Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ZEHR(E): | Çiçek. şükufe. |
| ZEHR: | (Zehir) f. Zehir, ağu, semm. |
| ZEHR-İ KATİL: | Öldürücü zehir. |
| ZEHRA: | (Müe.) Ay gibi parlak olan. Çok parlak ve safi, berrak. |
| ZEHR-AB: | f. Acı su. |
| ZEHR-ABE: | f. Acı ve zehir gibi su. Zehirli su. Mc: Acı, acılık. |
| ZEHR-ALUD: | f. Zehirli. Zehir karışmış. |
| ZEHR-AMİZ: | f. Acı, zehirli. |
| ZEHRAVAN: | (Zehrâveyn) İki parlak şey. Kur'an-ı Kerim'de Sure-i Bakara ile Âl-i İmran Surelerine birlikte verilen isim. |
| ZEHR-BAR: | f. Pek acı, zehir saçan. |
| ZEHR-BAZ: | Zehir veren. Zehir yapan. İmandan ayıran. |
| ZEHRE: | (C.: Ezhâr) Çiçek. Beyaz, berrak. Süs, ziynet. |
| ZEHRE: | f. Kahramanlık, yiğitlik. Öd. Safra. |
| ZEHREÇÂK: | f. Çok korkmuş, ödü patlamış. |
| ZEHREDÂR: | (C.: Zehredârân) f. Yiğit, cesur, yürekli, cesaretli. |
| ZEHR-EFŞAN: | f. Zehir saçan. |
| ZEHR-HAND: | f. Acı acı gülme. |
| ZEHRİN: | f. Pek acı, zehir gibi. |
| ZEHR-NAK: | f. Zehirli, ağulu. |
| ZEHR-EFŞAN: | f. Zehir saçan. |
| İçerisinde 'ZEHR' geçenler | |
| BAD-ZEHR: | f. Panzehir. |
| BEDZEHRE: | f. Korkak, yüreksiz, ödlek kimse. |
| FATIMAT-ÜZ ZEHRA: | Hz. Resul-i Ekremin (A.S.M.), Hz. Hatice'den doğma kızı. Hicretten 18 yıl önce doğmuş, Hz. Ali ile evlenmiş ve Hz. Hasan ve Hüseyin'in vâlideleri olmuştur. Peygamberimizden (A.S.M.) 6 ay sonra dâr-ı bekaya göçmüştür. (Radıyallahü anha) |
| MEDRESETÜZZEHRA: | (Medreset-üz Zehra) 1914'de Birinci Cihan Harbinden evvel Van'da; Üstad Bediüzzaman Said Nursî'nin açılması için teşebbüse geçtiği ve Artemit'te (Edremit) temelini attığı Şark Üniversitesi'nin bir adı.(Münazarat Risalesi'nin ruhu ve esası hükmünde olan, hâtimesindeki Medreset-üz Zehra hakikatı ise, istikbalde çıkacak olan Risale-i Nur'a bir beşik, bir zemin ihzar etmek idi ki; bilmediği, ihtiyarsız olarak ona sevkolunuyordu. Bir hiss-i kablelvuku ile o nurani hakikatı, bir maddî surette arıyordu. Sonra o hakikatın maddî ciheti dahi vücuda gelmeye başladı. Sultan Reşad 19 bin altun lirayı Van'da temeli atılan o Medreset-üz Zehra'ya verdi. Temel atıldı, fakat sâbık harb-i umumi çıktı, geri kaldı. Beş-altı sene sonra Ankara'ya gittim, yine o hakikata çalıştım. 200 meb'ustan 163 meb'usun imzalarıyla o medresemiz -150 bin banknota iblağ ederek- o tahsisat kabul edildi. Fakat binler teessüf medreseler kapandı. Onlar ile uyuşamadım, yine geri kaldı. Fakat Cenab-ı Erhamürrâhimîn o medresenin manevî hüviyetini Isparta vilayetinde tesis eyledi. Risale-i Nur'u tecessüm ettirdi. İnşâallah istikbalde Risale-i Nur şakirdleri o âlî hakikatın maddî suretini de tesis etmeye muvaffak olacaklar. K.L.) |
| MÜZEHREFAT: | (Bak: Müzahrefât) |
| PADZEHR: | f. Panzehir. |
| ZEHR(E): | Çiçek. şükufe. |
| ZEHR-İ KATİL: | Öldürücü zehir. |
| ZEHRA: | (Müe.) Ay gibi parlak olan. Çok parlak ve safi, berrak. |
| ZEHR-AB: | f. Acı su. |
| ZEHR-ABE: | f. Acı ve zehir gibi su. Zehirli su. * Mc: Acı, acılık. |
| ZEHR-ALUD: | f. Zehirli. Zehir karışmış. |
| ZEHR-AMİZ: | f. Acı, zehirli. |
| ZEHRAVAN: | (Zehrâveyn) İki parlak şey. * Kur'an-ı Kerim'de Sure-i Bakara ile Âl-i İmran Surelerine birlikte verilen isim. |
| ZEHR-BAR: | f. Pek acı, zehir saçan. |
| ZEHR-BAZ: | Zehir veren. Zehir yapan. * İmandan ayıran. |
| ZEHRE: | (C.: Ezhâr) Çiçek. * Beyaz, berrak. Süs, ziynet. |
| ZEHRE: | f. Kahramanlık, yiğitlik. * Öd. Safra. |
| ZEHREÇÂK: | f. Çok korkmuş, ödü patlamış. |
| ZEHREDÂR: | (C.: Zehredârân) f. Yiğit, cesur, yürekli, cesaretli. |
| ZEHR-EFŞAN: | f. Zehir saçan. |
| ZEHR-HAND: | f. Acı acı gülme. |
| ZEHRİN: | f. Pek acı, zehir gibi. |
| ZEHR-NAK: | f. Zehirli, ağulu. |
| ZEHR-EFŞAN: | f. Zehir saçan. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ZEHR(E) : | Çiçek. şükufe. |
| ZEHAB : | Gitmek. * Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. |
| ZE : | Kur'an alfabesinde onbirinci harftir ve ebcedi kıymeti 7'dir. |