Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
YÂL: f. Kuvvet, güç. Boyun, gerdan.
YÂL Ü BÂL: Boybos düzgünlüğü.
YALAK: Hayvanların su içmelerine mahsus içi oyuk kütük veya taş. Çeşmelerin musluğu altına konulan tasa da bu ad verilir.
YALAN: (Bak: Kizb)
YALDIZ: t. Cilâ.
Parlatmağa yarıyan şey.
YALE: f. Sığır boynuzu.
YALMEND: f. Aile reisi. Aile başkanı.
YALVANE: f. Kırlangıç kuşu.
İçerisinde 'YÂL' geçenler
AHYAL: (Hayl. C.) : Atlar, at sürüleri. Atlı kıtalar.
AN-I SEYYALE: Gelip geçici az bir an.(Vacib-ül Vücud'a intisabını bilen veya intisabı bilinen herbir mevcud, sırr-ı vahdetle, Vâcib-ül Vücud'a mensub bütün mevcudatla münasebetdar olur. Demek her bir şey, o intisab noktasında hadsiz envar-ı vücuda mazhar olabilir. Firaklar, zevaller, o noktada yoktur. Bir ân-ı seyyâle yaşamak, hadsiz envâr-ı vücuda medardır. Eğer o intisab olmazsa ve bilinmezse, hadsiz firaklara ve zevallere ve ademlere mazhar olur. Çünki o hâlde alâkadar olabileceği herbir mevcuda karşı bir firakı ve bir iftirakı ve bir zevâli vardır. Demek kendi şahsi vücuduna, hadsiz ademler ve firaklar yüklenir. Bir milyon sene vücudda kalsa da, intisabsız - evvelki noktasındaki o intisabdaki - bir an yaşamak kadar olamaz. Onun için ehl-i hakikat demişler ki: "Bir ân-ı seyyâle vücud-u münevver, milyon sene bir vücud-u ebtere müreccahtır." Yani: "Vücud-u Vâcibe nisbet ile bir an vücud, nisbetsiz milyon sene bir vücuda müreccahtır." Hem bu sır içindir ki, ehl-i tahkik demişler: "Envâr-ı vücud, Vâcib-ül Vücudu tanımakladır." Yâni: "O hâlde kâinat, envar-ı vücud içinde olarak melâike ve ruhaniyat ve zişuurlar ile dolu görünür. Eğer onsuz olsa; adem zulümatları, firak ve zeval elemleri herbir mevcudu ihata eder. Dünya, o adamın nazarında, boş ve hâli bir vahşetgâh suretinde görünür." M.)
AYAL: (Bak: Iyal)
BEDİA-İ HAYALİYE: İdeal, ülkü, gaye, mefkûre.
CİRYAL: Altının kırmızılığı. * Bir cins kırmızı boya. * Temiz renk. * Şarap.
DÜNYALIK: t. Zenginlik, para ve mal.
ECYAL: (Cîl. C.) Soylar. Tâifeler. Kavimler. Nesiller.
EFYAL: (Fil. C.) Filler.
EKYAL: (Keyl. C.) Keyller, kileler, hububat ölçüleri, ölçekler.
EMPERYALİZM: Fr. Bir devletin, sınırlarını genişletme politikası. Sınırları genişletmekteki gaye, başka memleketlerin zenginlik kaynaklarını ele geçirme ve insanlarını kendi hesaplarına çalıştırmaktır. Bu maksat için çok defa silâhlı harp, hem masraflı, hem de hürriyet fikriyle bağdaşmadığından zamanımızda daha sinsi ve maskeli bir emperyalizm şekline başvurulmaktadır. Modern emperyalizm denilen bu şekil iktisadi ve kültür hayatı bakımından bir ülkeyi kendine bağlamak suretiyle menfaat (yarar) sağlamaktadır. Gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkeleri bu yolla kendilerine bağımlı hâle getirmektedir. İnsanlarını kendi kültür ve ideolojileriyle yetiştirdikleri için felsefe, siyasi görüş ve yaşayış bakımından kendilerinden ayrılamaz hâle getirmek isterler.
