Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ZÎK: (Bak: Dıyk)
ZÎK: Yaka kenarı.
ZİKÂR: (Zeker. C.) Erkekler.
ZÎKARED GAZVESİ: Zîkared, Gatafan diyarı civarında oniki mil mesafede bir kuyudur. Rivayete göre Medine ile Hayber arasında ve Şam yolu üzerindedir ve Medine'ye iki konak mesafededir. Bu Zîkared kuyusu yakınında yapılan gazaya Gabe Gazası da denilir, hicretin altıncı yılında rebiül-evvel ayında vuku bulduğu rivayet edilir.Hayberden üç gün önce bir takım Gatafan ve Fezare çapulcuları Resulullah'ın sağılan develerine yağmacılık etmeleri üzerine bu gaza vuku bulmuştur. İbn-i Sa'd, bu develerin yirmi tane olduğunu ve Gabe Korusu'nda yayılırken baskına uğradığını bildiriyor. (S.B.M.)
ZİKE: Silâh.
ZİKR: (Zikir) Anmak, hatırlamak. Anılmak.
Allah'ı (C.C.) çok çok anıp azametini düşünmek ve esmâ-i hüsnâsını okuyup tefekkür etmek.
Kur'ân-ı Kerim'in bir ismi.(İ'lem eyyühel aziz! Tohum olacak bir habbenin kalbi yani içi delindiği zaman, elbette sünbüllenip neşvü nemâ bulamaz; ölür gider. Kezâlik, ene ile tâbir edilen enâniyetin kalbi, Allah Allah zikrinin şua ve hararetiyle yanıp delinse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Hâlik-ı Semâvat ve Arz'a isyan edemez. O zikr-i İlâhî sâyesinde (ene) mahvolur...Zikreden adamın, feyz-i İlâhîyi celbeden muhtelif lâtifeleri vardır. Bir kısmı kalb ve aklın şuuruna bağlıdır. Bir kısmı da şuursuz, yâni şuurlara tâbi değildir. M.N.)
ZİKR-İ ALENÎ: Aşikâr ve açıktan toplanıp Allah'ı zikretmek.
ZİKR-İ CEHRÎ: Yüksek sesle yapılan zikir.
ZİKR-İ HAFÎ: İçten ve kalbden yapılan gizlice olan zikir. Nakşilerin zikir şekli.
ZİKR-İ KALBÎ: Kalb ile yapılan, sessiz zikir.
ZİKR-ÂREND: f. Zikreden. Anan.
ZİKİR-HÂNE: Allah'ın çok çok zikredildiği yer. Mescid, câmi. Ehl-i tarikatın toplanıp Allah'ı zikrettikleri yer. Tekke.
ZİKRA: Anma, hatırlama.
Nasihat, öğüt.
İbret. Örnek.
ZİKZAK: Fr. Bir sağa ve bir sola doğru gidiş yapma.
İçerisinde 'ZÎK' geçenler
ÂNİF-ÜZ ZİKR: Az önce bildirilen, biraz evvel tebliğ edilen.
AZİK: Hoşa giden.
BERAZİK: Bölük, cemaat.
BİYOFİZİK: Canlıların bünyelerindeki hâdiselerin fizikî cephesini inceleyen ilim kolu.
EZİKKA: (Zukak. C.) Yollar, sokaklar.
HALKA-İ ZİKİR: Tasavvufta, zikir esnasında daire şeklinde oturmak.
HAZÎK: Kesilmiş olan.
HEZAZÎK: Süratle kat'etmek, çok çabuk kesmek.
IZMAR-I KABL-EZ ZİKR: Edb: Bir kelimenin zikrinden önce ona âit zamiri kullanmak.
MÂRR-ÜZ ZİKR: Yukarıda zikri geçmiş olan, yukarda bahsedilmiş olan.
MAZÎK: Dar yer.
MESBUK-ÜZ ZİKR: Adı ve zikri geçmiş, bahsedilmiş.
METAFİZİK: (Bak: Mâba'det tabia)
MEZÎK: Su ile karışık süt.
MİZAC-I NÂZİK: İnce yaradılış. Nâzik tabiat.
MUZÎK: (Mudîk) Sıkan, sıkıştıran, darlaştıran.
MÜLAZİK: Yapışmış olma.* Yapışmış.
MÜMAZİK: Gerçek dost olmayan kimse.
MÜRTEZİK: (Rızık. dan) Rızıklanmış, rızık bulmuş, rızıklanan.
MÜRTEZİKA: (Rızk. dan) Ulufe sahipleri.
