| Kelime | Anlam |
|---|
| ZUN: | Put, sanem. |
| ZUNBUB: | İncik önünde olan kuru kemik. |
| ZUNUN: | (Zann. C.) Zanlar. şübheler. |
| İçerisinde 'ZUN' geçenler |
|---|
| AZÛN: | f. Öylece, onun gibi, bunun gibi, böylece. |
| EFZUN: | f. Fazla, çok ziyade. |
| EFZUNÎ: | f. Kesret, çokluk, fazlalık, ziyadelik. |
| EFZUNÎ-Yİ ÖMR: | Ömrün çokluğu, ömrün uzun olması. |
| EFZUNTER: | f. Daha fazla, daha çok. |
| ENDAM-I MEVZUN: | Düzgün endam, düzgün beden. |
| FÜZUN: | (Efzun. dan) f. Çok. Fazla. |
| FÜZUNÎ: | f. Fazlalık, aşırılık, ziyadelik, çokluk. |
| FÜZUN-TER: | f. Pek fazla, pek çok. |
| HAZUN: | Yaramaz huylu kimse. |
| HİRZUN: | Bir küçük canavar. |
| HUZUNET: | (C.: Huzen) Sağlamlık. Kabalık, sertlik. |
| KADD-İ MEVZUN: | Mevzun boy, biçimli boy. |
| KAMET-İ MEVZUN: | Düzgün ve yakışıklı boy. |
| MAHZUN: | Hazinede saklanan şey. |
| MAHZUN: | Tasalı. Kederli. Hüzünlü. Gamlı. |
| MAHZUNANE: | f. Kederlice, düşünceli, üzgünce. |
| MAHZUNİYET: | Mahzunluk. Kederli ve kaygılı oluş. Üzüntülü olma. |
| MEVZUN: | Vezinli. Ölçülü. Tartılı. Düzgün. * Yakışıklı. * Her bir vasfı ölçülü ve i'tidal üzere bulunup, sırf iyi ve güzel şeylere nâil olan. |
| MEVZUNAT: | (Mevzun ve Mevzune. C.) Vezinli ve tartılı şeyler. |
| MEVZUNEN: | Vezinli olarak. Ölçülü olarak. |
| MEVZUNİYET: | Düzgün, hesaplı ve düzenli. * Mevzun olma hâli. |
| ME'ZUN: | İzinli, izin almış. Salâhiyetli. * Diplomalı. İcâzetli. |
| ME'ZUNEN: | İzinli olarak. |
| ME'ZUNÎN: | (Me'zun. C.) Mezunlar. İzin almış kimseler. Salâhiyetliler. İcâzet sahibleri. Diplomalılar. |
| ME'ZUNİYET: | Me'zun olma. İzinli ve salâhiyetli olma. Diplomalı olma. |
| ME'ZUNİYET-İ KAT'İYE: | Kat'i mezuniyet, kesin izin. |
| ME'ZUNİYET-İ RESMİYE: | Resmi izin ve selâhiyet. |
| MÜZUN: | Nurlu, ruşen olmak. |
| NA-MEVZUN: | f. Ahenksiz, ölçüsüz, vezinsiz, orantısız. * Edb: Vezni bozuk veya hiç olmayan manzume. |
| RUZ-EFZUN: | f. Uzun ömürlü. |
| ZUNBUB: | İncik önünde olan kuru kemik. |
| ZUNUN: | (Zann. C.) Zanlar. şübheler. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ZUNBUB : | İncik önünde olan kuru kemik. |
| ZÛ : | Kelimenin başına gelerek "sâhip, mâlik olan" mânasını verir. (Bak: Zâ) |