Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| VAHİ: | Mânâsız, saçma. Ehemmiyetsiz. Ahmak. Düşkün. Zaif. |
| VAHİYÂT: | (Vâhiye. C.) Mânasız, faydasız ve ehemmiyetsiz şeyler. |
| VÂHİB: | (Vâhibe) Bağışlayan, veren, ihsan eden, hibe eden. |
| VÂHİB-ÜL ATÂYÂ: | Hediyeler bağışlayan. Bağışlar ihsan eden. (Cenab-ı Hak (C.C.) |
| VÂHİB-ÜL HAYAT: | Hayatı bağışlayan, hayat veren Allah (C.C.). |
| VÂHİD: | Bir, tek, biricik. Eşi, benzeri, cüz'ü, parçası olmayan Allah (C.C.) Ferid. |
| VÂHİD-İ İ'TİBARÎ: | Hakikatta olmayıp varlığı farazî olarak kabul edilen bir şey. Varlığına itibar edilen şey. (Ağırlık için kilo, uzunluk için metre bir vâhid-i itibarîdir.) |
| VÂHİD-İ KIYASÎ: | Bir şeyin miktarını ve sair hususiyetlerini ölçmek için kendi cinsinden değişmez olarak tayin edilen parça veya miktar. Meselâ: Uzunluğun "vâhid-i kıyasîsi" metredir. Hava tazyiklerinin ve sıcaklıklarınınki de derecedir. |
| VAHÎD: | Yalnız, tek. Hz. Peygamber'in de (A.S.M.) bir ismidir. Benzeri bulunmayan, hiçbir mahlukla müsavi olmayan ve tek olan (meâlindedir). |
| VAHÎD-ÜD DEHR: | (Vahîd-üz zaman) Zamanın, devrin eşi bulunmaz tek insanı. |
| VÂHİDEN: | Vâhid olarak. Tek olarak. |
| VÂHİDİYYET: | Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) umum eşyada birden birlik tecellisi.(Vâhidiyyet ise, bütün o mevcudat birinindir ve birine bakar ve birinin icadıdır, demektir. Ehadiyyet ise, herbir şeyde Hâlık-ı Küll-i Şey'in ekser esması tecelli ediyor demektir. Meselâ: Güneşin ziyası bütün zeminin yüzünü ihata ettiği haysiyetiyle vâhidiyet misalini gösterir. Ve herbir şeffaf cüzde ve su katrelerinde Güneş'in ziyası ve harareti ve ziyasındaki yedi rengi ve bir nevi gölgesi bulunması ehadiyyet misalini gösterir. Ve herbir şeyde, hususan zihayatta ve bilhassa herbir insanda o Sâni'in ekser esması tecelli ettiği cihetle ehadiyyeti gösterir. M.) (Bak: Ehadiyyet, Rahmaniyyet, Rabb-ül erbab) |
| VAHİM: | Ağır. Sonu tehlikeli. Çok korkulu. Hazmı güç olan. Zararlı veya faydalı olmayan yemek. |
| VAHİM(E): | (Vehm. den) Vehmeden, kuran, kuruntulu. |
| VAHİME: | Vehim veren, vesvese veren. |
| VAHİN: | Zayıf kimse. |
| VAHİNE: | İyeği kemiklerinin kısaları. |
| VAHİR: | İğne. Diken. |
| VAHİY: | Bir fikrin, bir hakikatın veya emrin Allah (C.C.) tarafından Peygambere bildirilmesi. Lügatte vahiy: Kelâm, kitap, işaret, irsal, ilham, ifham, emir, teshir, bir şeyi harfiyyen i'lâm, bazı hususi maksadları tebliğ gibi mânalara gelir. Şeriatta vahiy: Dilediği ahkâmı, esrar ve hakaikı Peygamberan-ı Zişanına rüya, ilham, kitap, irsal-i melek yollarından biriyle Cenab-ı Hakk'ın bildirip ifham buyurması demektir.(Vahiy ve ilhamın farkları: Birincisi: İlhamdan çok yüksek olan vahyin ekserisi melâike vasıtası ile ve ilhamın ekserisi vasıtasız olmasıdır. Meselâ: Nasıl ki, bir padişahın iki suretle konuşması ve emirleri var. Birisi: Haşmet-i saltanat ve hâkimiyyet-i umumiyye haysiyetiyle bir yâverini bir vâliye gönderir. O hâkimiyetin ihtişamını ve emrin ehemmiyetini göstermek için bazan vasıta ile beraber bir içtima yapar. Sonra ferman tebliğ edilir.