EMYAL: (Mil. C.) Miller. (Bak: Mil)
EMYAL-İ BAHRİYYE: Deniz milleri. 6080 kadem, yani 1852 metreden ibaret olan deniz mesafesi.
EVLAD Ü IYAL: Çoluk çocuk. Evlâdlar ve karısı.
EYALAT: (Eyâlet. C.) Valilerin idareleri altında olan memleketler, vilâyetler.
EYALET: (C: Eyâlât) Vilâyet. Bir vâlinin idaresinde olan memleket, şehir.
EZYAL: (Zeyl. C.) Ekler. İlâveler. Zeyiller.
FEYALİLACEB: (Fe-yâ lil'aceb) Hayret ve taaccüb ifâdesi için söylenir.
FEYYAL: Fil çobanı. File bakan kimse.
GAYE-İ HAYAL: Hayalde tasavvur edilen ve ona varılması istenen gaye ve maksat. İdeal.
HAVZ-I HAYAL: Hayal havuzu.
HAYAL: (C.: Hayâlât) Zihnen tasarlanan şey. Hakikatı bilinmeyip akılla tasarlanan veya gölgeli görünen şey. * Asıl olmayan ve akıldan geçen fikir.
HAYAL-İ BEŞER: İnsan hayali.
HAYAL-İ FENER: Sihirbaz feneri denilen ve resimli camları olan ve bu resimleri duvara aksettiren fenere benzer bir âlet. * Mc: Son derece vücutça zayıf olan kimseler için kullanılır.
HAYAL-İ HÂİL: Korku ve dehşet veren hayal.
HAYAL-İ SEFİD: f. Beyaz hayal.
HAYALÂT: (Hayal. C.) Hayaller, hülyalar.
HAYALÂT-I ÂLİYYE: Yüksek ve âli hayaller.
HAYALEN: Hayal olarak. Zihinde tasarlayıp canlandırarak.
HAYALET: Göze görünen hayal, karaltı.
HAYALÎ: Hayale âit. Hayale mensub ve müteallik. * Hayal, yahut halk dili ile "Karagöz" oynatanlar.
HAYALİYYUN: (Hayalî. C.) Romantik şâirler, hayalî yazarlar.
HAYALİYYUN MEZHEBİ: Aslı olmayan ve hayalde tasavvur edilen şeyleri, gerçek olduğunu vehm edenlerin mesleği.
HAYAL-PEREST: f. Hayalî şeylerle çok uğraşan. Çok hayal kuran. Dalgın. Olmayacak şeylerle avunan.
HAYAL-PERESTLİK: Kelâmda hakikatı rencide edecek şekilde lüzumsuz hayallere yer vermek.
HAYAL-PERVER: f. Hayale düşkün.
HAYYAL: (Hayl. den) At terbiyecisi, at yetiştiren.
HAYYAL: Dalavereci, hileci, hilekâr.
HAYYALE: Fikir sahipleri.
HIYAL: Hayvanın kısır olması.
HİYAL: Taraf, yan, cânib. Hizâ. * Bir hayvanın kısır olma hâli.
İCTİYAL: Doğru yoldan döndürme.
İFTİYAL: Fal tutma.
İGTİYAL: Baskın yapıp öldürme.
İGYAL: Hâmile kadının sütünü vermesi.
İHTİYAL: Gururlanma, enaniyetlenme, kibirlenme.
İHTİYAL: (Hile. den) Hile yapma, aldatma, düzen, oyun etme.
İHTİYAL: Korkma, havfetme.
İHTİYALAT: (İhtiyal. C.) Düzenler, hileler, aldatmalar, oyunlar.
İKTİYAL: Kile veya ölçek ile ölçme.
İNDİYAL: Çok ishâl olma. İçi sürme.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
YÂL Ü BÂL : Boybos düzgünlüğü.
YA : Kur'ân alfabesindeki son harfin ismidir. Ebcedî değeri 10'dur. Hecâ harflerinin mahmuse kısmındandır. Şedide ile rihve arasında, ortadadır.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...