Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
VAZ': (C.: Evza') Koyma, konulma. Bırakmak. Atlamak. Tayin etme, belirtmek. Duruş, hareket, tarz.
VAZ'-I HAML: Doğurma.
VAZ'-I YED: El koymak, sahib çıkmak, tasarruf etmek.
VAZ: f. Terk etme, bırakma.
VAZAAT: Alçaklık, âdilik, bayağılık.
VAZAH: Beyaz ve güzel yüzlü adam.
VAZAHAT: Açıklık, vâzıhlık.
VAZAİF: (Vazife. C.) Vazifeler, işler.
VAZ'AN: Vaz' ile, vaziyeti, durumu itibariyle, yerleştirmek suretiyle.
Asıl lügat mânası cihetinden.
VÂZI': (Vazıa) Koyan. Yerleştiren. Vaz' eden.
VÂZI-I KANUN: Kanun koyan. Kanun yerleştiren. Kanun hazırlayan.
VÂZI-UL YED: El koyan. Eline alan. Bir malı eline geçirmiş olan.
VÂZIH: Açık, ayan, âşikâr. Besbelli. Kapalı olmayan.
Edb: Vuzuhlu söz. Bir okunuşta mânâsı anlaşılacak ifâde.
VÂZIHAN: Açık olarak. Açıkça. Açık açık. Aşikâr surette.
VÂZIHÂT: (Vâzıh. C.) Açık ve meydanda olan şeyler.
VAZÎ': (Vazîa) Alçak, deni, bayağı, âdi.
VAZİFE: Bir kimsenin yapmaya mecbur olduğu iş. Yapılması birisine havale edilen şey. Kıymet verilen iş.
Ücret.(Tarîk-ı Hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenab-ı Hakk'a aid vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler.Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddit defa mağlup eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerası ve etbaı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın; Cenab-ı Hak seni galip edecek." O demiş." Ben Allah'ın emriyle cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam; muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir." İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.Üstad-ı Mutlak, Mukteda-yı Küll, Rehber-i Ekmel olan Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm $ olan ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa'y-ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünki $ sırrıyla anlamış ki: İnsanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmazdı. L.)
VAZİFEDÂR: (C.: Vazifedârân) f. Vazifeli, görevli.
Memur.
VAZİFEHÂR: (C.: Vazifehârân) f. Ücret alan.
VAZİFEŞİNÂS: f. İşini dikkatle yapan. Vazifesini özenerek, severek yapan.
VAZİFETEN: Vazife ile, vazife olarak.
VAZÎH(A): (Vuzuh. dan) Meydanda, apaçık.
VÂZİR: (Vâzire) Günah işleyen. Suç işleyen.
VAZZAH: Meydanda, çok açık, belli.
İçerisinde 'VAZ' geçenler
AKD-İ MUAVAZA: Hibe ve sadaka gibi teberruattan olmayıp iki taraftan ivaz verilerek yapılan akd, ivazlı akd. Satış, trampa gibi.
AKVAZ: (Kavz. C.) Kum tepeleri.
AVAZ: Nefret. İkrah. Bir şeyi kerahetle yapma. Kerahet.
A'VAZ: Karşılıklar. Bedeller. (Bak: İvâz)
ÂVÂZ: f. Sadâ, Yüksek ses. * şöhret.
ÂVÂZ-I RA'D U SÂİKA: Gök gürlemesinin ve yıldırımın âvâzı, sesi.
AVAZE: f. Nam, şöhret, ün. Yüksek ses.
AVAZİL: (Âzil. C.) Başa kakıcı kimseler.
BALAPERVAZ: Yüksekten uçan. * Kendini olduğundan yüksek makamda gösterip gururlanan.
BALAPERVAZANE: Yüksekten uçar gibi. * Çok yüksek rütbelilere yakışır şekilde.
BELVAZ: f. Çıkıntı. Duvardan dışarı doğru çıkan direğin ucu.
BENDENÜVAZ: f. Kölesini iltifatlandıran, adamını taltif eden.
BERVAZE: f. Gezinti için hazırlanan yemek.
BİVAZ: f. Yarasa kuşu. Muvâfakat, kabul.
