Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| YED: | El. Mc: Kuvvet, kudret, güç. Yardım. Vasıta. Mülk. |
| YED-İ BEYZÂ: | Musa Aleyhisselâm'ın mu'cize olarak gösterdiği beyaz ve parlak eli. Bu tabir mecaz olarak keramet ve hârikulâde haller ve meziyetler hakkında kullanılır. |
| YED-İ EMİN: | Kanunen güvenilir kimse olarak seçilen şahıs. Mahkemece kendisine bir şey emanet olunan kimse. Emniyetli, tehlikesiz ve korkusuz yer. Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir lâkabı. |
| YED-İ KUDRET: | Allah'ın kudreti ve kudretinin tasarrufu. |
| YED-İ RAHMET: | Rahmet eli, Rahmetle ihsan edilmesi. |
| YED-İ TASARRUF: | Sahibolma, sâhiblik. |
| YED-İ TULÂ: | En uzun el. Geniş nüfuz. Tam, çok geniş ilim ve ihtisas. Büyük kudret. |
| YEDAN: | Eller. İki el. |
| YEDEYN: | İki el. |
| YEDİYY: | El ile dokunmuş. |
| YEDULLAH: | Cenab-ı Hakk'ın kudreti, yardımı. |
| İçerisinde 'YED' geçenler | |
| AGYED: | Uykucu, tenbel. * Esmer vücutlu. * Nazik derili. |
| AHYED: | Hz. Peygamberin (A.S.M.) Tevrattaki bir ismidir.(Bazı metinlerde Uheyd, Uhidu, Uheydu, Uhyidu şeklinde yazılıdır.)(... İncil'de Ahmed, Tevrat'ta Ahyed, Kur'anda Muhammed ismiyle müsemma iki cihanın güneşi kabrin arka tarafında milyonlarca Faruki Ahmedler ile muhat olarak sâkindir. M.N.) |
| BAST-I YED: | Elini bir şeye uzatmak. * Mc: Tasallut ve istilâ manasındadır. |
| CİZYEDÂR: | f. Cizye adı verilen vergiyi toplıyan memur, cizyeci. |
| ECYED: | Uzun boyunlu (adam.) |
| EZYED: | Çok ziyade. Daha fazla. En ziyade. |
| GAYED: | Nazik ve yumuşak tenli olmak. |
| HAYED: | Gölgesinden ürken eşek. |
| HAYR-İ MUKAYYED: | Bir kimseye hayırlı olduğu halde, diğer bir kimseye göre zararlı ve şer olan şey. |
| HUZ Bİ-YEDÎ: | Elimi al, elimden tut, bana yardım et (mânasında). |
| İARE-İ MUKAYYEDE: | Bir mülkün kayıd ve şartlarla birine ödünç olarak verilmesi. |
| İSTİDAD-I YED: | Elin alışması. |
| ITLAK-I YED: | Hayır işleme. |
| KASIR-ÜL YED: | Eli kısa. Âciz, işten anlamaz, beceriksiz. |
| KASR-I MÜŞEYYED: | Tahkim edilmiş, sağlam yapılmış büyük bina. Büyük apartman. |
| KASR-I YED: | El çekmek, ferâgat etme, vazgeçme. |
| KEFF-İ YED: | El çekme. Karışmama. |
| LİHYEDÂR: | f. Sakallı. |
| MÂ-İ MUKAYYED: | Herhangi bir maddenin karışması ile yaratılmış oldukları hâlden çıkmış ve hususi bir ad almış sulardır. (Gül, çiçek, üzüm, asma, et suları gibi.) |
| MA-Fİ-L YED: | Fık: Bir terekenin taksimi yapılmadan varislerden biri veya birkaçı ölürse, bunların terekelerinden varislerine düşen kendi mikdarları. |
| MAGLUL-ÜL YED: | Eli bağlı. |
| MAYEDAR: | f. Kudretli, paralı. |