MÜTEMEZZİK: Yırtılan, parçalanan.
MÜTEREZZİK: Rızıklanan, gıdalanmakla ihtiyacını gideren.
MÜZİK: (Bak: Musiki)
NÂZİK: f. Nezaketli. Terbiyeli. Zarif. İnce, dayanıksız. * Ehemmiyet verilmesi icab eden. * Tehlikeli husus.
NÂZİKÂNE: f. Nazik kimseye yakışır şekilde, kibarlıkla, terbiyelice.
NÂZİK-BEDEN: f. Vücudu, bedeni nâzik olan.
NÂZİK-EDÂ: f. Nâzik tavırlı, kibar.
NÂZİK-ENDÂM: f. Lâtif ve güzel vücutlu. Nâzik endamlı.
NÂZİK-GÜZİN: f. Çok nâzik. Seçkin, nâzik.
NÂZİK-HULK: Yaradılışı ve tabiatı nâzik olan.
NÂZİKÎ: f. Nâziklik. Nezaket.
NÂZİK-TEN: f. Nâzik vücudlu.
NÂZİK-TER: f. Çok nâzik.
NÂZİK-TERİN: f. En nâzik, daha nâzik.
SALİF-ÜZ ZİKR: Bildirilen, zikri geçen, mezkûr. Yukarıda ismi geçen. Yukarıda, daha evvel söylenen.
TEMZİK: (C.: Temzikat) Yırtma, paralama, perakende etmek.
TENZİK: (At) ayaklarını yukarı kaldırmak.
TERZİK: Rızık verme, besleme. Rızık için verip yedirme. Nasibdâr kılmak.
ZİKÂR: (Zeker. C.) Erkekler.
ZÎKARED GAZVESİ: Zîkared, Gatafan diyarı civarında oniki mil mesafede bir kuyudur. Rivayete göre Medine ile Hayber arasında ve Şam yolu üzerindedir ve Medine'ye iki konak mesafededir. Bu Zîkared kuyusu yakınında yapılan gazaya Gabe Gazası da denilir, hicretin altıncı yılında rebiül-evvel ayında vuku bulduğu rivayet edilir.Hayberden üç gün önce bir takım Gatafan ve Fezare çapulcuları Resulullah'ın sağılan develerine yağmacılık etmeleri üzerine bu gaza vuku bulmuştur. İbn-i Sa'd, bu develerin yirmi tane olduğunu ve Gabe Korusu'nda yayılırken baskına uğradığını bildiriyor. (S.B.M.)
ZİKE: Silâh.
ZİKR: (Zikir) Anmak, hatırlamak. Anılmak. * Allah'ı (C.C.) çok çok anıp azametini düşünmek ve esmâ-i hüsnâsını okuyup tefekkür etmek. * Kur'ân-ı Kerim'in bir ismi.(İ'lem eyyühel aziz! Tohum olacak bir habbenin kalbi yani içi delindiği zaman, elbette sünbüllenip neşvü nemâ bulamaz; ölür gider. Kezâlik, ene ile tâbir edilen enâniyetin kalbi, Allah Allah zikrinin şua ve hararetiyle yanıp delinse, büyüyüp gafletle firavunlaşamaz. Ve Hâlik-ı Semâvat ve Arz'a isyan edemez. O zikr-i İlâhî sâyesinde (ene) mahvolur...Zikreden adamın, feyz-i İlâhîyi celbeden muhtelif lâtifeleri vardır. Bir kısmı kalb ve aklın şuuruna bağlıdır. Bir kısmı da şuursuz, yâni şuurlara tâbi değildir. M.N.)
ZİKR-İ ALENÎ: Aşikâr ve açıktan toplanıp Allah'ı zikretmek.
ZİKR-İ CEHRÎ: Yüksek sesle yapılan zikir.
ZİKR-İ HAFÎ: İçten ve kalbden yapılan gizlice olan zikir. Nakşilerin zikir şekli.
ZİKR-İ KALBÎ: Kalb ile yapılan, sessiz zikir.
ZİKR-ÂREND: f. Zikreden. Anan.
ZİKİR-HÂNE: Allah'ın çok çok zikredildiği yer. Mescid, câmi. Ehl-i tarikatın toplanıp Allah'ı zikrettikleri yer. Tekke.
ZİKRA: Anma, hatırlama. * Nasihat, öğüt. * İbret. Örnek.
ZİKZAK: Fr. Bir sağa ve bir sola doğru gidiş yapma.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ZİKÂR : (Zeker. C.) Erkekler.
Zİ : Kılık, kıyafet. Elbise.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...