Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ZARÎ: | Kanı durmayan damar. |
| ZARİ': | Hurma ağacının dikeni. |
| ZARİ': | (Zer'. den) Ekin eken. Çiftçi. |
| ZARİ: | f. Ağlayıp sızlama. Hakirlik ve itibarsızlık. |
| ZARİB: | (C.: Zırâb) Bir ucu keskin yerli taş. Küçük tepe. |
| ZARİF(E): | Zarafetli. İnce ve nâzik tavırlı. Güzel. Şık. İnce nükteli. İnce nükteli ve güzel tâbirlerle konuşan. |
| ZARİF-ÜT TAB': | İnce, zarif tabiatlı, güzel huylu. |
| ZARİFANE: | f. Zariflikle, incelikle, zarif olana yakışır surette. |
| ZARİFE: | Fazla ve lüzumsuz söz. |
| ZARİH: | (Darih) Mezar, kabir. Türbe. |
| ZARİR: | (C.: Ezırre-Zırrân) Kaba, sert yapılı ve muhkem yer. |
| ZARİS: | Taşla yapılmış kuyu. |
| ZARİYAT: | Kırıp ufalayan, toz duman edip götüren kuvvetler. Velud kadınlar. (Bak: Zerv) |
| ZARİYAT SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 51. suresidir. Mekkîdir. |
| İçerisinde 'ZARÎ' geçenler | |
| ALİZARİN: | Fr. Eskiden kök boyası denilen bitkiden çıkarılırken, şimdi kimya usulleriyle hazırlanan boya maddesi. |
| AZARÎ: | f. Muzırlık. Küfürbazlık. * Fenalık görmüş, kalbi kırılmış, incitilmiş olma. |
| AZARİŞ: | f. İncitme, kalb kırma. |
| GÜZARİŞ: | f. Rüya tâbir etme. |
| GÜZARİŞ: | f. Geçiş, geçme. |
| HAZARÎ: | Köyde ve kasabalarda yaşayanların yaşayış şekli ve tarzlarına ait. Şehirli. * Sulh ve asâyiş, sükun ve istirahat zamanlarına mensub ve müteallik. Barış ve güvenle alâkalı. |
| HİSAB-I NAZARÎ: | Mat: Teorik hesap. |
| İHZARÎ: | Hazırlık mahiyetinde olan. Hazırlayan. |
| İHZARİYE: | Aleyhine açılan dâva münasebetiyle getirilen şahıslardan, gönderilen mübaşir veya muhzirin masrafı karşılığı olarak tahsil edilen para. İhzariyeye mübaşir ve muhzirin at ve araba masrafından başka yemek, içmek gibi şahsî masrafları da ilâve edilirdi. * Birinin mahkemeye çağrılması için yazılan yazı. |
| KAZİYE-İ NAZARİYYE: | Man: Aklın bir delil ile tasdik eylediği kaziyye. Delilinin mukaddematı yakiniyyattan ise, yakiniyye'dir ve illâ zanniye olur. |
| MANZARÎ: | Güzel, gösterişli ve yakışıklı adam. |
| MEZARİ': | (Mezraa. C.) Tarlalar, bostanlar. Zirâat olunacak yerler. |
| MEZARİ-İ MÜNBİTE: | Münbit ve verimli tarlalar. |
| MEZARİ': | (Mezru. C.) Sürülüp tohum atılmış ve zirâat olunmuş yerler, tarlalar. |
| MEZARİB: | (Mızrâb. C.) Mızraplar. Kanun, ud gibi çalgı âletleri. |
| MEZARİK: | (Mızrâk. C.) Mızraklar, kargılar. |
| MEZARİSTAN: | f. Mezarlık. |
| MUKADDEMÂT-I İHZARİYE: | Bir şeyi hazırlamak için önceden yapılan işler. |
| MUZARİ': | Ortak. Arkadaş.Benzer, müşabih. * Gr: Geniş zamanı ifade eden fiil hali. "Yazar, okur, görür, gelir" gibi. * Edb: Aruz kalıplarından birisinin ismi. |
| NAZARÎ (NAZARİYE): | Nazara ve düşünceye ait. Yalnız görüş ve düşünce hâlinde bulunan ve tatbik edilmemiş hâlde olan bilgi. |
| NAZARİYYÂT: | (Nazariye. C.) Görüşler. Düşünceler. Doğruluğu isbat edilmemiş ilmi görüşler. |
| NİHAL-İ ZARİF: | İnce, güzel dal. |
| ULUM-U NAZARİYE: | Yalnız görüş halinde kalmış, tatbikata konulmamış ilimler, teoriler. |
| ZARİ': | Hurma ağacının dikeni. |
| ZARİ': | (Zer'. den) Ekin eken. Çiftçi. |
| ZARİB: | (C.: Zırâb) Bir ucu keskin yerli taş. * Küçük tepe. |
| ZARİF(E): | Zarafetli. İnce ve nâzik tavırlı. Güzel. Şık. İnce nükteli. * İnce nükteli ve güzel tâbirlerle konuşan. |
| ZARİF-ÜT TAB': | İnce, zarif tabiatlı, güzel huylu. |
| ZARİFANE: | f. Zariflikle, incelikle, zarif olana yakışır surette. |
| ZARİFE: | Fazla ve lüzumsuz söz. |
| ZARİH: | (Darih) Mezar, kabir. Türbe. |
| ZARİR: | (C.: Ezırre-Zırrân) Kaba, sert yapılı ve muhkem yer. |
| ZARİS: | Taşla yapılmış kuyu. |
| ZARİYAT: | Kırıp ufalayan, toz duman edip götüren kuvvetler. * Velud kadınlar. (Bak: Zerv) |
| ZARİYAT SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 51. suresidir. Mekkîdir. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ZARİ' : | Hurma ağacının dikeni. |
| ZAR' : | (C.: Zuru') Meme. * Süt veren hayvan memesi. |
| ZA : | "Ze" harfinin adı. |