Size bu hakikati ispat edecek binler hüccetten bir küçük nümune olarak, bu hikâyeyi nazar-ı dikkatinize gösteriyorum: Bir zaman bir adam, bir sahrâda, bedevîler içinde ehl-i hakikat bir zâtın evine misafir olur. Bakıyor ki, onlar mallarının muhafazasına ehemmiyet vermiyorlar. Hatta ev sahibi, evinin köşesinde paraları oralarda açıkta bırakmış.

Misafirhane sahibine dedi: “Hırsızlıktan korkmuyor musunuz, böyle malınızı köşeye atmışsınız?”

Hane sahibi dedi: “Bizde hırsızlık olmaz.”

Misafir dedi: “Biz paralarımızı kasalarımıza koyduğumuz ve kilitlediğimiz halde çok defalar hırsızlık oluyor.”

Hane sahibi demiş: “Biz emr-i İlâhî namına ve adâlet-i şer’iye hesabına hırsızın elini kesiyoruz.”

Misafir dedi: “Öyleyse çoğunuzun bir eli olmamak lâzım gelir.”

Hane sahibi dedi: “Ben elli yaşına girdim, bütün ömrümde bir tek el kesildiğini gördüm.”

Misafir taaccüp etti, dedi ki: “Memleketimizde hergün elli adamı hırsızlık ettikleri için hapse sokuyoruz. Sizin buradaki adaletinizin yüzde biri kadar tesiri olmuyor.”

Hane sahibi dedi: “Siz büyük bir hakikatten ve acip ve kuvvetli bir sırdan gaflet etmişsiniz, terk etmişsiniz. Onun için adaletin hakikatini kaybediyorsunuz. Maslahat-ı beşeriye yerine adalet perdesi altında garazlar, zâlimâne ve tarafgirâne cereyanlar müdahale eder, hükümlerin tesirini kırar. O hakikatin sırrı budur: Bizde bir hırsız elini başkasının malına uzattığı dakikada hadd-i şer’înin icrasını tahattur eder. Arş-ı İlâhîden nâzil olan emir hatırına gelir. İmânın hassasıyla, kalbin kulağıyla, kelâm-ı ezelîden gelen ve hırsız elinin idamına hükmeden
1 اَلسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا اَيْدِيَهُمَا âyetini hissedip işitir gibi iman ve itikadı heyecana ve hissiyat-ı ulviyesi harekete gelir...

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Hırsız erkeğin ve hırsız kadının elini kesin.” Mâide Sûresi, 5:38.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : acayip, şaşırtıcı
adâlet-i şer'iye : şeriatın öngördüğü adâlet (bk. a-d-l; ş-r-a)
arş-ı İlâhî : Cenâb-ı Hakkın büyüklük ve yüceliğinin tecelli ettiği yer (kâinatın egemenlik ve yönetim merkezi)
bedevî : çölde yaşayan, göçebe
cereyan : akım, hareket
dalkavuk : yağcı; kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse
ehl-i hakikat : gerçekleri bilen, doğru ve hak yolda olan kimse (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
emr-i İlâhî : Allah’ın emri (bk. a-d-l; e-l-h)
gaflet : gâfillik, vurdumduymazlık (bk. ğ-f-l)
galebe etme : üstün gelme
garaz : kötü kasıt
hadd-i şer'î : işlenen suçlar için İslâmiyette miktarı kesin olarak bildirilen ceza (bk. ş-r-a)
hakikat : gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hane : ev
haslet : huy, karakter
hassa : özel haslet, meziyet; ayırt edici özellik
hayat-ı içtimaye : sosyal hayat (bk. ḥ-y-y
hüccet : güçlü delil, kanıt
icra : yapılma, yerine getirilme, bir işin yürütülmesi
kelâm-ı ezelî : ezelî söz, Allah’ın kelâmı olan Kur’ân-ı Kerim (bk. k-l-m; e-z-l)
maslahat-ı beşeriye : insanlığın yararı (bk. ṣ-l-ḥ)
muhafaza : koruma, saklama (bk. ḥ-f-ẓ)
müdahale : karışma, araya girme
nazar-ı dikkat : dikkatli bakış, görüş (bk. n-ẓ-r)
nâzil olan : inen (bk. n-z-l)
nümune : örnek, misâl
saadet-i dünyeviye : dünya hayatına ait mutluluk
sahrâ : çöl
şeriat-ı İslâmiye : İslâmî şeriat; Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet (bk. ş-r-a; s-l-m)
taaccüp etmek : hayret etmek, şaşırmak
tahattur etme : hatırlama
tarafgirâne : taraftarlık göstererek
zâlimâne : zâlimce (bk. ẓ-l-m)
zîr ü zeber : alt üst
Yükleniyor...