İkincisi: Sultanlık ünvanı ile ve padişahlık umumi ismiyle değil, belki kendi şahsı ile hususi bir münasebeti ve cüz'î bir muamelesi bulunan has bir hizmetçisi ile veya bir âmi raiyyetiyle, hususi telefonu ile hususi konuşmasıdır. Öyle de Padişah-ı Ezelî'nin umum âlemlerin rabbi ismiyle ve kâinat Hâlıkı ünvanı ile vahy ile ve vahyin hizmetini gören şümullü ilhamları ile mükâlemesi olduğu gibi; her bir ferdin, her bir zihayatın Rabbi ve Hâlıkı olmak haysiyetiyle hususi bir surette fakat perdeler arkasında onların kabiliyyetine göre bir tarz-ı mükâlemesi var.İkinci fark: Vahiy gölgesizdir, safidir, havassa hastır. İlham ise; gölgelidir, renkler karışır, umumidir. Melâike ilhamları ve insan ilhamları ve hayvanat ilhamları gibi çeşit çeşit, hem pekçok envaiyle denizlerin katreleri kadar kelimat-ı Rabbâniyenin teksirine medar bir zemin teşkil ediyor. Ş.)(Vahiy iki kısımdır:Biri: "Vahy-i Sarihî" dir ki, Resul-i Ekrem (A.S.M.) onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur. Kur'an ve bazı ehadis-i kudsiye gibi.İkinci kısım: "Vahy-i Zımnî" dir. Şu kısmın mücmel ve hülâsası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasviratı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a aittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsil ve tasvirde Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm, bazan yine ilhama, ya vahye istinad edip beyan eder; veyahut kendi ferasetiyle beyan eder. Ve kendi içtihadiyle yaptığı tafsilât ve tasviratı ya vazife-i risalet noktasında ulvi kuvve-i kudsiye ile beyan eder veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder.İşte her hadiste bütün tafsilâtına, vahy-i mahz noktasıyla bakılmaz. Beşeriyetin muktezası olan efkâr ve muamelâtında, risaletin ulvi âsârı aranılmaz. Mâdem bazı hâdiseler mücmel olarak mutlak bir surette O'na vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve teârüf-ü umumi cihetiyle tasvir eder. Şu tasvirdeki müteşabihata ve müşkilâta bazan tefsir lâzım geliyor, hattâ tabir lâzım geliyor. Çünki bazı hakikatlar var ki, temsil ile fehme takrib edilir. Nasıl ki bir vakit huzur-u Nebevîde derince bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: "Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, şimdi Cehennem'in dibine düşmüş bir taşın gürültüsüdür." Bir saat sonra cevap geldi ki: "Yetmiş yaşına giren meşhur bir münafık ölüp, Cehennem'e gitti." Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ın beliğ bir temsil ile beyan ettiği hâdisenin te'vilini gösterdi. M.) |
| VAHİYE: | (Bak: Vahi) |
| İçerisinde 'VAHİ' geçenler | |
| AN-I VÂHİD: | Aniden, birdenbire, bir an. |
| AYN-İ VÂHİD: | Tek gözlü. |
| BEVAHİD: | Musibetler, felâketler, âfetler, belâlar. |
| CEVAHİR: | (Cevher. C.) Cevherler. Çok kıymet verilen ve az bulunan şeyler, çok kıymetli mâden veya taşlar. * Mc: Çok kıymetli söz veya faydalı yazılar. |
| CEVAHİR-İ FERD: | (Cevher-i ferd. C.) Cevher-i ferdler. Zerreler, atomlar. |
