| Kelime | Anlam |
|---|
| VAM: | f. Borç. |
| VAMCU: | f. Borç arayan. |
| VAMDAR: | f. Borçlu. |
| VAMHAH: | f. Alacaklı. |
| VAMIK: | Seven. Âşık, sevdalı. Meşhur bir hikâyede Azra'nın âşığının ismi. |
| VAMÎ: | f. Borçlu. |
| VAMK: | Sevme, muhabbet. |
| İçerisinde 'VAM' geçenler |
|---|
| ÂKİL-ÜL HEVÂM: | Haşaratla beslenen. |
| AKVAM: | (Kavim. C.) Kavimler. Milletler. Toplumlar. |
| AKVÂM-I BEŞER: | İnsan toplumları. İnsan kavimleri. |
| ALE-D-DEVAM: | Devamı üzere. Devamlı olarak. |
| AVAM: | Halktan ilmi irfanı kıt olan kimse. Okuyup yazması az olan. Fakirler sınıfından. * Tas : Hakikata tam erememiş, tevhidin derin hakikatlarından haberi olmayan. * Halkın ekseriyeti. |
| A'VAM: | Yıllar. Seneler. |
| AVAM-FİRİB: | f. Halkın hoşuna gidecek tarzda hareket eden, halkı avlıyan, demagog. |
| AVAMİL: | (Amil. C.) Sebepler. * Ayaklar. * Valiler. Hâkimler. * Gr: Arabçada kelime sonlarının okunuşuna te'sir eden hususları öğreten ilim ve ona dâir kitab. * Birgivi Hazretlerinin "Nahiv" ilmine dâir olan kitabının ismi. |
| AVAM-PERESTANE: | f. Avam kimselere yakışır şekilde. * Şiddetli halk taraftarı olan birine yakışır sûrette. |
| AVAM-PESEND: | f. Halk tarafından beğenilecek olan şey. |
| BERDEVAM: | f. Devam üzere. Devamlı sürüp giden. |
| CEM'İYYET-İ AKVÂM: | (Milletler Cemiyeti) Birinci Dünya Savaşından sonra kurulan ilk Birleşmiş Milletler Cemiyetinin bizdeki adıdır. |
| CEM-UL CEVAMİ': | Eski medreselerde okutulan Dört Hak Mezhebin fıkıh usûlünü içine alan, Usûl-i Fıkh'ın en son kitabı. Müellifi Şâfiî âlimlerinden İbn-üs Sübkî'dir. |
| CEVÂMİ': | Toplu olan şeyler. * Câmi'ler. Mescidler. |
| CEVÂMİ-ÜL KELİM: | Lâfızları az, mânâsı çok kelâmlar, sözler, ibâreler, fıkralar. (Bak: Câmi-ül kelim) |
| CEVAMİD: | (Câmid. C.) Cansız, donmuş şeyler. |
| CEVAMİS: | (Câmus. C.) Camuslar, mandalar, kömüşler, su sığırları. |
| CUMHUR-U AVAM: | Halk tabakası. |
| DEVAM: | Bir halde bulunma, sürekli olma, daimîlik. * Bir işe veya bir memuriyete gidip gelme. * Sebat. |
| DÜVAM: | Sabit ve sakin olmak. |
| DÜVVAME: | Çocukların çevirerek oynadığı bir fırıldak. |
| ERVAM: | (Rumi. C.) Romalılar, Roma imparatorluğu halkından olanlar, rumlar. * Rumiler, Arap diyarının haricinde bulunanlar. |
| E'VAM: | (Bak: A'vam) |
| EVAM: | f. Ödünç, borç. * Renk, levn. |
| EVAMİR: | Emirler, emredilenler, vazifeler. (Bak: Emr) |
| EVAMİR-İ TEKVİNİYE: | Tekvine âit emirler.(Fıtrat yalan söylemez. Bir çekirdekteki meyelân-ı nümuv der: "Ben sünbülleneceğim, meyve vereceğim", doğru söyler. Yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der: "Piliç olacağım", Biiznillâh olur, doğru söyler. Bir avuç su, meyelân-ı incimad ile der: "Fazla yer tutacağım", metin demir onu yalan çıkaramaz, sözünün doğruluğu demiri parçalar. Şu meyelânlar iradeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellileridir, cilveleridir. M.) (Bak: Emr-i tekvinî) |
