Block title
Block content
Bu âyetin ihtiva ettiği mezkûr ve gayr-ı mezkûr cümleler arasındaki veçh-i irtibat bir misalle izah edilecektir. Şöyle ki: Bir insan tehlikeli bir yola sülûk ettiği zaman, en evvel “Senin bu yolun seni felâkete götürüyor, bu yoldan vazgeç” diye nasihat edilir. O insan vazgeçmediği takdirde şiddetle zecir ve nehyedilir ve aynı zamanda “Umum halkın nefret ve kahrına uğrarsın” diye tehdit edildiği gibi, “Ebna-yı cinsine zulmetmiş olursun” diye şefkat-i cinsiyeye de dâvet edilir.

Eğer o insan, sarhoşlar gibi inatçı ve kafasız ise, kendisine yapılan nasihat ve zecr ve nehiyleri müdafaa etmekle mukabele eder ve “Benim mesleğim haktır; ne senin hakk-ı itirazın var ve ne de benim senin nasihatlerine ihtiyacım var” diye serkeşliğe başlar.

Eğer o insan iki yüzlü ise, bir cihetten nasihat edenleri kandırır ve ilzama çalışır. Diğer cihetten de “Ben ıslah edici bir insanım” diye mesleğini hak göstermeye devam eder. Ve aynı zamanda “Islah benim hakiki bir sıfatım olup, bilâhare hasıl olmuş bir sıfat değildir” diye dâvâsını tekit ve te’yid eder. Bundan sonra eğer o insan mesleğinde ısrarla nasihatları kabul etmezse anlaşılır ki, onun ıslahına hiçbir çare ve hiçbir deva yoktur. Yalnız onun fesadı halka sirayet etmemek için, mesleğinin muzır ve fena olduğunu ilân etmek lâzımdır ki, herkes ondan tahaffuz etsin. Zira o insan aklını çalıştırmıyor, şuurunu istihdam etmiyor ki, böyle zahir olan birşeyi hissedebilsin.

İşte bu misaldeki cümlelerin arasındaki münasebetlere dikkat edilirse, mezkûr âyetin cümleleri arasında bulunan münasebet halkaları güzelce görünecektir. Evet, aralarında öyle fıtrî bir nizam vardır ki, îcaz ve ihtisarından, i’câzın yüksek sesleri işitilir.
Önceki Risale: 9-10. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 13. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bilâhare : sonradan
dâvâ : iddia
devâ : çare, ilâç
ebnâ-yı cins : kendi cinsinden olanlar; insanlar
fail : işi yapan, özne
farz-ı kifâye : dinen mutlaka yerine getirilmesi gereken ancak bir kısım Müslümanın yapması ile diğerlerinin üzerinden düşen vazife, cenaze namazı kılmak gibi
fena : kötü, çirkin
fesad : bozukluk, bozgunculuk
fıtrî : doğal, yaratılıştan gelen
hakk-ı itiraz : itiraz hakkı
hasıl olmak : meydana gelmek
heyet : bileşenler; cümlenin parçaları, bölümleri
ıslah : düzeltme, iyileştirme
i'câz : mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük
îcaz : veciz söz söyleme, maksadı az sözle anlatma
ihtisar : özetleme, kısaltma
ilzam : susturma, mağlup etme
istihdam etmek : çalıştırmak, kullanmak
kat'iyet : kesinlik
mezkur : zikredilen, sözü geçen, anılan
misal : örnek
mukabele etmek : karşılık vermek
muzır : zararlı şeyler
münasebet : bağlantı, ilişki
nasihat : öğüt
nehiy : yasak
nehyetmek : yasaklamak
nizam : düzen, kanun
sıfat : özellik, vasıf
sîga-i meçhul : gr. bilinmezlik, belirsizlik kipi
sirayet etmek : bulaşmak, geçmek
sülûk etmek : yola girmek
şefkat-i cinsiye : kendi cinsine olan şefkat, acıma
şuur : bilinç, anlayış, idrak
tahaffuz etmek : korunmak, sakınmak
tekit : pekiştirmek
te'yid etmek : desteklemek
umum : genel, bütün
vacip olmak : zorunlu olmak
vech-i intizam : tertip, düzen, diziliş yönü
zahir : açık
zecir : azarlama, sakındırma
Yükleniyor...