Block title
Block content
En müthiş maraz ve musibetimiz, cerbeze ve gurura istinad eden tenkittir. Tenkidi eğer insaf işletirse, hakikati rendeçler. Eğer gurur istihdam etse, tahrip eder, parçalar. O müthişin en müthişidir ki, akaid-i imaniyeye ve mesail-i diniyeye girse! Zira iman hem tasdik, hem iz’an, hem iltizam, hem teslim, hem mânevî timsaldir. Şu tenkit, imtisali, iltizamı, iz’anı kırar. Tasdikte de bitaraf kalır. Şu zaman-ı tereddüt ve evhamda iz’an ve iltizamı tenmiye ve takviye eden nuranî sıcak kalblerden çıkan müspet efkârı ve müşevvik beyanatı hüsn-ü zan ile temaşa etmek gerektir. “Bîtarafane muhakeme” dedikleri şey, muvakkat bir dinsizliktir. Yeniden mühtedî ve müşteri olan yapar.

وَالَّذِى عَلَّمَ الْقُرْاٰنَ الْمُعْجِزَ اِنَّ نَظَرَ الْبَشِيرِ النَّذِيرِ وَبَصِيرَتَهُ النَّقَّادَةَ اَدَقُّ وَاَجَلُّ وَاَجْلٰى وَاَنْفَذُ مِنْ اَنْ يَلْتَبِسَ اَوْتَشْتَبِهَ عَلَيْهِ الْحَقِيقَةُ بِالْخَيَالِ وَاِنَّ مَسْلَكَهُ اْلحَقَّ اَغْنٰى وَاَنْزَهُ وَاَرْفَعُ مِنْ اَنْ يُدَلِّسَ اَوْ يُغَالِطَ عَلَى النَّاسِ 1

Zira hakikat-bin göz aldanmaz; hakperest kalb aldatmaz.
• • •

Gıybetin derece-i şenaati, Kur’ân der:
2 اَيُحِبُّ اَحَدُكُمْ اَنْ يَاْكُلَ لَحْمَ اَخِيهِ مَيْتاً

Altı kelime ile, altı derece şiddetle gıybeti takbih ediyor. Yani, hemze ile der: Aklına bak, böyle şeye cevaz verir mi? Müstakim aklın yoksa kalbine bak, böyle şeye muhabbet eder mi? Selim kalbin yoksa vicdanına bak, böyle dişinle kendi etini parçalamak gibi hayat-ı içtimaiyeyi bozmaya rıza gösterir mi? Vicdan-ı içtimaiyen olmazsa insaniyetine bak, böyle canavarvarî iftirasa iştah gösterir mi? Mânen insaniyetin olmazsa, rikkat-i cinsiye ve karabet-i rahmiyene bak, böyle kendi belini kıracak harekete meyleder mi? Rikkat-i cinsiyen olmazsa hiç sağlam tabiatın yok mu ki, ölüyü dişlerinle parçalıyorsun?

Demek akıl, kalb, vicdan, insaniyet, rikkat-i cinsiye, tabiat, şeriat nazarında gıybet merduttur, matruddur.

اِنَّ اْلاِنْسَانَ الَّذِى لاَيُدْرِكُ سِرَّ التَّعَاوُنِ لَهُوَ اَجْمَدُ مِنَ الْحَجَرِ اِذْ مِنَ الْحَجَرِ مَا يَتَقَوَّسُ لِمُعَاوَنَةِ اَخِيهِ اِذِ الْحَجَرُ مَعَ حَجَرِيَّتِهِ اِذَا خَرَجَ مِنْ يَدِ الْمُعَقَّدِ الْباَنِى فِى السَّقْفِ الْمُحَدَّبِ يَمِيلُ وَيَخْضَعُ رَاْسَهُ لِيُمَاسَّ رَاْسَ اَخِيهِ لِيَتَمَاسَكَا عَنِ السُّقُوطِ 3

Yani, kubbelerde taşlar başbaşa vururlar, ta düşmesinler.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânı öğretene and olsun ki, beşîr ve nezîr olan zâtın nazarı ve herşeyi inceden inceye tetkik eden basireti, hakikati hayale karıştırmak veya benzetmekten yüce, dakik ve parlak; hak olan mesleği ise, insanları aldatmak veya yanıltmaktan müstağni, münezzeh ve yücedir.
2 : “Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” Hucurât Sûresi, 49:12.
3 : Teavün ve yardımlaşma sırrını idrak edemeyen insan gerçekten taştan daha camiddir. Çünkü bir taş, taşlığıyla birlikte kardeşine muavenet için eğilip bükülür. Eğimli bir binânın dam ve kubbesinde mahir bir ustanın elinden çıkar çıkmaz, kardeşinin başına yaslamak için başını eğer, sımsıkı sarılır tâ ki, düşme tehlikesinden kurtulsunlar. (İşârâtü’l-İ’câz, sh. 66)
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

