Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ZAN: (Bak: Zann)
ZAN: Ayıp.
ZANBUR: (Bak: Zünbur)
ZANGOÇ: (Ermenice) Kilisenin hizmetlerini gören ve çan çalan kimse.
ZANİ(YE): Zina eden. Meşru olmayan nikâhsız cinsî münasebette bulunan.
ZANİN: Cimri, bahil ve hasis olan.
ZANİN: Suç işlediği zannedilen kimse. Töhmetli, suçlu kimse.
ZANİYE: (Bak: Zani)
ZANK: Dar yer. Dar şey.
Darlık, sıkıntı.
ZANKÂ': (Bak: Dankâ')
ZÂNN: Zanneden. Sanan. Zannedici.
ZANN: şüphe. Zannetmek, samak. Sezme.
ZANN-I GALİB: Kuvvetli, hakikate en yakın olan zann. (Bak: Su-i zan)
ZANN-I KABUL-Ü CUMHUR: Bir hükmün doğruluğunu ekseri müçtehidlerin ve ehl-i reylerin zann derecesinde, yani kuvvetli ihtimal ile kabul etmeleri.(Ümmeti da'vetle teşri' edemez, fehmi şeriatten olur; lâkin şeriat olamaz. Müçtehid olabilir, fakat müşerri' olamaz.İcma' ile cumhurdur, sikke-i şer'i görür. Bir fikre davet etmek zann-ı kabul-ü cumhur, şart-ı evvel oluyor.Yoksa, davet bid'attır; reddedilir, ağzına tıkılır; onda daha çıkamaz... Lemeât)
ZANNÎ: Zanna ait, zanna dâir ve müteallik.
ZÂNÛ: f. Diz.
ZÂNÛ-BE-ZÂNÛ: f. Diz dize.
ZÂNÛ-BER-ZÂNÛ: f. Diz dize.
ZÂNÛ-BE-ZEMİN: f. Diz çökerek, dizini yere koyarak.
ZANÛN: Düşünce ve tedbiri kıt olan adam.
Suyu olup olmadığı bilinmeyen kuyu.
Suyu az olan kuyu.
ZÂNÛZEDE: f. Diz çökmüş.
ZÂNÛ-ZEN: f. Diz çökmüş.
İçerisinde 'ZAN' geçenler
ÂCİZÂN: (Âciz. C.) Âcizler, beceriksizler, zayıflar, güçsüzler.
ÂCİZÂNE: f. Âciz olarak. Beceriksizce. Tevâzu ile. (Alçak gönüllülük ifâdesi için söylenir) "Allah'a karşı kusurlarını bilen bir mü'min âcizâne ancak Allah'tan rahmet diler."
AHGER-İ SUZAN: Yakıcı kor.
AHZAN: (Hüzn. C.) Hüzünler, kederler, sıkıntılar, tasalar, gamlar.
ALAYBOZAN: Eskiden kullanılmış olan bir çeşit fitilli tüfek.
ARAZAN: Rastgele, tesadüfen, tevafukan.
ÂRIZAN: (Ârız. dan) Geçici olarak. * Tesadüfen, tevafukan, rast gele.
ÂRIZAN: İki yanak.
ARZAN: Enine, genişliğine.
ARZANÎ: Enine, genişliğine olarak.
AŞZAN: Ayağı kesilmiş gibi emekleyerek yürümek.
AYZAN: Yaban eşeğinin erkeği.
AZAN: (Üzn. C.) Kulaklar.
AZİZÂN: f. Azizler.
BÂD-I HAZÂN: Sonbahar rüzgârı.
BALAPERVAZANE: Yüksekten uçar gibi. * Çok yüksek rütbelilere yakışır şekilde.
BEYZAN: Beyazlar, aklar.
BEZANE: f. Esici. Esen rüzgâr.
CEVZ (CEVZÂN): Malı toplayıp kimseye hayır ve sadaka etmemek. * Sallana sallana yürümek.
CÜMZAN: Hurma nevilerinden bir hurma.
DİL-İ SUZAN: Yanık, ateşli gönül.
ERZAN: f. Ucuz, değeri düşük, pahalı olmayan. * Lâyık, münâsib, muvafık, elyâk, şâyân, müstehak, uygun, yerinde.
ERZANÎ: f. Ucuzluk. * Lâyıklık, liyakat, münasiblik, muvafakat, uygunluk.
ERZANİŞ: f. Hayır ve iyilikler.
EVAHİR-İ RAMAZAN: Ramazan ayının sonları, son günleri.
EVZAN: (Vezin. C.) Vezinler. Tartılar.
EVZAN-I ARUZİYYE: Edb: Aruz vezinleri.
EYZAN: Böylece, kezâ, bunun gibi, yine böyle, bu da böyle.
EZAN: Namaza dâvet ve vahdaniyet-i İlâhiyyeyi ve hakaik-ı İslâmiyyeyi âleme, kâinata ilân etmek için minare ve emsali mahallerde edilen nidâ. Kamet getirmek. * Bildirmek.(Ezan, Müslümanlığın mühim bir şiârıdır. Ezan esnasında konuşmamak, hattâ Kur'an okumayı bırakıp dinlemek efdaldir. B.İ.İ.) (Bak: Taabbüdî)
EZANÎ: Ezan ile alâkalı.
EZANÎ SAAT: Ezanın kendine göre ayarlandığı saat. Her hangi bir yerde güneşin tam gurub ettiği andan, sonraki gün aynı vakte kadar, 24 saat olmak üzere ayarlanmış saat.
FARZ-I ZANNÎ: Müçtehidlerce kat'i bir delile yakın derecede kuvvetli görülen, zanni bir delil ile sâbit olan vazifedir ki, amel hususunda farz-ı kat'î kuvvetinde bulunur. Buna farz-ı amelî de denir. Meselâ: Abdestte mutlaka başı meshetmek bir farz-ı kat'îdir. Başın dörtte birini meshetmek bir farz-ı amelîdir.
FARZEN (FARZAN): Farzedelim ki, kabul edelim ki, diyelim ki. * Farz olarak. Farziyyeti kabul edilerek.
FASL-I HAZÂN: Sonbahar, güz.
FERZAN: İlim ve hikmet.
FERZANE: f. Bilgili kimse. Hakîm, feylesof. * Tas: Nefsanî alâkalardan sıyrılmış kimse.
FERZANE-GÎ: f. Üstünlük, rüçhaniyet. * Bilgi.
FEYEZAN: f. Suyun çok olup taşması, çoşması. * Bolluk, fazlalık, feyiz.
FİRZAN: (C: Ferâzine) Arif. * Fen sahibi kimse.
FÜRUZAN: f. Parlak, parlayıcı, parlayan.
GAMMAZANE: f. Fitnecilikle, gammazlıkla, koğuculukla.
GAZANFER: Kahraman. * İri arslan.
GAZANFER-İ GAZUB: Kükremiş arslan.
GAZANFERÂNE: f. Arslancasına, arslan gibi.
GÜRİZAN: f. Kaçan, kaçıcı.
HAVFEZAN: Tarhun otu.
HAVZAN: Sarı çiçekli, güzel kokulu bir çiçek. Nilüfer çiçeği. * Tarhun otu.
HAZAN: Güz. Sonbahar. * Solgun.
HAZANDİDE: f. Güz mevsimini görmüş, yaprakları sararmış solmuş.
HAZANE: Mc: Gönül, kalb, yürek.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ZANBUR : (Bak: Zünbur)
ZA : "Ze" harfinin adı.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...