başkalaştığını, bu tesadüfî değişikliklerden çevre şartlarına uygun olanlara sahip canlıların yaşadığını, diğerlerinin yok olduğunu, böylece canlıların gittikçe mükemmelleşerek bugünkü şekle girdiğini, insanın da maymun soyundan geldiğini iddia eder. Bu iddianın ortaya atıldığı zamanlarda canlı hücrenin kimyasal ve genetik yapısı bilinmiyordu. Hücre, canlının basit bir yapı taşı zannediliyordu. Bugün elektromikroskoplar sayesinde canlının kimyasal ve genetik yapısıyla ilgili büyük ve önemli keşifler yapıldı. Canlıların sahip oldukları vasıfların hücre çekirdeğinde yer alan ve genlerin yapısını meydana getiren DNA denilen protein moleküllerinde nasıl muhafaza edildiği ve bunların nasıl babadan oğula geçtiği açıklanmıştır. Gerek genlerin, gerek hücrenin yapısında yer alan çeşitli protein molekülleri 20 çeşit amino asit adı verilen daha küçük parçacıkların çeşitli şekilde birleşmesinden meydana gelmiştir. Amino asitlerin meydana gelişi bir yana DNA moleküllerinin ve diğer protein moleküllerinin herbirinin tesadüfen meydana gelip gelemiyeceği matematik olarak hesaplanmıştır. Bir hücredeki tek bir molekülün meydana geliş ihtimali 1 sayısının önüne 240 tane sıfır koyarak elde edilen sayı kadar molekül meydana gelse bunlardan yalnız biri işe yarıyan bir molekül olabilirdi. Tesadüfen bu kadar çok sayıda kimyasal birleşim olabilmesi için kâinatın ömrünün trilyonlarca defa daha fazla zamanın geçmesi gerekir. Daha doğrusu imkânsızdır. Canlı hücrenin bütün moleküllerinin bu şekilde tesadüfen bir araya gelip hücreyi meydana getirmelerini hayal etmek bile imkân dahilinde değildir.Tesadüfen bir hücrenin meydana gelişini açıklamak imkânsız olunca yer yüzündeki bunca canlının tesadüfen meydana geldiğini iddia etmek ise ilim ve akıl dışı bir vehimden başka birşey değildir. İlim adamlarının laboratuvarda yaptıkları çalışmalar sonunda bir canlının değişip başka bir canlı haline gelemiyeceği de ispatlanmıştır. Sirke sineği üzerinde yapılan deneyler sonunda sinekten daha mükemmel bir canlı meydana gelmemiş, aksine kesik kanatlı, hastalıklı, sakat bir yavru sinek doğmuştur. Canlılar "mütasyon" denilen bir kazaya uğradıkları zaman ancak sakat bir yavru meydana geliyor. Kazaya uğrıyan bir araba, jet uçağına dönüşmez, sadece kazalı bir araba meydana gelir. Tek hücreyi yaratan da insanı yaratan da birdir. O da atomdan yıldızlara kadar her varlığın yaratıcısı olan Allah'tır.
DEVAVİN: (Divân. C.) Divânlar, eski şairlerin şiirlerini topladıkları kitablar.
EMR-İ TEKVİNÎ: Yaradılışa ait İlâhi kanun ve nizam. Tekvine dair işler, hâdiseler, maddeler. Fıtri kanunlar ve Âdetullahın tazammun ettiği emirler. (Meselâ ilmin i'tâsı, mânen ameli emrediyor. Zekânın i'tası ilmi emrediyor. İstidadın bulunması zekâyı, aklın verilmesi ma'rifetullahı, kudretin verilmesi çalışmayı, cesaretin verilmesi cihadı mânen ve tekvinen emrediyor. İ.İ.)
EVAMİR-İ TEKVİNİYE: Tekvine âit emirler.(Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelân-ı nümuv der: "Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim", doğru söyler. Yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der: "Piliç olacağım", Biiznillâh olur, doğru söyler. Bir avuç su, meyelân-ı incimad ile der: "Fazla yer tutacağım", metin demir onu yalan çıkaramaz, sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelânlar iradeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellileridir, cilveleridir. M.) (Bak: Emr-i tekvinî)
EVAVİN: (İyvan. C.) Büyük salonlar, sofalar, holler. Kasırlar, köşkler.
