Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ZAL: İhtiyar. Ak sakallı.
f. İranlı meşhur kuvvet ve pehlivanlık senbolü Rüstemin babasının adı.
ZAL: () harfinin bir ismi. "Dal-i Mu'ceme ve "Zel" de denir.
Horoz ibiği.
ZAL': Eğilmek, meyl etmek.
Dar olmak.
Davarın ağır yük getirmekten dolayı yürürken iki yanına eğilmesi.
ZALAL: Gölge eden. Gölge olan.
ZALÂM: Karanlık. Zulmet.
ZALÂM-I ZULM: Zulmün karanlığı.
ZALEF: Kum ve taş olmayan sağlam yer.
ZALEME: (Zâlim. C.) Zâlimler.
ZALF: Men'etmek. Nefsini bir işe rağbet ve teveccühten men etmek.
Mübah şey.
Bâtıl.
Şiddet.
Beyhude.
ZALİ': (C.: Zulu') Eğri, meyilli.
Müttehem kimse. Töhmetli.
Aksak hayvan.
ZALİ': Geniş, bol, vâsi.
ZALİF: Çok hor, çok hakir kimse.
ZALİFEN: Birisinin izine uyup gitmek.
İzini gizlemek, belirsiz etmek.
ZALİK(E): Bu, şu, o. Kezâlik. Böylece.
ZALİK: Giden, gidici.
ZALİL: Gölgeli.
ZÂLİM(E): Zulmeden, haksızlık eden.
ZÂLİMÂNE: f. Zâlim olana yakışır şekilde. Zulmeder surette. Zâlimce.
ZÂLİMÎN: (Zâlim. C.) Zâlimler, zulmedenler.
ZÂLİMÛN: (Zâlim. C.) Zulmedenler. Haksızlık edenler. Zâlimler.
ZALİM: (C.: Zılem-Zılmân) Deve kuşunun erkeği.
Kaymağı alınmadan içilen süt.
Hiç bozulmamış yerden kazılan toprak.
ZALLAM: (Zalûm) Çok zulmeden. Çok zâlim.
ZALM: Kar.
Diş beyazlığı.
ZALMA: (C.: Zulem) Karanlık.
ZALÛM: Çok zulmeden. Çok zâlim.
İçerisinde 'ZAL' geçenler
ALÂ-MA-FARAZALLAH: Allah'ın farzettiği üzere.
AZAL: (Ezel. C.) Ezeller. Başlangıcı olmayan zamanlar.
AZALİL: (Uzlûle. C.) Yanlışlar, yanılmalar. Doğru olmayanlar.
CEZALET: Rekâketsiz ifade. * Güzellik. * Müdebbirlik, akıllılık. * Azim, büyük. * Edb: Kelimeler, ince veya sert söylenişlerine göre; elfâz-ı cezle veya elfâz-ı rakika diye ikiye ayrılır. Elfâz-ı cezle: Söylenişte tatlılığı bulunan veya heybet, ululuk, çarpışma, korkutma, yıldırma ifâde etmeğe uygun kelimeler olarak ayrılır. Celâdet, sadme, kazanfer, çekâçek, dırahşân gibi.. Bu çeşit kelimelerle, söylenen ve yazılan ifâdelerde cezâlet var, denir. (Edb. S.)
CEZALET-İ BEYANİYE: Beyan ilmine ait ve beyan sahasındaki cezâlet.
CEZALET-İ NAZMİYE: Kur'an-ı Kerim'deki kelime ve harflerin harika bir ahenk ve münâsebet ile nazm ve tertibindeki cezâlet.
CİZAL: Hurma toplama.
ECZAL: (Cizl. C.) Ağaç kökleri, tomrukları.
EHL-İ İ'TİZAL: Mu'tezile'den olan. (Bak: Mu'tezile)
ENZAL: (Nezl ve Nizil. C.) Soysuzlar, alçaklar, âdi ve aşağılık adamlar.
ERZAL: (Rezil. C.) Reziller. Kepâzeler. Herkesten hakaret ve nefret görenler.
FAZALAT: Necasetler, kazuratlar, murdarlıklar, pislikler.
