Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ZÎF: | Kenar, nâhiye, cânip, taraf. |
| ZİFAF: | Gerdeğe girmek. Gerdek. |
| ZİFAN: | (Zayf. C.) Misafirler. |
| ZİFAN: | Öldürücü zehir. |
| ZİFF: | Deve kuşunun yeleklerinin küçüğü. |
| ZİFİL: | Katran. |
| ZİFR: | (C: Azfâr) Kir, pas. Yük. Kırba. (Kırba götürenlere "Zevâfir" derler.) |
| ZİFRA: | (C.: Zifâri) Devenin kulağı ardında terleyen yer. |
| ZÎFÜNUN: | Çok şeyler bilen, mehâret sâhibi olan, fen sâhibi. |
| İçerisinde 'ZÎF' geçenler | |
| AZİF: | Sazcı, çalgıcı. |
| AZİFE: | Yaklaşan. Yaklaşmakta olan. * Kıyamet. |
| BEYT-ÜZ ZİFÂF: | Gelin odası. * Edb: Aynı vezinde iki mısra'dan ibâret söz. |
| HADD-İ KAZİF: | Nâmuslu bir kadına zina isnad edene karşı verilen şer'î ceza. |
| İFA-Yİ VAZİFE: | Görevini yapma, vazifesini yerine getirme. |
| KAZİFE: | Sövdükleri söz. * Attıkları nesne. |
| KAZUF (KAZİF): | Irak, uzak, baid. |
| MAZİF: | Herkese sofrası açık olan ev. Kapısı açık, misafir sever ev. Misafirperver olan hâne. |
| MAZİFE: | İzâfe olunmuş. * Keder, hüzün, tasa, gam. |
| MEAZİF: | Sazlar. Çalgılar. Saz âletleri. |
| MUZÎF: | Misâfir kabul eden. |
| MÜTENAZZİF: | Maddeten temizlenen. |
| NAZİF(E): | Temiz, pâk, nazik. |
| NEZİF: | (Nezf. den) Çok kan kaybından kuvvetsiz kalan kimse. * Sarhoş kimse. |
| TAHZİF: | Saçını düzüp bezemek, süslemek. |
| TAKZİF: | Çok iftira atmak. |
| TANZİF: | (Nezafet. den) Temizlenmek. Temizlemek. |
| TANZİFÂT: | Temizlik işleri. Temizlemeler. |
| TAVZİF: | Vazifelendirmek, iş vermek. |
| VAZİFE: | Bir kimsenin yapmaya mecbur olduğu iş. Yapılması birisine havale edilen şey. Kıymet verilen iş. * Ücret.(Tarîk-ı Hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenab-ı Hakk'a aid vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler.Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddit defa mağlup eden Celâleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerası ve etbaı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın; Cenab-ı Hak seni galip edecek." O demiş." Ben Allah'ın emriyle cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam; muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir." İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.Üstad-ı Mutlak, Mukteda-yı Küll, Rehber-i Ekmel olan Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm $ olan ferman-ı İlâhîyi kendine rehber-i mutlak ederek, insanların çekilmesiyle ve dinlememesiyle daha ziyade sa'y-ü gayret ve ciddiyetle tebliğ etmiş. Çünki $ sırrıyla anlamış ki: İnsanlara dinlettirmek ve hidayet vermek, Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmazdı. L.) |
| VAZİFEDÂR: | (C.: Vazifedârân) f. Vazifeli, görevli. * Memur. |
| VAZİFEHÂR: | (C.: Vazifehârân) f. Ücret alan. |
| VAZİFEŞİNÂS: | f. İşini dikkatle yapan. Vazifesini özenerek, severek yapan. |
| VAZİFETEN: | Vazife ile, vazife olarak. |
| VEZİF: | Evmek, acele etmek. |
| ZİFAF: | Gerdeğe girmek. Gerdek. |
| ZİFAN: | (Zayf. C.) Misafirler. |
| ZİFAN: | Öldürücü zehir. |
| ZİFF: | Deve kuşunun yeleklerinin küçüğü. |
| ZİFİL: | Katran. |
| ZİFR: | (C: Azfâr) Kir, pas. * Yük. * Kırba. (Kırba götürenlere "Zevâfir" derler.) |
| ZİFRA: | (C.: Zifâri) Devenin kulağı ardında terleyen yer. |
| ZÎFÜNUN: | Çok şeyler bilen, mehâret sâhibi olan, fen sâhibi. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ZİFAF : | Gerdeğe girmek. Gerdek. |
| Zİ : | Kılık, kıyafet. Elbise. |