EVİND: f. Hud'a, hile, aldatma, oyun.
FAVÎNA: Ud-us salib dedikleri nesne ki iki sınıftır; biri erkek olup uzundur, biri dişidir ki ondan kısa olur ve ikisi de kafasızdır.
İLÂN-I TEKVİNÎ: Umumi âfetler ve gök taşları düşmesi gibi Cenab-ı Hakk'ın tekvinî âyetleri ve ibretli hâdiseleri ile hakaik ve hikmet-i İlâhiyesini ilân edip bildirmesi.
İLVİNAN: Renklenme, televvün.
MAAVİN: (Maunet. C.) Yardımlar, muâvenetler. * Yol yiyecekleri. Azıklar.
MED'UVVÎN: (Med'uvv. C.) Davetliler, davet olunmuşlar, çağrılmış olanlar.
MUAVİN: Yardımcı. Yardım eden. Vekil. * Mekteblerde ve resmi dairelerde müdürden sonra gelen idare memuru.
MÜDEVVİN: Tedvin eden. (Bak: Tedvin)
MÜHEVVİN: Hiffet ve kolaylık gösteren. Kolaylaştıran.
MÜKEVVİN: Yaratan, yapan (Allah C.C.). Tekvin eden. (Bak: Tekvin)
MÜKVİN: Yumurtası çok olan kertenkele.
MÜLEVVİN: (Levn. den) Boyanan. * Renk veren. Telvin eden.
MÜTEAVİN: (Avn. dan) Yardımlaşan. Birbirine yardım eden.
MÜTEHAVİN: (Hevn. den) İşinde gevşek ve kayıtsız olan. Bir işe ehemmiyet vermiyen, mühimsemiyen.
MÜTEKEVVİN: Hâsıl olan. Mevcud bulunan. Var olan.
MÜTELEVVİN: Renkten renge giren. Halden hale geçen. Kararsız. Dönek.
MÜTEMEVVİN: İyâline çok nafaka veren. Ailesine, çoluk çocuğuna iyi bakan.
NEVİN: f. Yeni, yepyeni, yeni şey.
PEJVİN: f. Kirli, pis. Çirkin.
PERVİN: f. Ülker denilen yedi yıldızın tamamı.
TAHVİN: (C.: Tahvinât) Birisine hâin deme. Hıyânet nisbet etme.
TA'VİN: Evde kâhyâ kadın.
TEDVİN: Bir araya toplayarak tertipleme. * Edb: Aynı mevzuya ait bahisleri, çalışmaları bir araya getirip kitap hâline getirme.
TEHVİN: (Hevn. den) Kolaylaştırma. * Ucuzlatma. Ucuzlatılma. * Alçaltma. Alçaltılma. * Cevr ve hakaret eylemek. Saymamak. Hakir görmek.
TEKVİN: Var etmek. Meydana getirmek. Yaratmak. * İlm-i Kelâmda: Cenab-ı Hakk'ın sübutî bir sıfatıdır ve ademden vücuda getirmesi, icad etmesidir.
TEKVİNÂT: (Tekvin. C.) Tekvinler, var etmeler, yaratmalar.
TEKVİNİYE: Yaratmağa, tekvine ait. Tekvinle alâkalı.(Evamir-i şer'iyeye karşı itaat ve isyan olduğu gibi, evamir-i tekviniyeye karşı da itaat ve isyan vardır. Birincisinde mükâfât ve mücazatın ekseri âhirette; ikincisinde, ağlebi dünyada olur. Meselâ: Sabrın mükâfatı zaferdir, ataletin mücazatı sefalettir, sa'yin sevabı servettir. Sebatın mükâfatı galebedir. M.)
TELVİN: (Levn. den) Renk verme. Boyama. Boyanma.
TENVİN: Gr: Kelimenin sonunu "en, in, ün" diye okumak. Veya öyle okutan işaretin adı.
TENVİN-İ TENKİR: Kelimenin belirsizliğine işaret olan tenvin işareti. Harf-i tarifsiz kelime tenvin kabul ettiğinden yani, nekre olduğundan tenvinli olan harfin durumu.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
VİÂ' : (C.: Eviye) Kap, içinde bir şey konulabilen zarf.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...