Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
YAB: f. "Yaften: Bulmak" mastarından emir kökü olup, birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şifayab $ : Şifa bulan, iyileşen.
YABAN: f. Çöl, sahra.
YABANİ: Yabana mensub. Issız yerlerde yaşıyan. Yabancı, alışmamış.
YABENDE: f. Bulan, bulucu.
Keşfeden, kâşif.
YABİS: Kuru.
YABNAK: f. Bulan, bulucu.
İçerisinde 'YAB' geçenler
AN-İL-GIYAB: Kendisi yokken, gıyabında, arkadan.
AYYAB: Kusur görücü, ayıb gören.
BEHREYAB: f. Nasibi olan, hissesi olan.
BETYAB: f. Mihnet, keder, dert, gam, kaygı, elem.
BEYABAN: f. Çöl. Sahra. * İmar olunmamış arazi. * Kır.
BEYYAB: Saka, sucu.
BÎ-İRTİYAB: f. Şüphesiz.
CÜR'ET-YÂB: f. Cesur, cesaretli, yiğit, delikanlı, atılgan, gözüpek, cür'etkâr.
DERYAB: f. Akıllı, anlayışlı, müdrik.
DEYABÜZ: İki ırgaçla dokunan bez.
ENYAB: Çenenin yan tarafındaki kesici veya azı dişleri.
ETYAB: (Bak: Atyeb)
FARYAB: f. Dere ve ırmak suyu ile sulanan yer. * Eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehrin adı.
FELAH-YAB: f. Kurtulan, kurtuluşa eren, felah bulan.
FEYZ-YAB: f. Bollaşan, feyiz bulan. Feyze nâil olan.
FURSAT-YÂB: f. Eline fırsat geçen, fırsat bulan.
GIYAB: Görünmemek. Göz önünde olmamak. * Hazırda bulunmamak. * Bilinmeyen şeyler. * Arka. Arkasından.
GIYABE: Derinlik, dip.
GIYABEN: Bulunmadığı halde. Mevcut ve hazır olmaksızın. * Mahkeme veya duruşmada olmadan.
GIYABÎ: Arkasından olarak. Kendi hazır olmadığı halde arkasından. Gayba âit. Gayba mensup ve müteallik.
GULYABANİ: İnsanı felâkete attığına itikad edilen vahşi bir mahluk ismi.
HALAVETYAB: f. Zevk bulan, halâvet bulan.
HIYABAN: f. Cadde. İki tarafı ağaç dikili yol. Bahçe yolu. İki tarafı ağaçlı muntazam yol. * Ortasından su akan ağaçlık yer. * Tahrân'da büyük bir caddenin adı.
HIYABE: Ümitsiz ve mahrum olmak.
HİSSEYAB: f. Hisselenen. Faydalanan. Hisse alan.
HİYAB: (Hiyâbet) Kabahat, suç, günah. * Kötü bir durumun başlangıcı. * Yokluk.
HÜKM-İ GIYABÎ: Huk: Taraflardan biri hazır olmadığı halde verilen hüküm.
İCTİYAB: Gömlek giyme. * Yırtma. * Kuyu kazma.
İFAKAT-YÂB: f. İfakat bulucu, iyileşen.
İGTİYAB: Gıybet etmek. Zemmetmek. Yermek.
İNSİYAB: Süzülüp akma. Çabuk akıp gitme.
İRTİYAB: Duraklama, şüphelenme, tereddüt.
İYAB: Avdet eylemek, geri dönmek.
İYAB Ü ZEHAB: Gidiş - geliş.
JENG-YAB: f. Paslı, küflü, kirli.
KÂMYAB: İsteğine kavuşmuş. Murâdına ermiş olan.
KA'R-I NÂ-YÂB: Dibi bulunmayacak derecede derin olan.
KARARYAB: f. Karar bulan. * Bir yerde oturup dinlenen.
KEMYAB: Az bulunan. Nâdir. Bulunmayacak kadar az olan.
KUDRETYÂB: f. Gücü yetebilen, yapabilen, kuvvet ve kudreti olan.
LEZZET-YÂB: f. Lezzet bulan, tad bulan, lezzetlenen.
MUHAKEME-İ GIYABİYE: Dâvâcılardan biri veya her ikisi de bulunmadıkları hâlde mahkemece verilen karar.
NA-KA'RYAB: f. Dibi bulunmayan, dipsiz.
NA-YAB: f. Bulunmaz. * Benzeri olmaz. Nâdir. Ender.
NEŞ'E-YAB: f. Keyifli, neşeli, sevinçli.
NEŞVEYAB: f. Neşeli, keyifli.
NİYABE: Nöbet.
NİYABET: Nâiblik, vekillik. Kadı vekilliği.
NEŞ'E-YAB: f. Keyifli, neşeli, sevinçli.
NEŞVEYAB: f. Neşeli, keyifli.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
YABAN : f. Çöl, sahra.
YA : Kur'ân alfabesindeki son harfin ismidir. Ebcedî değeri 10'dur. Hecâ harflerinin mahmuse kısmındandır. Şedide ile rihve arasında, ortadadır.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...