Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ZİH: | f. Kiriş. Yay kirişi. Kenar çizgisi. Kaytan, şerit. |
| ZÎH: | (C.: Züyuh-Ezyâh) Çok kıllı erkek sırtlan. (Müe: Zeyhâ) |
| ZİHAF: | Çokluk. Süstlük ve zayıflık ile yürümek. Edb: İbarede uzun okunulması gereken bir sesli harfin, vezin zarureti ile kısa okunuşu. (Bunun zıddı: İmâle'dir) |
| ZİHAM: | Kalabalık, sıkışıklık. |
| ZÎHASSA: | Hassalı, özellik, hususiyyet sâhibi. |
| ZİHBE: | (C. Zihâb) Yağmur katresi. |
| ZİHİ: | "Şu, bu" mânasına gelen müennes işaret zamiri. |
| ZİHİ: | f. Ne güzel. Ne iyi. Aferin. |
| ZİHLAF: | Tehir etmek, sonraya bırakmak. Uzaklaştırmak, ırak etmek. |
| ZİHİN: | (Zihn) Anlama, bilme, hatırlama kuvveti. Anlama kuvvet ve istidadı. Hıfz kabiliyeti. (Bak: Dimağ) |
| ZİHN-İ MAHDUD: | Dar zihin. |
| ZİHNEN: | Zihin ile, düşünerek, akıl ile. |
| ZİHNÎ: | (Zihniyye) Zihinle alâkalı. Zihne âit. |
| ZİHNİYYÂT: | Zihne ait hususlar. Zihinle ilgili meseleler. |
| ZİHNİYYET: | Düşünce. Düşünce yolu. Anlayış. Kafa. |
| İçerisinde 'ZİH' geçenler | |
| AZİHE: | Yalan, iftira. |
| BAZİH: | Büyük. Âli. Yüce. |
| BAZİHANE: | f. Oyun yeri, eğlence yeri. |
| FAZÎH(A): | Çirkin, fena. * Utanmaz, rezil. |
| FAZÎH: | Hurma koruğundan yapılan şarap. |
| FAZÎHA: | (C: Fazayıh) Alçaklığı, edebsizliği gerektiren iş veya şey. |
| İMKÂN-I ZİHNÎ: | Bir şeyin mümkün olabileceğini zihinle düşünmek.(Vesveseli adam imkân-ı zâtî ile imkân-ı zihnîyi birbiriyle iltibas eder. Yani, bir şeyi zâtında mümkün görse, o şeyi zihnen dahi mümkün ve aklen meşkuk tevehhüm eder. Halbuki, İlm-i Kelâm'ın kaidelerindendir ki; imkân-ı zâtî ise, yakîn-i ilmîye münâfi değil ve zaruret-i zihniyyeye zıddiyyeti yoktur. Meselâ: Şu dakikada Karadeniz'in yere batması zâtında mümkündür ve o imkân-ı zâtî ile muhtemeldir. Halbuki yakînen o denizin yerinde olduğunu hükmediyoruz. Şüphesiz biliyoruz ve o ihtimâl-i imkânî ve o imkân-ı zâtî bize şek vermez, bir şüphe getirmez, yakînimizi bozmaz. Meselâ: Şu güneş zatında mümkündür ki, bugün gurub etmesin veya yarın tulu' etmesin. Halbuki bu imkân, yakînimize zarar vermez, şüphe getirmez. İşte bunun gibi, meselâ: Hakaik-ı imâniyeden olan hayat-ı dünyeviyenin gurubuna ve hayat-ı uhreviyyenin tuluuna, imkân-ı zâtî cihetinde gelen vehimler, yakîn-i imanîye zarar vermez. Hem "lâ ibrete li-l-ihtimali-l-gayri-n-nâşi an delilin" yani: "Bir delilden neş'et etmeyen bir ihtimalin hiç ehemmiyeti yoktur" olan kaide-i meşhure, hem usul-üd din, hem usul-ü fıkhın kaide-i mukarreresindendir. S.) |
| MERZİH: | Şiddetli ses. |
| MUFAZZİH: | Rezil eden. |
| MUNFAZİH: | Rezil ve kepaze olmuş. |
| MUVAZZİH: | (Vuzuh. dan) Açıklıyan, izah eden. |
| MÜSTAVZİH: | İzâhat isteyen. |
| MÜTEMAZİH: | Şakalaşan, birbirine lâtife ve şaka yapan. |
