| Kelime | Anlam |
|---|
| VAÎ: | (C: Vuât) Hâfız. |
| VAÎD: | İyiliğe sevk veya kötülükten kurtarmak için ileride olacak kat'i hâdiseleri haber vererek korkutmak. Cehennemi haber vermek. (Bak: Va'd) |
| VAİF: | Davar yürüdüğünde karnından işitilen ses. |
| VÂİZ: | Nasihat veren. Dinî mes'eleler üzerinde öğüt veren.(Ben vâizleri dinledim. Nasihatları bana tesir etmedi. Düşündüm. Kasavet-i kalbimden başka üç sebep buldum:Birincisi: Zaman-ı hâzırayı zaman-ı sâlifeye kıyas ederek yalnız tasvir-i müddeâyı parlak ve mübalâğalı gösteriyorlar. Tesir ettirmek için; isbat-ı müddea ve müteharri-i hakikatı ikna' lâzım iken ihmal ediyorlar.İkincisi: Bir şeyi tergib veya terhib etmekle ondan daha mühim şeyi tenzil edeceklerinden muvazene-i Şeriatı muhafaza etmiyorlar.Üçüncüsü: Belâgatın muktezası olan hale mutabık, yani ilcâat-ı zamana muvafık, yani teşhis-i illete münasib söz söylemezler; güya insanları eski zaman köşelerine çekiyorlar, sonra konuşuyorlar.Hâsıl-ı kelâm: Büyük vâizlerimiz hem âlim-i muhakkik olmalı, tâ isbat ve iknâ etsin. Hem hakîm-i müdakkik olmalı, tâ muvazene-i Şeriatı bozmasın. Hem beliğ-i mukni' olmalı, tâ mukteza-yı hal ve ilcâat-ı zamana muvafık söz söylesi ve mizan-ı Şeriatle tartsın. Ve böyle olmaları da şarttır. İk. M.) (Bak: Hissiyat) |
| VAİZÎN: | (Vâizûn) Vâizler. Halka nasihat verenler. |
| İçerisinde 'VAÎ' geçenler |
|---|
| AVAİD: | (Âide. C.) İratlar, gelirler. Aidat. * Tahsisât. |
| AVAİK: | (Âika. C.) Mânialar. Engeller. Müşküller. * Nuh (A.S.) Kavminin sonradan taptıkları bir put ismi. |
| BAHR-İ MUHİT-İ HAVAÎ: | Yıldızların, seyyarelerin içinde dolaştığı feza. Büyük feza denizi. |
| BEVAİK: | (Bâika. C.) Belâlar, musibetler, felâketler, âfetler. |
| CEVAİB: | Halk arasında gezen haberler. |
| CEVAİZ: | (Câize. C.) Câizeler, verilen bahşişler, armağanlar. |
| DEVAÎ: | (Devâiye) İlâç cinsinden. İlâca âit ve müteallik. Devaya dâir. |
| DEVAİ: | (Dâiye. C.) Batından, içten gelen bir duyguyu teşvik edici hâlât. |
| DEVAİR: | (Dâire. C.) Daireler. Resmî işlerin görüldüğü yerler. |
| DEVAİR-İ ASKERİYE: | Askerî daireler. |
| DEVAİR-İ DEVLET: | Devlet daireleri. |
| DEVAİR-İ MÜTEDAHİLE: | İç içe daireler. |
| DEVAİR-İ RESMİYE: | Resmî daireler. |
| EVAİL: | Başlangıçlar, önler, evveller, eskiler. |
| EVVEL-ÜL-EVÂİL: | Evvellerin evveli. * Hâdiselerin başlangıcı. |
| FEVÂİD: | (Fayda. C.) Faydalar. Faydalı şeyler. |
| FEVÂİD-İ ME'MULE: | Umulan faydalar. |
| FEVAİH: | (Fâih. C.) Meyve ve çiçek kokuları. |
| FEVAİT: | (Fevt. C.) Fevt olmuş şeyler. * Vaktinde kılınmamış namazlar. |
| GAVAİL: | (Gaile. C.) Musibetler, belâlar. * Dertler, sıkıntılar, kederler, hüzünler. * Felâketler, âfetler.GAVALÎ $ (Galiye. C.) Güzel kokular. |