FELİZALİK: (Bak: Felihâzâ)
FUZALA: (Bak: Fudala)
GAZAL: (C: Gazale-Gazelân) Ceylân. Geyik, âhu. Geyik yavrusu. * Şarkıcı, mızıkacı. *Güzel göz.
GAZALE: Dişi geyik. * Güneşin yükselmesi.
GAZALÎ: (Bak: İmam-ı Gazalî)
GAZALÎ: Onyedinci asırda şiirleri ile tanınan Bursa'lı bir şâirin adıdır.
GAZZAL: Eğrilen iplik.
HAFİZALLAH: Allah korusun. Allah muhafaza etsin, Allah saklasın (anlamındadır).
HANZAL(E): Zakkum. Zakkum ağacı. Ebu Cehil karpuzu denilen portakal büyüklüğünde mevyesi çok acı bir nebat. Karga kabağı diye de adlandırılır.
HAZAL: Selem ağacının kökünden çıkan bir nesne ki, suda ıslatıp yerler.
HAZALAN: (Bak: Hizlân)
HAZZAL: Ehline ve ailesine sarfedecek birşey bulamayan fakir.
HEYZALE: İnsan sesleri. * Cemaat, topluluk. * Çok asker. * Büyük deve. * Belinden aşağısı şişman olan kadın.
HİCRAN-I LÂ YEZALÎ: Sonsuz ayrılık. Ayrılıktan gelen sonu gelmez üzüntü.
HUZALE: Saman ufağı.
HÜZAL: Zayıflık, bitkinlik.
İBTİZAL: Çokluğu sebebiyle bir nimetin kıymetini bilmeyip, hor kullanmak. * Devamlı şeklide bir şeyi kullanmak. * Edb: Herkesin bildiği bir sözü tekrar etmek. (Mümtâziyetin zıddıdır.)
İBZAL: Esirgemeyip bol sarfetme, bol kullanma.
İCTİZAL: Sevinme, mesrur olma.
İCZAL: Birini sevindirme, mesrur etme, gönlünü hoş etme.
İCZAL: Semerin, devenin boynunu yara etmesi.
İĞTİZAL: İplik eğirme.
İGZAL: Eğirmek.
İHZAL: Islatma, ıslatılma.
İHZAL: Şaka ve alay ile çok uğraşma.
İMAM-I GAZALÎ: Ahirete irtihâli Hi: 505 dir. "Hüccet-ül İslâm İmam-ı Muhammed Gazalî" diye anılır. O zamanın felsefesinin bâtıl akidelerini red ve cerh ederek Kur'anın eşsizliğini ve hakkaniyet ve mu'cizeliğini isbat etmiş pek çok eserler vermiştir. (K.S.)
İNHİZAL: Beli kırılmış gibi ağır yürüme. * Soruya karşılık verme.
İN'İZAL: Bir tarafa çekilme, tek başına kalma.
İNZAL: (Nüzul. dan) İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. * Tenasül âletinden meninin çıkması.
İNZAL-İ KÜTÜB: Cenab-ı Hakk'ın vahiy ile peygamberlere kitab göndermesi.
İSTİFZAL: Artırma, çoğaltma, ziyadeleştirme.
İSTİNZAL: Tenzil etmek. İndirmek. * İnmesini istemek.
İSTİRZAL: (Rezalet. den) Rezil sayma. Kepaze, bayağı ve aşağılık görme.
İSTİZALE: (İzale. den) Yok edilme, izale olma.
İ'TİZAL: (İtizal) Bir şeyi işlemeğe tamamen kasd ve teveccüh eylemek. * Nefsine müracaatla cürüm ve hatasını itiraf etmek.
İ'TİZAL: Ehl-i Sünnet olan hak mezhebden ayrılıp hakka aykırı başka yola sapmak. Mu'tezile olmak. (Bak: Mutezile)
İZALE: Zevale erdirmek. Gidermek. Ortadan kaldırmak. Mahvetmek.
İZALE-İ ŞÜYU': Ortaklığı giderme.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ZAL' : Eğilmek, meyl etmek. * Dar olmak. * Davarın ağır yük getirmekten dolayı yürürken iki yanına eğilmesi.
ZA : "Ze" harfinin adı.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...