akaid : akideler, inançlar; İslâmın imanla ilgili meseleleri ve hüküm-leri
akaid-i imaniye : imanî meseleler; inançla ilgili konular (bk. e-m-n)
bakiye : geriye kalan, sonrası
beyanat : açıklamalar (bk. b-y-n)
bîtaraf : tarafsız
bîtarafane : tarafsız bir şekilde
cerbeze : hakkı bâtıl, bâtılı hak gös-terecek derecedeki aldatıcı zekâ
cihet : yön
cinayetkâr : cinayet işleyen, kural ve kanunları hiçe sayarak hareket eden
divan : klasik Türk edebiyatı şairleri-nin şiirlerinin toplandığı kitap
efkâr : fikirler (bk. f-k-r)
feryad-ı matem : matem hâlinde derin üzüntülerin bağırıp çağırarak dile getirilmesi
hakikat : gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
haybet : kaybetme, mahrumiyet, umduğunu bulamama
hüsn-ü zan : başkaları hakkında güzel düşünce (bk. ḥ-s-n)
idhal etme : dahil etme, içine alma
iltizam : gerekli görme, taraftar ol-ma, sarılma
imtisal : emre uyma, yerine getirme (bk. m-s̱-l)
insaf : merhamet ve adalet dairesin-de hareket
isal etme : eriştirme, ulaştırma
istihdam etme : çalıştırma, kullan-ma
istinad etme : dayanma (bk. s-n-d)
iz’an : anlayış, kavrayış, ferâset
maksud : istenen, kastedilen, he-deflenen (bk. ḳ-ṣ-d)
maraz : hastalık
mazhar olma : ayna olma; belli bir özelliği üzerinde taşıma (bk. ẓ-h-r)
mesail-i diniye : dinî meseleler, ko-nular
muhakeme : akıl yürütüp doğru bir netice elde edebilme, tartma, de-ğerlendirme (bk. ḥ-k-m)
musırr-ı muhteris : hırslı bir şekilde ısrar eden; ihtiraslı ve hırslı bir şe-kilde ısrarla isteyen
musibet : belâ, dert, felâket
muvakkat : geçici
mücazat etme : cezalandırma, birşeyin karşılığını verme
mühtedî : sonradan hidâyete eren, doğru ve hak yolu kabul eden (bk. h-d-y)
müspet : olumlu, artı değeri olan
müstağnî-i muhteriz : gözütok davranıp istemekten çekinen; başkalarından yardım istemekten sakınıp çekinen (bk. ğ-n-y)
müşevvik : teşvik eden
nefsânî : nefsin hoşuna gider şekil-de (bk. n-f-s)
nevm : uyku
nuranî : aydın, nur ve ışık saçan (bk. n-v-r)
nümune : örnek, misâl
rendeçleme : parlatma
sanem : put
şenaat : kötülük, alçaklık
şeyn : çirkin, kötü, fena
tahrip etme : yıkıp bozma, yok et-me
tasdik : doğrulama, kabul etme (bk. ṣ-d-ḳ)
temâşâ etme : bakma, seyretme, gözlem yapma
tenkit : eleştiri
tenmiye ve takviye etme : geliştir-me ve güçlendirme
teslim : itirazsız kabul etme, benim-seme
timsal : görüntü, yansıma (bk. m-s̱-l)
zaman-ı tereddüt ve evham : in-sanların şüpheye düştüğü ve ku-runtulara kapıldığı dönem
ziyade : fazla
aculiyet : acelecilik, sabırsızlık
bâtın : iç
câzibedar : çekici
dane : tohum
ene : ben, benlik duygusu
faaliyet : hareketlilik, sürekli belli işler yapma (bk. f-a-l)
fenâ fillâh makamı : Allah’ın varlığında tamamen yok olma makamı, Onun varlığına dalıp kendinden tamamen vazgeçme makamı (bk. f-n-y)
fıtrat : yaratılış (bk. f-ṭ-r)
gaflet basma : dalgınlık ve dikkatsizlik içinde kendini kaybetme (bk. ğ-f-l)
gayetteki kemâl : hedefteki mükemmellik (bk. k-m-l)
gayr-ı mütenahî : sonu olmayan, nihayetsiz
hakikî : asıl, gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
harîs : çok hırslı, açgözlü
istihale : bir hâlden başka hâle geçme, biçim değiştirme
kalbin zahiri : kalbin dışı; kalpteki dünyevî güzelliklere ve nimetlere düşkün olan hisler (bk. ẓ-h-r)