BURJUVAZİ: Fr. Burjuvaların meydana getirdiği içtimaî (sosyal) sınıf. Avrupa'da burjuvazi, ticaret ve sanayi ile zenginleşti. Soylular sınıfı ile mücadele ederek Fransız İhtilali ile iktidara geldi. İhtilalde işçilerin, köylülerin, fakir halk tabakalarının desteğini sağladı. Onlara eşitlik, hürriyet, adalet vaad etti. İktidara gelince menfaatlerinin bu çalışan sınıflarınkiyle çatıştığını görerek vaadini yerine getirmedi. Buna karşılık olarak işçiler arasında sosyalizm fikriyle teşkilâtlanma başladı. Bu yeni hareket de yalan sözlerle köylülerin desteğini de sağlıyarak Rusya'da 1917'de kanlı bir ihtilalle iktidarı ele geçirdi. Burjuvaziyi ortadan kaldırdı, o da vaatlerini yerine getirmedi. Burjuvazi, mülkiyeti, kişinin hakkı saydı ve kişi tahakkümünü getirdi. Sosyalizm, mülkiyeti cemiyetin ortak hakkı saydı ve cemiyet adına bir azınlığın elinde bulunan devlet tahakkümünü getirdi. Siyasi, hukuki bütün kuvvetleri elinde bulunduğu için devlet tahakkümü çok daha şiddetli, insafsız, zalim ve kanlı olmuştur. İslâm dini mülk sahibi olarak Allah'ı kabul ettiği için kişi tahakkümünü de, devlet tahakkümünü de reddeder. Bu sebeple insanlık için tek kurtuluş yolu İslâm'dır.
BÜLEND-ÂVÂZ: f. Haykırma, yüksek ses.
CEVAZ: Müsaadeli. Ruhsat, izin. Câiz olma. * Yol, tarik ve meslek.
CEVAZ-I ŞER'Î: Şer'an câiz olma. Şeriatça yasak olmayan husus.
CEVAZİNC: Nilüfer çiçeği.
CEVVAZ: Malı toplayıp hayır ve tasadduk etmeyen kimse.
CİLVAZ: (C.: Celâvize) Kethudâ. Reis.
CÜRVAZ: Karnı büyük olan kişi.
DERVAZE: f. Kapı. Şehir. Şehir kapısı, kale kapısı.
DERVÂZE-İ NUŞ: Mc: Ağız.
DİL-NÜVAZ: Gönül okşayan.
DÜ-VAZDEH: f. Oniki.
EKVAZ: (Kûz. C.) Kâseler, bardaklar, kadehller.
EVC-PERVAZ: f. Yüksekte uçan.
FEVAZIL: (Fâzıla. C.) (Bak: Fâzıl)
GARİB-NÜVAZ: f. Kimsesizlere ve gariplere yardım eden. Biçareleri ve zavallıları koruyan.
HARAC-I MUVAZZAF: Tar: Arazi üzerine her dönüm başına senevi maktuan muayyen bir miktar meblağ olarak alınacak bir vergidir. Buna "harac-ı vazife" adı da verilir. Bu vergi, zimmete taalluk eder ve araziden yalnız bilfi'l intifa edilmekle değil, intifaa temekkün ile de tahakkuk eder. Binaenaleyh, böyle bir araziyi sahibi kasden muattal bırakacak olsa, vergisini yine vermek mecburiyetindedir. (O.T. D.S.)
HATIR-NEVAZ: f. Gönüle okşayan, hatırnaz.
HAVAZ: Kalbde olan gam ve tasa.
HAVAZE: (C.: Havâzât) Ziyafet.
HOŞAVAZ: f. Sesi güzel olan. Güzel sesli.
HUB-AVAZ: f. Güzel sesli, sesi güzel olan.
HÜMAPERVAZ: f. Hümâ gibi yükseklerde uçan. * Mc: Yüksek himmetli.
HOŞAVAZ: f. Sesi güzel olan. Güzel sesli.
İFA-Yİ VAZİFE: Görevini yapma, vazifesini yerine getirme.
İSTİHVAZ: Zafer kazanma, muzaffer ve muvaffak olma, galib gelme.
İVAZ: Karşılık olarak verilen şey. Bedel.
İVAZ: f. Hazırlanmış, düzülmüş.
İVAZAN: Karşılık olarak, mukabilinde, karşılığında.
IVAZ: (Bak: İvaz)
KİLVAZ: Tevrat'ın mukaddes sandığı.
LEVAZIM: İhtiyaç maddeleri. Lüzumlu madde. * Ask: Silâhlı kuvvetlerin yiyecek ve giyecek maddelerini, silâh ve cephane dışında kalan çeşitli araç ve ihtiyaçlarını ifade etmek üzere kullanılan umumi tabirdir.
LEVAZIMAT: (Levazım. C.) Lüzumlu maddeler.
LİVAZ: Sığınma, iltica etme. * Birbirinin arkasına gizlenme.
MEVAZI': (Mevzi. C.) Mevziler, yerler.
MEVAZİN: (Mizan. C.) Mizânlar. ölçüler. Terâziler.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
VAZ' : (C.: Evza') Koyma, konulma. Bırakmak. Atlamak. Tayin etme, belirtmek. Duruş, hareket, tarz.
VA : f. "Arkada, geri" mânâlarına gelerek birleşik kelimeler yapar.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...