| MEDD-İ YED: | El uzatma. |
| MEN LEM YEZUK LEM YEDRİ: | Tatmayan bilemez. Kim ki tatmamış; o, tadını bilemez. |
| MISYED(E): | Av avlamağa mahsus âlet. Tuzak, kapan. |
| MUAYEDE: | (Îd. den) Bayramlaşmak. |
| MUKAYYED: | Kayıtlı. Serbest olmayan. Sınırlı. Bağlı. * Deftere geçmiş, kaydedilmiş olan. Bağlanmış. El veya ayağında zincir, kelepçe bulunan. Mevkuf olan. * Bir işe ehemmiyet veren. İşine önem verip bakan. |
| MÜEYYED: | Te'yid edilmiş. Doğrulanmış. Kuvvetlendirilmiş. Sağlam. Sağlamlaştırılmış. Tekzib edilmemiş. Yardım görmüş. |
| MÜEYYED MİN İNDİLLAH: | Allah tarafından te'yid edilen ve yardım görmüş olan. |
| MÜKÂYEDE: | (Keyd. den) Hile tertip etme, tuzak yapma. |
| MÜŞEYYED: | Yüksek ve sağlam, metin yapılı, muhkem. |
| MÜ'YED: | Büyük emir. * Zahmet, meşakkat, zorluk. |
| MÜZAYEDE: | Artırma, ziyadeleştirme. * Devletçe veya bir müessesece satılığa çıkarılan bir malın veya arazinin arttırılmaya konulması. Müzayede; biri kapalı zarfla, diğeri açık arttırma ile olmak üzere iki türlü yapılır. Müzayedede konulan şey, en çok arttırma yapana ihâle edilir. |
| PAYEDÂR: | f. Rütbeli, pâyeli, itibarlı. |
| PAYEDÂRÎ: | f. İtibarlılık, rütbelilik, pâyedarlık. |
| SÂHİB-ÜL YED: | Mal sahibi, malı elinde tutan kimse. |
| SAYED: | Başını yukarı kaldırıp kibirlenmek ve sağına soluna iltifat etmemek. |
| SERMAYEDÂR: | f. Sermâyesi olan. |
| SIFIR-ÜL YED: | (Sıfr-ül yed) Mahrum, eli boş. |
| VÂYEDÂR: | f. Kısmetli. Nasibi olan. |
| VAZ'-I YED: | El koymak, sahib çıkmak, tasarruf etmek. |
| VÂZI-UL YED: | El koyan. Eline alan. Bir malı eline geçirmiş olan. |
| YED-İ BEYZÂ: | Musa Aleyhisselâm'ın mu'cize olarak gösterdiği beyaz ve parlak eli. Bu tabir mecaz olarak keramet ve hârikulâde haller ve meziyetler hakkında kullanılır. |
| YED-İ EMİN: | Kanunen güvenilir kimse olarak seçilen şahıs. * Mahkemece kendisine bir şey emanet olunan kimse. * Emniyetli, tehlikesiz ve korkusuz yer. * Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir lâkabı. |
| YED-İ KUDRET: | Allah'ın kudreti ve kudretinin tasarrufu. |
| YED-İ RAHMET: | Rahmet eli, Rahmetle ihsan edilmesi. |
| YED-İ TASARRUF: | Sahibolma, sâhiblik. |
| YED-İ TULÂ: | En uzun el. * Geniş nüfuz. * Tam, çok geniş ilim ve ihtisas. * Büyük kudret. |
| YEDAN: | Eller. İki el. |
| YEDEYN: | İki el. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| YED-İ BEYZÂ : | Musa Aleyhisselâm'ın mu'cize olarak gösterdiği beyaz ve parlak eli. Bu tabir mecaz olarak keramet ve hârikulâde haller ve meziyetler hakkında kullanılır. |
| YEAKİB : | (Ya'kub. C.) Erkek keklikler. |