Kimin kalbinde imandan ve din-i haktan gelen bu hakikat çekirdeği vicdanında bulunmazsa ve nokta-i istinadı olmazsa, bilbedahe, temsildeki Rüstem ve Herkül’ün cesaretleri ve kahramanlıkları kırıldığı gibi, onun cesareti ve kuvve-i mâneviyesi muzmahil olur ve vicdanı tefesüh eder. Ve kâinatın hadisatına esir olur. Herşeye karşı korkak bir dilenci hükmüne düşer. İmanın bu sırr-ı hakikatini ve dalâletin de bu dehşetli şekavet-i dünyeviyesini Risale-i Nur yüzer kat’î hüccetlerle ispat ettiğine binaen, bu pek uzun hakikati kısa kesiyoruz.

Acaba en ziyade kuvve-i mâneviyeye ve teselliye ve metanete ihtiyacını hissetmiş bu asırdaki beşer, bu zamanda o kuvve-i mâneviyeyi ve tesellîyi ve saadeti temin eden ve İslâmiyet ve imandaki nokta-i istinad olan hakaik-i imaniyeyi bırakıp, garplılaşmak unvanıyla, İslâmiyet milliyetinden istifade yerine, bütün bütün kuvve-i mâneviyeyi kırıp ve teselliyi mahveden ve metanetini kıran dalâlet ve sefahete ve yalancı politika ve siyasete dayanmak, ne kadar maslahat-ı beşeriyeden ve menfaat-i insaniyeden uzak bir hareket olduğunu, pek yakın bir zamanda intibaha gelmiş, başta İslâm olarak, beşer hissedecek. Dünyanın ömrü kalmışsa Kur’ân’ın hakaikine yapışacak.

İşte, sabık temsil gibi, eski zamanda, Hürriyetin başında bazı dindar mebuslar, Eski Said’e dediler: “Sen her cihette siyaseti, dine, şeriata âlet ediyorsun ve dine hizmetkâr yapıyorsun ve yalnız şeriat hesabına hürriyeti kabul ediyorsun. Ve meşrutiyeti de meşruiyet sûretinde beğeniyorsun. Demek, hürriyet ve meşrutiyet şeriatsız olamaz. Bunun için seni de ‘Şeriat isteriz’ diyenlerin içine Otuz Bir Mart’ta dahil ettiler.”

Eski Said onlara demiş ki: Evet, millet-i İslâmiyenin sebeb-i saadeti yalnız ve yalnız hakaik-i İslâmiye ile olabilir. Ve hayat-ı içtimayesi ve saadet-i dünyeviyesi şeriat-ı İslâmiye ile olabilir. Yoksa adalet mahvolur. Emniyet zîr ü zeber olur. Ahlâksızlık, pis hasletler galebe eder. İş yalancıların, dalkavukların elinde kalır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

beşer : insan
bilbedahe : açıkça
binaen : -dayanarak
dalâlet : hak yoldan ayrılma, sapkınlık (bk. ḍ-l-l)
din-i hak : hak din, İslâm (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
garplılaşmak : batılılaşmak
hadisat : hâdiseler, olaylar (bk. ḥ-d-s)
hakaik-i imaniye : iman hakikatleri, gerçekleri (bk. ḥ-ḳ-ḳ; e-m-n)
hakaik-i İslâmiye : İslâmın gerçekleri, esasları (bk. ḥ-ḳ-ḳ; s-l-m)
hakikat : gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
Herkül : cesaret ve kuvvetiyle efsaneleşmiş Yunan mitolojisi kahramanı
hüccet : güçlü delil, kanıt
Hürriyet : 1908’de II. Meşrutiyet’in ilânı ile birlikte gerçekleşen yeni sistemin halk arasındaki adı (bk. bilgiler – Meşrutiyet)
intibaha gelme : uyanma
kâinat : evren (bk. k-v-n)
kat'î : kesin
kuvve-i mâneviye : mânevî güç, imandan gelen moral gücü (bk. a-n-y)
maslahat-ı beşeriye : insanlığın yararı (bk. ṣ-l-ḥ)
mazhar olma : nâil olma, şereflenme (bk. ẓ-h-r)
mebus : milletvekili
menfaat-i insaniye : insana ait fayda, yarar
meşruiyet : meşruluk, meşru olma, kanuna, şeriata uygun olma (bk. ş-r-a)
meşrutiyet : başında hükümdar bulunmakla birlikte, yasama yetkisi kısmen meclis tarafından kullanılan, kısmen de olsa kuvvetler ayrılığına dayanan idare şekli (bk. bilgiler)
metanet : sağlamlık, kararlılık
millet-i İslâmiye : İslâm milleti, Müslümanlar (bk. s-l-m)
muzmahil olma : ezilme, yerle bir olma
nokta-i istinad : dayanak noktası (bk. s-n-d)
Rüstem : Şark edebiyatında kuvvet ve cesaret timsali olarak şöhret bulan Zaloğlu Rüstem, İran’ın efsanevî kahramanı (bk. bilgiler – Rüstem-i İranî)
saadet : mutluluk
sabık : daha önce adı geçen, zikredilen
sebeb-i saadet : mutluluk sebebi
sefahet : helâl olmayan zevk ve eğlenceye düşkünlük; zararı yararı fark edememe, beyinsizlik
sırr-ı hakikat : gerçeğin sırrı, iç yüzü (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
sûret : biçim, şekil (bk. ṣ-v-r)
şekâvet-i dünyeviye : dünyanın nihayetsiz belâ, sıkıntı ve ıztırabı
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet (bk. ş-r-a)
tefessüh : bozulma, çürüme
temin etme : sağlama (bk. e-m-n)
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme (bk. m-s-l)
tesellî : avunma, acıyı dindirme
Yükleniyor...