| HAVAÎ: | (C.: Havâiyât) Havaya âit ve müteallik. Hava ile alâkalı. * Heves ve nefis hesabına olan, boşuna veya çirkin. Günahlı iş. Nefsâni hâl ve hareketler. |
| HAVAİC: | (Havâyic) İhtiyaçlar. Hâcetler. Gerekli ve lüzumlu şeyler. |
| HAVAİC-İ ASLİYE: | Fık: Mesken ile, eve lüzumlu eşyadan ve kışlık, yazlık elbise ile lüzumlu silâhtan, âletten, kitaptan ve binek (hayvan) ile hizmetçi ve bir aylık - sahih görülen diğer bir kavle göre; bir senelik - nafakaya mahsus erzaktan ibârettir. |
| HAVAİC-İ ZARURİYYE: | Zaruri ihtiyaçlar. Giderilmesi lüzumlu olan ihtiyaçlar. |
| HAVAİYYAT: | Havâi şeyler ve sözler. |
| HEVAÎ: | f. Ciddi şeylerle alâkasız. Nefsine düşkün. Nefsine ve şehvetine mağlub. Hevâ ve hevese âit ve müteallik. |
| HEVAİYE: | Hava gibi hafif ve lâtif karakterde olan şeyler. |
| HULF-ÜL VAÎD: | Va'dedilmiş azabı yapmamak, cezâyı yerine getirmemek. (Cenâb-ı Hak kendine isyan edenlerin, günahta devam edenlerin cehenneme gideceklerini beyan ediyor, tehdid ediyor, vaid ile beyanda bulunuyor. Affetmediği takdirde bu vaidinden dönmesi, aslâ adâletine yakışmaz, muhâldir.) |
| KAVAİD: | (Kaide. C.) Kaideler. Hareket porgaramları. Dil öğreten bir kitaptaki kaideler. Arab lisanındaki kaidelerin dercedildiği gramer kitabı. |
| KAVAİD-İ ESASİYE: | Esası teşkil eden temel kaideler. |
| KAVAİM: | (Kaime. C.) Kaimeler. |
| KEVAİB: | (Kâib. C.) Yeni yetişmiş turunç memeli kızlar. |
| LEVAİC: | (Lâice. C.) Kalbleri aşk ateşiyle yananlar. |
| LEVAİH: | (Levâyih) (Lâyiha. C.) Lâyihalar. |
| LEVAİM: | (Lâime. C.) Bir kimsenin yüzüne karşı çekiştirmeler, levmetmeler. Zemmetmeler. Başa kakmalar. |
| MEVAİD: | (Mev'ud ve Miad. C.) Söz verilmiş vakitler. Vaad edilen muayyen, belli zamanlar. |
| MEVAİD-İ KÂZİBE: | Yerine getirilmeyen va'dlar. Yapılmayan va'dlar. |
| MEVAİD: | (Mâide. C.) Sofralar, mâideler. |
| MÜTEVAİD: | Birbirine söz veren. Sözleşen. |
| MÜTEVAİDÎN: | (Mütevâid. C.) Sözleşenler, vaidleşenler, birbirlerine söz verenler. |
| NEVAÎ: | f. Ahenkle, makamla ilgili. |
| NEVAİB: | (Naibe. C.) Musibetler, kazalar, belâlar. |
| NEVAİB-İ EYYAM: | Günlerin belâları. |
| NEVAİR: | (Naire. C.) Ateşler, alevler. |
| NEVAİR: | (Naure. C.) Bostan dolapları. |
| REVAİD: | Göçebe topluluk. |
| REVAİH: | (Bak: Revâyih) |
| SAVAİK: | Saikalar, yıldırımlar. |
| SAVAİK-İ RAHMET: | Rahmet yağmur ve yıldırımları. |
| SEVAÎ: | İpek kumaş. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| VAÎD : | İyiliğe sevk veya kötülükten kurtarmak için ileride olacak kat'i hâdiseleri haber vererek korkutmak. * Cehennemi haber vermek. (Bak: Va'd) |
| VA : | f. "Arkada, geri" mânâlarına gelerek birleşik kelimeler yapar. |