Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ZEN: f. Kadın, nisa.
ZEN: f. Vuran, kesen, atan mânalarına gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Zeden: Vurmak mastarında emir köküdür) Lâf-zen $ : Söz atan, lâf atan.
ZENA': Kısa boylu ve dar nesne.
Sidiğini tutup işemeyen kişi.
ZENABİ: Kuş kuyruğu.
Deve burnundan akan sümük.
ZENABİL: (Zenbil. C.) Zenbiller.
ZENABİR: (Zünbur. C.) Eşek arıları.
ZENADIK: (Zındık. C.) Zındıklar. Allah'a ve âhirete inanmayan dinsizler. İçten inanmayıp zâhiren mümin görünen münafıklar.
ZENADİKA: (Zındık. C.) Zındıklar.
ZENAH: (Zenâhdân) f. Çene.
ZENAN: Kadınlar.
ZENAN: f. "Vurarak" mânasına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Ta'ne-zenan $ : Söverek.
ZENANE: f. Kadınla alâkalı, kadına mahsus. Kadın işi.
ZENAV: (Bak: Avzen)
ZENB: Suç, günah, kabahat.
ZENBAK: Güzel kokulu bir çiçek. Zambak.
Yâsemin yağı.
ZENBEREK: (Zenburek) f. Hareket ettirmeğe yarıyan yay. Saatin zenbereği.
Hayvan üzerinde taşınan ve ateşlenebilen küçük top.
Mc: Faaliyet ve harekete sebep olan şey.
ZENBERİYYE: Büyük cins bir gemi.
İri vücutlu, enli erkek.
ZENBİL: İçine öteberi konulup elde taşımaya mahsus, sazdan örülmüş ve üst tarafında yine sazdan kulpları olan, ağzı geniş kap.
ZENBİLLİ ALİ EFENDİ: Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Süleyman devrinin meşhur Şeyh-ül İslâmı ve âlimidir. Asıl adı Alâaddin Ali Cemâl Çelebi'dir. Allah rızası ve Allah korkusundan başka birşey tanımaması sayesinde, pervasız hareketleri ile bir çok insanın hayatlarını koruyabilmiş, adaleti te'min etmiştir. Sağlam dindarların sultanlara karşı nasıl metanet ve cesaret göstereceğine nümunelik bir zat olarak yaşamış, devlet reislerine istikameti gösterebilen bir İslâm kahramanı olmuştur. Vefatı Mi: 1526 tarihine rastlar. Karaman'lı olduğu söylenir.
ZENBUC: Yabani zeytin.
ZENBUREK: f. Zenberek.
Tar: Hayvan ile taşınan eski küçük toplar.
ZENC: Siyah, kara.
ZENCEBİL: Hoş kokulu bir baharat adı.
ZENCERE: Parmakla fiske vurmak.
ZENCİ: Siyah ırktan olan. Siyâhi.
ZENCİR: f. Zincir.
ZENCİR-BEND: f. Zincire vurulmuş, zincirle bağlı mânasına gelir. Eskiden azılı katiller ve deliler, zincirle bağlandıkları için bu tâbir meydana gelmiştir.
Edb: Her mısranın son kelimesi, bir sonra gelen mısraın ilk kelimesini teşkil etmek şekliyle meydana getirilen manzumelere verilen addır. Divan şâirleri arasında bunun yerine "Redd-ül acz an-is sadr", halk şâirleri arasında ise "Zincirleme" veya "Ayaklı koşma" denilirdi.Safter-i âlemsin, senden hidâyet,Hidâyet menbaı dilde begayet,Begayet cemâlin nur-i beşâret,Beşâret gösterir hüsnün enveri.Enver-i cihansın, senden münevver,Münevver sıfatın zât-ı mükerrer,Mükerrer eyledin dehri serâser,Serâser okunur kenz-i ekberi(Lâ)
ZEND: (C.: Zinâd-Eznüd-Eznâd) Kolun bilekte olan mafsalı.
