| Kelime | Anlam |
|---|
| YAN: | f. Hastanın sayıklaması. |
| YANESUN: | Anason otu. |
| YANİ': | Kıvama gelmiş, olmuş. Pişkin. |
| YANKESİCİ: | Biçimine getirerek insanın üzerinden gizlice birşey çalan hırsız. |
| İçerisinde 'YAN' geçenler |
|---|
| ACEMİYAN: | f. (Acemi. C.) İranlılar. Acemler. * Acemiler, tecrübesizler. |
| ÂDEMİYÂN: | (Âdem. C.) İnsanlar. |
| AGAYAN: | Ağalar. |
| AHEN-ÂŞİYÂN: | f. Dikiş yüksüğü. |
| AHİYANE: | f. Damak. * Tıb: Boğaz.* Beyin kemiği. |
| AHYAN: | (Hin. C.) Arasıra. Vakit vakit. Vakitler. Zamanlar. |
| AHYANEN: | (İhyânen) Zaman zaman, arasıra. Kâh kâh. |
| ÂLEMİYAN: | (Âlemî. C.) Âleme mensub olanlar, insanlar. |
| ALYAN: | Uzun, iri yarı kimse. |
| ÂMİYANE: | f. Âdice. Bayağıca. Cahillere yakışır surette. |
| AMYANT: | Kolayca bükülebilen, ateşe dayanıklı liflerden yapılmış bir çeşit asbest. |
| ÂNİF-ÜL BEYÂN: | Biraz evvel bildirilen, az önce beyan olunan. |
| ÂRÂM-CÛYANE: | f. Dinlenmek isteyene yakışır şekilde. |
| ARBEDE-CÛYÂNE: | f. Kavga çıkartmağa yeltenerek. |
| ARŞİYÂN: | f. Arş'ın etrafında tesbih ederek dolaşan melekler. |
| AŞİYAN (E): | f. Kuş yuvası. * Mc: İkâmetgâh. Ev, mesken. |
| AŞİYAN-I HARÂB: | Yıkılmış yuva, tahrib edilmiş mesken. |
| AŞİYAN-SÂZ: | f. Yuva kuran, mesken yapan. |
| AŞNA-YAN: | (Aşnayî. C.) f. Dostluklar, âşinalıklar, haberdarlıklar. |
| AŞYAN: | Akşam yemeği yiyen kişi. |
| ATF-I BEYAN: | Mâkablini yâni mâtufun aleyhin mefhumunu izah ve te'kid için atfolunan tâbir. Meselâ: "Meseleyi izâh ve teşrih eyledi" cümlesindeki "ve" gibi. |
| ATİ-L-BEYAN: | Aşağıda sözü geçen, aşağıda zikredilen. |
| ATYAN: | (Tîn. C.) Çamurlar, balçıklar. |
| A'YAN: | (Ayn. C.) Gözler. * Bir yerin ileri gelenleri. * Meclis âzaları. Senato âzaları. * Muayyen ve müşahhas olan şeyler. * Altınlar. * Kaymakam. |
| A'YAN-I SÂBİTE: | Tas: İlm-i İlâhide eşyanın ezelden beri sâbit olan sûret ve hakikatları. Mevcudat-ı ilmiye. (Bak: Adem-i hâricî) |
| AYAN: | (İyân) Aşikâr. Belli. Herkesin bilebileceği ve görebileceği. * Çiftçi âletlerinden olan saban okunun bileziği. |
| AYYAN: | Yorgun. Bitkin. * Ne yapacağını bilmeyen. |
| AŞİYAN-SÂZ: | f. Yuva kuran, mesken yapan. |
| AŞYAN: | Akşam yemeği yiyen kişi. |
| BABAYAN: | (Baba. C.) f. Tarikat babaları, şeyhleri. Bektaşi şeyhleri. |
| BAGİYANE: | f. Allah'a isyan edenlere ve âsilere yakışır surette. * Zâlimlere yakışır şekilde. |
| BAHR-İ BÎPAYAN: | Çok büyük sonsuz deniz. |
| BÂKİYÂNE: | f. Ağlayarak. |
| BÂKİYÂNE: | f. Bâki olana yakışır surette. Ebediyyete yakışır şekilde. Sonsuzca. |
| BEDEVİYANE: | f. Bedevilere uygun şekilde, çölde yaşayanlar gibi. |
| BEDİ-ÜL BEYAN: | İfadesi ve beyanı görülmedik güzellik ve gariplikte olan. |
| BEKTAŞİYÂN: | f. Bektâşiler. Yeniçeriler. |
| BENDEYAN: | Hizmetçiler. Kullar. * Mensuplar. |
| BENU-L A'YAN: | Baba ve ana bir kardeş. |
| BEYAN: | İzah. Açıklama. Anlatma. Açık söyleme. * Öğretme. * Fesahat ve belâgat. * Edb: Belâgat ilminin hakikat, mecaz, kinâye, teşbih, istiâre gibi bahislerini öğreten kısmı. (Bak: Belâgat) * Söz olsun, iş olsun; vukû' bulan şeyden murad ne olduğunu o şey ile alâkası ve münâsebeti bulunan bir sözle veya bir fiil ile açıklamaktır. |
| BEYAN-I EFKÂR: | Fikirleri beyan etme, fikirleri söyleme. |
| BEYAN-I HÂL: | Halini anlatma, durumunu bildirme. |
| BEYAN-I İFHAMİYE: | Bildirmek ve anlatabilmek için yapılan açıklama. |
| BEYAN-I TEFSİR: | Huk: Mücmel ve mübhem bir sözden maksadın ne olduğunu açıklayan beyan. |
| BEYAN-I ZARURET: | Huk: Zaruri beyandır. Susmak suretiyle ifade edilen mâna, beyan-ı zaruret kabilindendir. |
| BEYANAT: | (Beyan. C.) Nutuklar, izahlar, açıklamalar, beyanlar. |
| BEYANNAME: | f. Durumu yazı ile bildiren açıklama. |
| BİL'AYAN: | Açık olarak. Meydanda olarak. |
| BÎ-PAYAN: | f. Sonsuz. Payansız. |
| BİRYAN: | f. Kebabın bir nev'i. Piran. Pürân. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| YANESUN : | Anason otu. |
| YA : | Kur'ân alfabesindeki son harfin ismidir. Ebcedî değeri 10'dur. Hecâ harflerinin mahmuse kısmındandır. Şedide ile rihve arasında, ortadadır. |