kanun-u tekâmül : ilerleme, mükemmelleşme kanunu (bk. ḳ-n-n; k-m-l)
kibir : büyüklenme (bk. k-b-r)
kuvve : potansiyel; varlığı, gücü ortaya çıkmamış olan
kuvveden fiile geçme : potansiyel halde olan birşeyin fiilen meydana gelmesi, ortaya çıkması
külfet : yük, ağırlık
lâ müdrike : bilinçsiz, sınırsız
lâkayt : duyarsız, ilgisiz
levazımat : birşeyle gerekli ve bağlantılı olan özellikler
mahviyet : kendini hiçe sayma, benlik davasından vazgeçme
makamat : makamlar; mânevî âlemlerde bulunan dereceler
mârifet : Allah’ı bilme ve tanıma (bk. a-r-f)
mâye : maya
muhabbet : sevgi (bk. ḥ-b-b)
muvaffak olma : başarma, başarı kazanma
müheyya etme : hazırlama
mürettep : düzenlenmiş, sıralanmış; belli bir düzen ve sistemle konulmuş
mütenevvi : çeşit çeşit
mütesallib : taşlaşmış, katılaşmış olan
müteşahhıs : belli bir kişilik ve konum kazanmış olan
nefs-i emmâre : insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu (bk. n-f-s)
nefs-i faaliyet : faaliyetin kendisi (bk. f-a-l)
nisbeten : göre, kıyaslayarak, oranla (bk. n-s-b)
nispeten : kıyasla, oranla
nüve : çekirdek
sa’y : çalışma, emek harcama
sair : başka
sebeb-i haybet : hayal kırıklığı sebebi
sevk etme : yönlendirme
seyr-i fıtrî : Allah’ın kâinata yerleştirdiği doğal seyir, gidişat (bk. f-ṭ-r)
sülûk : mânevî derecelerde ilerleyerek devam etme; bir tasavvuf şeyhinin mânevî rehberliğinde mânevî yolculuğa çıkma ve bu yolda mesafe kat etme
şedit : çok şiddetli
tahrif etme : değiştirme, bozma
tatbik-i hareket : bir sisteme ve kurala göre hareket etme veya uygulamada bulunma
tazammun etme : içerme, içine alma
tegayyür-ü âlem : dünyanın değişmesi, başkalaşması
tertib : düzen, sistem
tertib-i câli : yapay tertip, düzen
teselsül : zincir; birbirine bağlı, birbiri ile ilgili şeylerin oluşturduğu dizi, sıra, silsile
tevazu : alçak gönüllülük, mütevazı olma
tezayüd etme : ziyadeleşme, artma
ye's : ümitsizlik
zira : çünkü
zîşuur : akıl ve şuur sahibi (bk. ş-a-r)
canavarvarî : canavar gibi
cevaz verme : izin verme, müsaade etme (bk. c-v-z)
derece-i şenaat : kötülük ve fenalık derecesi, seviyesi
gıybet : başkalarının arkasından hoşlanmayacağı şekilde konuşma, onları arkadan çekiştirme (bk. ğ-y-b)
hakikat-bin : gerçeği gören (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hakperest : her zaman hakka taraftar olan, hakka tapan (bk. ḥ-ḳ-ḳ)
hayat-ı içtimaiye : toplum hayatı (bk. ḥ-y-y; c-m-a)
hemze : Arap alfabesinin birinci harfi olan elifin harekeli şekli (Buradaki cümle içinde soru edatı olarak gelmiştir.)
iftiras : avlayıp parçalama
insaniyet : insanlık
karâbet-i rahmiye : soy yakınlığı, akrabalık (bk. ḳ-r-b)
mânen : mânevî olarak (bk. a-n-y)
matrud : kovulmuş ve saf dışı bırakılmış
merdut : reddolunmuş
muhabbet : sevgi (bk. ḥ-b-b)
müstakim : doğru yolda olan (bk. ḳ-v-m)
nazarında : gözünde, bakışında (bk. n-ẓ-r)
rıza gösterme : râzı olma, uygun görme
rikkat-i cinsiye : insanın kendi cinsinden olana acıması
selim : sağlam, sağlıklı (bk. s-l-m)
şeriat : Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi, İslâmiyet (bk. ş-r-a)
tabiat : yaratılış, seciye, mizaç, karakter
takbih etme : kötüleme, çirkinliğini dile getirme
vicdan-ı içtimaiye : toplumun vicdanı, kamu vicdanı (bk. c-m-a)
Yükleniyor...