| GAVAMIZ: | (Gamız. C.) Anlaşılması zor hakikatler. İnce ve derin mes'eleler. |
| HAVAMİS-İ SÜLEYMANİYE: | Tar: Süleymaniye Medresesini teşkil eden medreselerden beşinin müderrisine verilen ünvan. İlk zamanlarda havamis namı altında beş medrese ve beş aded de müderris bulunurken daha sonraları müderrislerin sayıları arttırılmış ve bundan dolayı "havamis" kelimesi de "hamise"ye kalbolunmuştur. Havamis medreseleri sonraları "Hâmise-i Süleymaniye" ismini almıştır. |
| HAVÂSS U AVÂM: | İleri gelen kimseler ve halk. |
| HEVAMM: | Böcekler, haşereler. Pire, tahta kurusu, bit, örümcek, yılan gibi, kışın gizlenip yazın meydana çıkan, insan ve hayvanın vücudundan beslenerek yaşayan, insana zararı dokunan (parazit yaşayan) küçük canlılır. |
| HÜVAM: | Hayranlık hâli. |
| KAVAM: | Adâlet. * Güzel ve uzun boy. |
| KAVVAM: | Nezaret ve muhafaza eden kimse. İşlerin mes'uliyetini üzerine alıp iyi idare eden. |
| KIVAM: | Olgunluk derecesi. Her şeyin en uygun hali. * Mâyi bir şeyin koyulaşmış hali. * Tav. * Durma. * Çağ. * Bir şeyin nizamı. * Doğrular. Dikler. Dik ve doğru çizgiler. |
| KIVAM-I DİN: | Dinin direği. |
| KİMYA-YI AVAM: | Dünyanın kıymetsiz ve fâni olan şeylerini âhiret metalarına feda etmek. |
| KUVAM: | Koyunun ayaklarını tutan bir hastalık. |
| KÜRUR-U A'VAM: | Senelerin birbirini takib etmesi. Yılların ard arda geçmesi. |
| LEVAMİ': | (Lâmia. C.) Parıldayan şeyler, nurlar, parıldamalar. |
| LEVVAM: | (Levvâme) Levm ve itâbedici. Zemmeden, çekiştiren, dedikodu yapan. Serzenişte bulunan. Başa kakan, paylayan. |
| LÜVAM: | Melâmetlik, rüsvaylık, rezil kepaze olmaklık. |
| MEVAMİT: | Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) İncil'deki bir ismi. |
| MÜVAMERE: | Müşavere etmek, istişarede bulunmak. |
| NEFS-İ LEVVAME: | Kötülüğü işledikten sonra fenâlığını hatırlayarak insanı rahatsız eden pişmanlık hâli ve vicdan rahatsızlığı. * İnsanın, kendine ait kötülük ve günahını görüp fenalığını bilen ve hayra meyleden iradesi. |
| NEVAMİS: | (Namus. C.) Namuslar, kanunlar, şeriatlar. (Bak: Desâtir) |
| NEVAMİS-İ İLÂHİYE: | İlâhî kanunlar. (Bak: Şeriat-ı fıtriye) |
| SEVAM: | Yabanda otlayıp gezen hayvan. * (Sâmme. C.) Zehirli hayvanlar. |
| SEVVAM: | (Sâmme. C.) Akrep ve yılan gibi zehirli hayvanlar. |
| SUVVAM: | (Sâim. C.) Oruç tutanlar. |
| ŞEVAMİH: | (Şâmiha. C.) Yüksek yerler, tepeler, yüksekler. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| VAMCU : | f. Borç arayan. |
| VA : | f. "Arkada, geri" mânâlarına gelerek birleşik kelimeler yapar. |