Çakmak taşı ve demiri.
ZENDEKA: Kâfirlik, dinsizlik. (Zendeka sâhibine zındık denir. Bazılarınca zındık; hem dinsiz, hem emvâl ve ezvacın iştirakine ve dehrin bekasına kail olan kimsedir.)
ZEN-DOST: f. Kadınların peşinde dolaşan, kadınlardan hoşlanan, zampara.
ZENEB: Kuyruk.
ZENED: f. (Hâl sigası Zeden masdarından) Vuruyor, çarpıyor, tutuyor (meâlinde).
ZENEK: f. Küçük kadın.
ZENEN: Burundan sümük akıp durmak.
ZENG: Zenci.
Kir, pas.
Zil.
ZENGÂR: Bakır pası nev'inden bir mâden. Boyacılar kullanılır. Öldürücüdür. Yeşil renktedir.
ZENGEL(E): f. Çıngırak.
Çan.
ZENH: Yemeğin kokup bozulması.
ZENİM: Soyu bozuk, soysuz. Aslında o kavimden olmayıp sonradan ona katılan kimse.
Aşağılık.(Zenim, Zeneme'den müştaktır. Zeneme, keçinin, koyunun boynunda, kulağı dibinde derisinden küpe gibi yumrucuklara yahut kulağı delinip de ucundan muallâk bırakılan sarkıntıya denir ve bu, her tarafa sallanır durur. Lisanımızda o koyun veya keçiye küpeli denildiği gibi, Arapçada ise zenim denilir. Mecazen: Dalkavuk veya kulağı kesik, kulağı küpeli tâbirlerindeki mânayı andırır.İbn-i Cerir tefsirinde tafsil olunduğu üzere, târifinde şöyle denmiştir: Nesebi mülhak, piç, şer ile mâruf, kötü damgalı, fâcir ilâahir... E.T.)
ZENİN: Sümük.
ZENK: Bir taife adı.
ZENKA: Dar sokak.
ZENME: Keçinin kulağı ucunda küpe gibi sarkan kıllar.
Devenin kulağından kesip ilişik koydukları parça.
ZENNA': Sümüklü kadın.
Hayzı kesilmiş olmayan kadın.
ZENNE: Kadın kısmı.
Eskiden orta oyununda kadın rolü yapan erkek sanatkârlar hakkında kullanılan bir tâbirdi. Eskiden kadınlar, oyunda rol alamadıkları için erkekler kadın kıyâfetine girer ve oyunda kadın rolü yaparlardı.
ZENNUN: Sümüklü.
ZENPARE: f. Zampara. Zenperest.
ZENPEREST: (C.: Zenperestegân) f. Kadına düşkün, kadın peşinde dolaşır ahlâksız kimse.
ZENTERE: Darlık, şiddet.
ZENUB: Sakaların su dağıttıkları bir kapdır ki; Kur'ân'da azabdan nasib mânasına istiare olunmuştur. (E.T.)
İçerisinde 'ZEN' geçenler
AB-I ZEN: f. Küçük havuz. * Su birikintisi. * Yumuşak, lâtif sözlerle hatır alan ve bu manâda emir. (Bak : Avzen)
AB-ZEN: f. Küçük havuz. * Banyo.
AHZEN: Çok hüzünlü kederli. En tasalı, daha gamlı.
ALİZENDE: f. Çifteli at.
AMUZENDE: f. Talebe, öğrenci. * Muallim, öğretmen. Öğreten.
AMÜRZENDE: f. Bağışlayan, afveden.
AŞEVZEN(E): Galiz, katı nesne.
ATEŞ-ZEN: f. Ateş yakmak için kullanılan alet, çakmak.
AVZEN: (Zenav) (Kürdçe) Suların biriktiği yer. Havuz, göl.