| MÜTENEZZİH: | Tenezzüh eden, gezip eğlenen. * Tenezzüh edip düşünen. * Nezih, temiz olan. (Sath-ı âlemde kurulan şu sergi-i İlâhîde teşhir edilen tezyinata, kemalâta, güzel manzaralara ve rububiyetin haşmetiyle uluhiyetin azametine bir müşahid, bir mütenezzih, bir mütehayyir, bir mütefekkir lâzımdır ki o güzellikleri görsün, o manzaralar arasında tenezzüh etsin; o harika nakışlara, zinetlere tefekkür ile hayran olsun. Sonra o sergiden Saniinin celâline, Mâlikinin iktidar ve kemalâtına intikal ile onun azametine secde-i hayret etsin. M.N.) |
| MÜTENEZZİHÂNE: | f. Tenezzüh edercesine, gezip eğlenircesine. Mütenezzihcesine. |
| MÜTENEZZİHÂT: | (Mütenezzih. C.) Gezintiye, tenezzüh etmeğe çıkanlar. * Tenezzüh edip düşünenler. * Temize çıkanlar. |
| MÜTENEZZİHÎN: | (Mütenezzih. C.) Gezintiye çıkanlar, tenezzühe çıkanlar. |
| MÜTTEZİH: | Açık ve meydanda olan. |
| MÜZİH: | Uzaklaştıran. |
| NEZİH: | (Nezihe) Pâk, temiz. (Bak: Nezh) |
| NEZİHÂNE: | f. Temizce, iyice, güzelce. |
| RUZÎHÂR: | f. Rızık yiyici. Canlı, mahlûk. |
| SARF-I ZİHN: | Akıl sarfetme, akıl harcama. |
| SÜNBAZİH: | Zımpara. |
| TAFZİH: | (C.: Tafzihât) Rezil etme. |
| TAVZİH: | Açıklamak. Açık olarak beyanda bulunmak. |
| TENZİH: | Suç ve noksanlıktan uzak saymak. Cenab-ı Hakk'ı (C.C.) her çeşit kusur, noksan, şerik gibi hallerden uzak bilip söylemek. * Kabahati yok olduğu anlaşılmak ve onu ifade etmek. |
| TENZİHEN: | Tenzih ederek. Tenzih etmekle. |
| TENZİHEN MEKRUH: | Nehyine dair şer'î bir delil olmamakla beraber işlenmesi kerih görülen iş. (Helâle yakın iş) |
| VAZÎH(A): | (Vuzuh. dan) Meydanda, apaçık. |
| ZİHAF: | Çokluk. * Süstlük ve zayıflık ile yürümek. * Edb: İbarede uzun okunulması gereken bir sesli harfin, vezin zarureti ile kısa okunuşu. (Bunun zıddı: İmâle'dir) |
| ZİHAM: | Kalabalık, sıkışıklık. |
| ZÎHASSA: | Hassalı, özellik, hususiyyet sâhibi. |
| ZİHBE: | (C. Zihâb) Yağmur katresi. |
| ZİHİ: | "Şu, bu" mânasına gelen müennes işaret zamiri. |
| ZİHİ: | f. Ne güzel. Ne iyi. Aferin. |
| ZİHLAF: | Tehir etmek, sonraya bırakmak. * Uzaklaştırmak, ırak etmek. |
| ZİHİN: | (Zihn) Anlama, bilme, hatırlama kuvveti. Anlama kuvvet ve istidadı. Hıfz kabiliyeti. (Bak: Dimağ) |
| ZİHN-İ MAHDUD: | Dar zihin. |
| ZİHNEN: | Zihin ile, düşünerek, akıl ile. |
| ZİHNÎ: | (Zihniyye) Zihinle alâkalı. Zihne âit. |
| ZİHNİYYÂT: | Zihne ait hususlar. Zihinle ilgili meseleler. |
| ZİHNİYYET: | Düşünce. Düşünce yolu. * Anlayış. * Kafa. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ZİHAF : | Çokluk. * Süstlük ve zayıflık ile yürümek. * Edb: İbarede uzun okunulması gereken bir sesli harfin, vezin zarureti ile kısa okunuşu. (Bunun zıddı: İmâle'dir) |
| Zİ : | Kılık, kıyafet. Elbise. |