| Kelime | Anlam |
|---|
| YAB: | f. "Yaften: Bulmak" mastarından emir kökü olup, birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şifayab $ : Şifa bulan, iyileşen. |
| YABAN: | f. Çöl, sahra. |
| YABANİ: | Yabana mensub. Issız yerlerde yaşıyan. Yabancı, alışmamış. |
| YABENDE: | f. Bulan, bulucu. Keşfeden, kâşif. |
| YABİS: | Kuru. |
| YABNAK: | f. Bulan, bulucu. |
| İçerisinde 'YAB' geçenler |
|---|
| AN-İL-GIYAB: | Kendisi yokken, gıyabında, arkadan. |
| AYYAB: | Kusur görücü, ayıb gören. |
| BEHREYAB: | f. Nasibi olan, hissesi olan. |
| BETYAB: | f. Mihnet, keder, dert, gam, kaygı, elem. |
| BEYABAN: | f. Çöl. Sahra. * İmar olunmamış arazi. * Kır. |
| BEYYAB: | Saka, sucu. |
| BÎ-İRTİYAB: | f. Şüphesiz. |
| CÜR'ET-YÂB: | f. Cesur, cesaretli, yiğit, delikanlı, atılgan, gözüpek, cür'etkâr. |
| DERYAB: | f. Akıllı, anlayışlı, müdrik. |
| DEYABÜZ: | İki ırgaçla dokunan bez. |
| ENYAB: | Çenenin yan tarafındaki kesici veya azı dişleri. |
| ETYAB: | (Bak: Atyeb) |
| FARYAB: | f. Dere ve ırmak suyu ile sulanan yer. * Eski Horasan'da Belh'e yakın bir şehrin adı. |
| FELAH-YAB: | f. Kurtulan, kurtuluşa eren, felah bulan. |
| FEYZ-YAB: | f. Bollaşan, feyiz bulan. Feyze nâil olan. |
| FURSAT-YÂB: | f. Eline fırsat geçen, fırsat bulan. |
| GIYAB: | Görünmemek. Göz önünde olmamak. * Hazırda bulunmamak. * Bilinmeyen şeyler. * Arka. Arkasından. |
| GIYABE: | Derinlik, dip. |
| GIYABEN: | Bulunmadığı halde. Mevcut ve hazır olmaksızın. * Mahkeme veya duruşmada olmadan. |
| GIYABÎ: | Arkasından olarak. Kendi hazır olmadığı halde arkasından. Gayba âit. Gayba mensup ve müteallik. |
| GULYABANİ: | İnsanı felâkete attığına itikad edilen vahşi bir mahluk ismi. |
| HALAVETYAB: | f. Zevk bulan, halâvet bulan. |
| HIYABAN: | f. Cadde. İki tarafı ağaç dikili yol. Bahçe yolu. İki tarafı ağaçlı muntazam yol. * Ortasından su akan ağaçlık yer. * Tahrân'da büyük bir caddenin adı. |
| HIYABE: | Ümitsiz ve mahrum olmak. |
| HİSSEYAB: | f. Hisselenen. Faydalanan. Hisse alan. |
| HİYAB: | (Hiyâbet) Kabahat, suç, günah. * Kötü bir durumun başlangıcı. * Yokluk. |
| HÜKM-İ GIYABÎ: | Huk: Taraflardan biri hazır olmadığı halde verilen hüküm. |
| İCTİYAB: | Gömlek giyme. * Yırtma. * Kuyu kazma. |
| İFAKAT-YÂB: | f. İfakat bulucu, iyileşen. |
| İGTİYAB: | Gıybet etmek. Zemmetmek. Yermek. |
| İNSİYAB: | Süzülüp akma. Çabuk akıp gitme. |
| İRTİYAB: | Duraklama, şüphelenme, tereddüt. |
| İYAB: | Avdet eylemek, geri dönmek. |
| İYAB Ü ZEHAB: | Gidiş - geliş. |
| JENG-YAB: | f. Paslı, küflü, kirli. |
| KÂMYAB: | İsteğine kavuşmuş. Murâdına ermiş olan. |
| KA'R-I NÂ-YÂB: | Dibi bulunmayacak derecede derin olan. |
| KARARYAB: | f. Karar bulan. * Bir yerde oturup dinlenen. |
| KEMYAB: | Az bulunan. Nâdir. Bulunmayacak kadar az olan. |
| KUDRETYÂB: | f. Gücü yetebilen, yapabilen, kuvvet ve kudreti olan. |
| LEZZET-YÂB: | f. Lezzet bulan, tad bulan, lezzetlenen. |
| MUHAKEME-İ GIYABİYE: | Dâvâcılardan biri veya her ikisi de bulunmadıkları hâlde mahkemece verilen karar. |
| NA-KA'RYAB: | f. Dibi bulunmayan, dipsiz. |
| NA-YAB: | f. Bulunmaz. * Benzeri olmaz. Nâdir. Ender. |
| NEŞ'E-YAB: | f. Keyifli, neşeli, sevinçli. |
| NEŞVEYAB: | f. Neşeli, keyifli. |
| NİYABE: | Nöbet. |
| NİYABET: | Nâiblik, vekillik. Kadı vekilliği. |
| NEŞ'E-YAB: | f. Keyifli, neşeli, sevinçli. |
| NEŞVEYAB: | f. Neşeli, keyifli. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| YABAN : | f. Çöl, sahra. |
| YA : | Kur'ân alfabesindeki son harfin ismidir. Ebcedî değeri 10'dur. Hecâ harflerinin mahmuse kısmındandır. Şedide ile rihve arasında, ortadadır. |