Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ZAK: f. Dölyatağı, meşime. Rahim.
ZAK-DAN: f. Döl yatağı, rahim.
ZAK: Pak, arı, temiz.
ZAKINE: (C.: Zevâkın) Enek çukuru.
ZAKİ: (Zâkiyye) Saf ve temiz kimse. Hareket ve davranışları düzgün olan kişi.
ZAKİ: Güzel kokulu, keskin kokulu.
ZÂKİR: Zikreden, zikredici.
Hafızası kuvvetli.
İlâhiler okuyan. Çok çok duâ ve Esmâ-i İlâhiyeyi okuyan.
Tekrar eden.
ZÂKİRÛN (ZÂKİRÎN): Zikredenler.
ZÂKİRE: Andıran, hatırlatan, hatıra getiren şey.
ZAKKUM: Cehennem'de bir ağacın ismi, cehennemliklerin yiyeceği.
Gösterişi güzel, çiçekli ve zehirli meyvesi olan yâsemine benzeyen bir bitki ismi.
ZAKM: Yemek, ekl.
ZAKN: Yükletmek.
ZAKNA': Uzun.
Kaba, yoğun.
Eğri.
ZAKT: Cima etmek.
ZAKV: Çağırıp bağırmak.
ZAKZAK: Yeynicek, hafif.
Bir karınca cinsi.
ZAKZAKA: Çocukların oynayıp sıçramaları.
İçerisinde 'ZAK' geçenler
ALTIN KOZAK: Padişahlar tarafından yabancı hükümdarlara gönderilen nâme-i hümayunun konulduğu muhafaza.
ARİFLERİN MEZAKLARI: Ariflerin zevkaldığı yer ve hususlar.
BAZAK: Üzüm sıkıntısı. (Kaynatıp koyarlar ve köpüklenir.)
BUZAK: Tükrük. (Ağızda "buzak", ağızdan çıksa "rıyk" denir.)
BÜZAK: Salye, tükrük.
BÜZZAKA: Kabuksuz sümüklü böcek.
CEVZAK: f. Kederlenme, elemlenme.
ERREZZAK: Bütün rızıkları ve faydalanacak şeyleri yaratan ve ihsan eden Allah (C.C.)
ERZAK: (Rızık. C) Rızıklar. Azıklar. Yiyecek içecek maddeler. İhtiyaçlar. Maddi, mânevi muhtaç olduğumuz şeyler.
ERZAK-I ASKERİYYE: Askere verilen erzak.
EVZAK: İçinde su veya başka birşey biriken çukur yer.
GÜMÜŞ KOZAK: Tar: Eskiden hükümdarlara gönderilen nâme-i hümayunların konulduğu mahfaza. Nameler atlas keseye konur, sonra da kozaya geçirilirdi. Kozakların gümüşten yapılmış olanları olduğu gibi altundan, şimşirden de yapılanları vardı. Altundan olanlar imparatorlara, gümüşten olanlar da küçük devlet reislerine gönderilen nâme-i hümayunlara mahsustu. (O.T.D.S.)
GÜMÜŞ KOZAK: Tar: Eskiden hükümdarlara gönderilen nâme-i hümayunların konulduğu mahfaza. Nameler atlas keseye konur, sonra da kozaya geçirilirdi. Kozakların gümüşten yapılmış olanları olduğu gibi altundan, şimşirden de yapılanları vardı. Altundan olanlar imparatorlara, gümüşten olanlar da küçük devlet reislerine gönderilen nâme-i hümayunlara mahsustu. (O.T.D.S.)
HAZAKAT: İhtisas. Meharet peyda etmek. Üstad olmak. Bir san'atta, hususan tıbda gereği gibi öğrenip mâhir ve mütehassısı olmak.
HIZAK: (Hızka. C.) Yığınlar, kalabalıklar.
HIZK (HİZAK): Zeyreklik, akıllılık. * Ustalık, mahâret.
HUZAKA: Kıymetsiz ve rağbetsiz olan şey.
HUZAKİYY: Lisanı fasih, konuşması açık olan kimse. * Eşek sıpası.
HUZZÂK: (Hâzık. C.) İşinin ehli olanlar, ustalar, mütehassıslar. Hazâkatli kimseler.
HUZZÂK-I ETİBBÂ: Doktorlar içinde en ehil olanları.
İHZAK: Kahkaha ile gülme. Çok gülme.
İLTİZAK: Yapışma, birleşme.
İLTİZAK-I ESABİ': Parmakların yapışması.
İLZAK: (Lazk. dan) Yapıştırma.
İRTİZAK: (Rızk. dan) Rızık alma, rızıklanma.
İRZAK: Rızıklandırmak, maddi veya mânevi ihtiyacını vermek.
İSTİRZAK: (Rızk. dan) Rızk ve nafaka elde etmek için çalışma.
İZAKA: (Zevk. den) Tattırma veya tattırılma. Lezzet ve zevk hissettirme.
KAZAK: Her kavmin askerliğe, akın ve çapula ayrılmış efradı. * Çarlık Rusyasında ayrıca bir sınıf teşkil eden sipahiye benzer süvari askeri.
KUVVE-İ ZÂKİRE: Hafıza. Ezberleme kuvveti. Ezber edici kuvvet.
KUZAKIZ: Yırtıcı ve paralayıcı yavuz arslan.
LEDE-L-MÜZAKERE: Müzakere anında, konuşma sırasında.
MAZAK: Darlık.
MEV'İZAKÂR: f. Nasihat veren, öğüt eden. Nâsih.
MEZAK: Tatmak. * Zevk tadacak yer. Damak. * Zevk. Tat duyma.
ME'ZAK: (Me'zel) : Dar yer.
MEZAK: Sür'atli yürüyen deve.
MIHZAK: Makat.
MİHZAK: Çok gülen kadın.
MUHAFAZAKÂR: f. Koruyucu. * Dinî amel ve işlere muhabbet eden. Dinî inanışında sağlam olan ve değiştirmeden muhafaza eden yüksek ve sâdık insan.
MÜMAZAKA: Dostluk hususunda riyâ gösterme.
MÜMAZZAK: Yırtılmış. Parça parça olmuş.
MÜTEZAKKIM: (C.: Mütezakkımîn) Güçlükle ve zorla yutan. Tezakkum eden.
MÜTEZAKKIMÂNE: f. Güçlükle ve zorla yutarak.
MÜZAKERAT: (Müzâkere. C.) Müzâkereler. Bir fikir hakkında karşılıklı görüşmeler. Bir arada muhtelif fikirleri beyan etmek.
MÜZAKERE: Bir iş hakkında konuşmak, bir iş için önceden danışıp görüşmek. * Talebenin derse çalışması. (Bak: Münakaşa)
NEZAKET: Naziklik, incelik, zariflik. Kaba olmamak. Edeb, terbiye.
REZZAK: Bütün mahlukatın rızkını veren ve ihtiyaçları karşılayan. (Allah)
REZZAKANE: f. Rızık verene, rezzaka yakışır surette.
REZZAKİYET: Her mahluka münasib rızkını verici olmak.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ZAK-DAN : f. Döl yatağı, rahim.
ZA : "Ze" harfinin adı.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...