Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ZİR: | f. Alt, aşağı. |
| ZİR-İ ZEMİN: | Yeraltı. |
| ZİR: | (C.: Zire) İnce kiriş. Kadınlar sohbetini seven kişi. |
| ZİRA: | f. Çünkü. Ondan ki, şundan, şu sebepten ki. |
| ZİRA': | El, kol uzunluğu. Yirmidört parmak uzunluğu. Arşın. Bir kolun dirseğinden orta parmak ucuna kadar uzunluk ölçüsü. (75-90 cm. kadar) Gökte ayın menzillerinden birisi. Tulum. İçine peynir veya su, yağ gibi şeyler konan deriden kap. |
| ZİRAAT: | Çiftçilik, ekincilik. |
| ZİRABE: | Keskinlik. |
| ZİRAÎ: | Çitfçiliğe ait. Ziraate dair, onunla alâkalı. |
| ZİRAYE: | Hışım etmek, hiddetlenmek, kızmak. |
| ZİR-BEND: | f. Kayış, kuşak, kemer. |
| ZİREK: | f. Anlayışlı, uyanık, zeyrek. |
| ZİREKÎ: | f. Uyanıklık, zeyreklik, anlayışlılık. |
| ZİRFİN: | (C.: Zerâfin) Kapı halkası. |
| ZİRİBA': | Belâ, zahmet. |
| ZİRİN: | f. Alttaki, aşağıdaki. |
| ZİRNÎK: | Zırhım, fare otu. |
| ZİRR: | Düğme. Tomurcuk. |
| ZİR Ü ZEBER: | Altüst, karmakarışık, darmadağın. |
| ZİRVE: | Bir şeyin, hususan dağın en yüksek noktası, tepesi. |
| ZİRVE-İ BÂLÂ: | f. Yüksek zirve. Yüksek makam. Yüce kat. |
| ZİRVE-İ CEBEL: | Dağ tepesi. |
| İçerisinde 'ZİR' geçenler | |
| ADÎM-ÜN NAZÎR: | Eşi, benzeri olmayan. Eşsiz. Benzersiz. |
| ÂZÎR: | f. Iztırab, sıkıntı. Ağrı, sızı. * Azar, tekdir. |
| AZÎR: | Biçilmiş olan ekinin tarlada satılması. |
| AZİR: | Özür dileyen, özrünün afvedilmesini isteyen. * Özür. * Sünnet düğünü. |
| ÂZİR: | Yara izi. |
| ÂZİRE: | Hayızlı kadın. |
| AZİRE: | (C.: Uzrât) Ön yanı, önü. |
| BAZİR: | Ekici, eken.* Dedikodu yapan, laf taşıyan. Geveze. |
| BAZİRGÂN: | Eskiden Musevi tüccarlar hakkında kullanılan bir tabirdi. |
| BER-VECH-İ ZİR: | f. Aşağıdaki gibi. Gelecekte görüleceği üzere. |
| BEZİR: | Geveze, fazla konuşan. |
| BEZİR: | Ekilecek tohum, tane. * Keten tohumundan çıkarılan bir yağ. Bu yağ, yağlıboya yapmakta kullanılır. |
| BEZİRGAN: | (Bâzâr-gân) f. Tacir, tüccar, alışveriş eden esnaf. Efendi ve ağa yerine Yahudiler için söylenen ünvandır. |
| BÎ-NAZİR: | f. Benzeri olmayan. Nasirsiz. |
| CEZİR: | (Bak: Cezr) |
| CEZİRE: | Ada. Dört tarafı su ile çevrilmiş toprak parçası.(Üç tarafı su ile çevrili kara parçasına yarımada denir.) |
| CEZİRET-ÜL ARAB: | Arabistan yarımadası. |
| CİZİRMAN: | Hurma yaprağının aslı; yâni dibi ki, yaprağı dökülünce ağaçta kalır. |
| DEVA NA-PEZİR: | Devâsı bulunmaz hastalık. |
| EBAZİR: | (Ebzâr. C.) Yemeklere katılan baharatlar, kurumuş kekikler. |
| ELCEZİRE: | Mezopotamya. Dicle ve Fırat nehirleri arasında bulunan yerin adı. Bugün Irak'ın toprakları arasındadır. |
| EMAZİR: | (Mezir. C.) Kuvvetli ve azamet sahibi olanlar. |
| EZİR: | f. Haykırma, bağırma. |
| FAZİR: | Kırmızı, büyük karınca. * Geniş, bol nesne. |
| FENAPEZÎR: | f. Fena bulan, yok olan. Fenayâb da aynı mânada kullanılır. |
| FENN-İ ZİRÂAT: | Ekin ekme ve içme hususunda olan bilgi ve tecrübeye dayanan bu husustaki ilim kolu. |
| GAZÎR: | Bol, çok, kesretli, ziyade, fazla. |
| GAZİR(E): | Mülâyim, yumuşak. Nâzik, uysal. |
| GÜZÎR: | f. Derman, çare, deva. |
| HALELPEZÎR: | f. Bozulan, Halel bulan. Eksik. Fesad kabul eden. Bozuk. |
| HANAZÎR: | (Hınzır. C.) Hınzırlar, domuzlar. |
| HAZİRÎN: | (Hâzır. C.) Meydanda, gözönünde olanlar, huzurda bulunanlar. |
| HAZÎR: | Su sesi, su şırıltısı. |
| HAZİR: | Korkan, korkak, |
| HAZİR: | Takdir eden. * Ekşimiş süt. |
| HAZÎRE: | Etrafında duvar veya çit bulunan ağıl, bahçe. * Mezarlık. |
| HAZÎRET-ÜL KUDS: | Cennet bahçesi. Peygamber ve evliyanın ruhlarının toplandığı yer. |
| HAZÎRE: | Az cemaat. * Asker bölüğü. * Yara içinde toplanan kan ve irin. |
| HAZÎRE: | Eti ufak ufak doğrayıp, çok su ile çömlek içinde pişirip erimeye yakın olduğu anda üzerine un koyup karıştırarak yapılan yemek. (İçinde et olmayınca "aside" derler.) |
| HENAZÎR: | Hınzırlar, domuzlar. |
| HINZÎRE: | (C.: Hınzırât) Hileci ve fitnekâr kadın. * Dişi domuz. |
| HİTAMPEZİR: | f. Biten, hitâm bulun, sona eren, nihayet eren. |
| HUSUL-PEZİR: | Hâsıl olmuş, meydana gelmiş. |
| İFAKAT-PEZİR: | f. İyileşmesi mümkün, iyileşebilir. |
| İLAC NÂ-PEZİR: | f. Tedavisi mümkün olmayan, ilâç kabul etmeyen. * İmkânsız, çaresiz. |
| İLAC-PEZİR: | f. Çaresi bulunabilen. * Tedavi edilebilen, ilâç kabul eden. |
| İLTİYAM-PEZİR: | f. İyi olabilir, kapanabilir yara. |
| İLTİYAM-NÂPEZİR: | f. İyi olmaz, kapanmaz yara. |
| İNHİLAL-PEZİR: | f. İnhilali mümkün olan. Dağılabilen. Çözülebilen. Eriyebilen. |
| İNTİHA-PEZİR: | f. Sona eren, nihâyet bulan. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ZİR-İ ZEMİN : | Yeraltı. |
| Zİ : | Kılık, kıyafet. Elbise. |