| CEVAHİR-ÜL-KELİMAT: | Şemsi adındaki bir zat tarafından Arapçadan Türkçeye kaleme alınan 108 sahifelik bir lügat kitabının adı. |
| DAVAHİ: | Memleket köşeleri. |
| DAVAHİ-S SEB': | Yedi kat gök. |
| DEVAHİ: | (Dâhiye. C.) Büyük belâler. Afetler. Kazâlar. * Çok üstün zekâ sahipleri. |
| DEVAHİL: | (Dâhile. C.) İçler, batınlar. |
| DEVAHİN: | (Dâhine. C.) Duman çıkaran bacalar. |
| EFVAHÎ: | f. Avam sözü, halk kelâmı, ehemmiyetsiz. |
| EHL-İ SEVAHİL: | f. Sahilde, deniz veya göl kenarında yaşayanlar. |
| EVAHİR: | Ahirler, ayın son günleri, sonlar. |
| EVAHİR-İ RAMAZAN: | Ramazan ayının sonları, son günleri. |
| FEVAHİŞ: | (Fâhiş. C.) Fâhiş işler. Bozuk işler. Kötü ve haram olan işler, ameller. |
| GEVAHÎ: | (Bak: Güvahî) |
| GÜVAHÎ: | f. şahitlik. şahitlik etmek. |
| HABER-İ VÂHİD: | Bir sahabeden, bir kişiden veya bir koldan gelen sahih hadis. (Bak: Mütevatir) |
| HEVAHÎ: | Bâtıl nesne. |
| İ'TİKÂL-İ SEVÂHİL: | Kıyıların aşınması. |
| KEVAHİL: | (Kâhil. C.) Sırtlar, arkalar. * Gayretsizler, uyuşuklar, tembeller. |
| KEVAHİN: | (Kâhin. C.) Kâhinler. Falcılar. Gaibten haber verenler. * Alimler. |
| KUVVE-İ VÂHİME: | Vehim ve hayâl duygusu. Kuruntu hâssesi. |
| LAFZ-I VÂHİD: | Tek söz. |
| MASNU-U VÂHİD: | Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) (bir tek olan) san'at eseri. |
| MERRE-İ VÂHİDE: | Bir defa. Bir kere. |
| MEVAHİB: | Hibe olunan şeyler. Karşılıksız verilenler. (Bak: Mevhube) |
| MEVAHİB: | Mevhibeler. İhsanlar, bahşişler. |
| MEVAHİB-İ KUDRET: | Cenab-ı Hakkın verdiği nimetler. |
| MEVAHİR: | Yararak akıp gidenler. (Denizdeki gemi gibi) |
| NESAK-I VÂHİD: | Tek şekilde, tek tarzda, tek biçimde. |
| NEVAHİ: | (Nahiye. C.) Taraflar, yanlar, nahiyeler. |
| NEVAHİ-İ KAZA: | bir kazâya bağlı olan nahiyeler. |
| NEVAHİ-İ MEKKE: | Mekke civarı. Mekke'nin yakınları, nahiyeleri. |
| NEVAHİ: | (Nehy. den) Yasak edilmiş şeyler. * Allah (C.C.)tarafından menedilmiş olanlar. |
| REVAHİ: | (Râhiye. C.) Bal arıları. |
| REVAHİL: | (Râhile. C.) Yük hayvanları. |
| SEVAHİL: | (Sahil. C.) Sahiller, yalılar. Deniz veya ırmak kenarları. |
| SURET-İ ZAİFE-İ VÂHİYE: | Hakikatsız, saçma sapan zayıf suret ve vesvese. |
| ŞEVAHİD: | (Şâhid. C.) Şahitler, şehadet edenler. |
| ŞEVAHİN: | (Şahin. C.) Şahinler, doğan kuşları. |
| TAVAHİ: | Lâşe etrafında dolaşıp uçuşan akbaba kuşları. |
| TAVAHİN: | (Tâhine. C.) Azı dişleri, öğütücü dişler. |
| TAVAHİN: | (Tâhun ve Tâhune. C.) Öğütülmüş şeyler. * Su değirmenleri. |
| VAHİYÂT: | (Vâhiye. C.) Mânasız, faydasız ve ehemmiyetsiz şeyler. |
| VÂHİB: | (Vâhibe) Bağışlayan, veren, ihsan eden, hibe eden. |
| VÂHİB-ÜL ATÂYÂ: | Hediyeler bağışlayan. Bağışlar ihsan eden. (Cenab-ı Hak (C.C.) |
| VÂHİB-ÜL HAYAT: | Hayatı bağışlayan, hayat veren Allah (C.C.). |
| VÂHİD: | Bir, tek, biricik. Eşi, benzeri, cüz'ü, parçası olmayan Allah (C.C.) Ferid. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| VAHİYÂT : | (Vâhiye. C.) Mânasız, faydasız ve ehemmiyetsiz şeyler. |
| VAHA : | Çöl ortasında suyu ve yeşilliği olan yer. |
| VA : | f. "Arkada, geri" mânâlarına gelerek birleşik kelimeler yapar. |