AZM-İ ZEND: Tıb: Dirsek kemiği.
BABZEN: f. Ağaçtan veya demirden yapılmış olan kebap şişi.
BAD-ZEN: f. Yelpâze.
BAHYE-ZEN: f. Terzi, dikiş diken, dikişçi.
BALZEN: f. Kanat vuran. Uçan.
BAZENDE: f. Oynıyan, oynayıcı.
BAZENDE-ZEBAN: f. Boş boğaz, geveze, çok konuşan.
BERABER MÎ-ZENEND HER ŞEY: Herşey berâber söylüyor, çarpıyor, konuşuyor.
BERHEM-ZEN: f. Karmakarışık eden, altını üstüne getiren.
BERHEM-ZENED: f. Birbirine çarpıyor. Beraber çarpıyor. Birlikte çalışıyor.
BERZEN: f. Sahra, çöl. * Sokak, cadde. Mahalle. Köşebaşı.
BUSE-ZEN: f. Öpen, öpücü.
CÂRÛB-ZEN: f. Süpürücü, çöpçü.
CEVZENİC: Cevizli helva.
DAG-ZEN: f. Damga vuran, nişan koyan. * Kalb kıran, gönül kıran.
DAİREZEN: Mehter takımında def çalan.
DARB-ZEN: f. Mâdeni levhalar üzerine kabartma olarak nakışlar işleyen. * Kale döven.
DERZEN: f. İğne.
DEST-ZEN: f. Tutunma. * El uzatma.
DUZENE: f. Sivrisinek, arı gibi haşeratın iğnesi.
DÜRUG-ZEN: f. Yalancı.
DÜZENBAZ: Hile yapan, aldatıcı.
EBU ZENE: Maymun.EBU ZERR-İ GIFFARÎ $ Cündüb bin Cünâde (R.A.) : İlk İslâm olanların beşincisi olup ilimde İbn-i Mes'ud hazretlerine müsavi sayılırdı. Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâmdan 281 Hadis-i Şerif nakletmiştir. Hazreti Ali Kerremallahu Vechehu kendisine "İlim dağarcığı" lâkabını vermiştir. Hi: 31'de Hakkın rahmetine kavuşmuştur. (R.A.)
ENBUZEN: f. Asıl, esas, madde.
ERZEN: Kendisinden sopa ve baston yapılan bir cins sağlam ağaç. * Şam darısı denen beyaz ve iri cins darı.
ERZENÎN: f. Darı ekmeği.
FARZEN (FARZAN): Farzedelim ki, kabul edelim ki, diyelim ki. * Farz olarak. Farziyyeti kabul edilerek.
FERZEND: (C.: Ferzendân) f. Yavru. Çocuk. Veled.
FERZENDÂNE: Evlâd gibi. Evlâda yakışır surette.
FİRUZENDE: f. Meşhur bir cins lâle.
ÇÂRUB-ZEN: f. Süpürücü.
GAFİR-ÜZ ZENB: f. Günahları örtüp afveden, suçları bağışlayan Cenab-ı Hak (C.C.)
GARAZEN: Düşmanlıkla, garez ederek.
GEZEND: f. Musibet, belâ, felâket, âfet. * Elem, keder, hüzün. * Zarar, ziyan.
GÜDAZENDE: f. Eriten, eritici.
GÜRİZENDE: (C: Gürizendegân) f. Kaçan, kaçıcı.
HALKAZEN: f. Kapı çalan, kapı halkasını vuran.
HAME-ZEN: f. Üzerinde kalem kesilecek âlet.
HANDEZEN: f. Gülen.
HAZEN: (Hüzn) Keder. Tasa. Gam.
HAZEN: f. Baldız.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ZENA' : Kısa boylu ve dar nesne. * Sidiğini tutup işemeyen kişi.
ZE : Kur'an alfabesinde onbirinci harftir ve ebcedi kıymeti 7'dir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...