Block title
Block content
Sonra nifak, imanın hilâfına, kalbleri ifsad eder. Kalbin fesadı ise, yetimliği intaç eder. Yani, bozuk olan bir kalb kendisini sahipsiz, maliksiz, yetim bilir. Bu hâletten korku neş’et eder. O korku onu kaçıp gizlenmeye icbar eder. Kur’ân şu hallerine 1 (وَاِذَا خَلَوْا) ile işaret etmiştir. Yani, “Kaçıp halvetlere gittikleri zaman...”

Sonra nifak, imanın aksine, akraba ve saireler arasında sıla-i rahmi kat’ eder, keser. Bu ise şefkati izale eder. Şefkatin zevâli ise ifsadata sebep olur. İfsaddan fitne çıkar. Fitneden hıyanet doğar. Hıyanet dahi zafiyeti mûciptir. Zafiyet de himaye edecek bir zahîre, bir arkaya iltica etmeye icbar eder. Kur’ân-ı Kerim buna (اِلٰى شَياَطِينِهِمْ) ile işaret etmiştir. Yani, “Şeytanlarına kaçıp, şeytanlarının himayelerine giriyorlar.”

Sonra, imanın hilâfına, nifakta tereddüt vardır. Yani münafık olan kimse, kat’î bir hüküm sahibi değildir. Bu ise sebatsızlığı intaç eder. Bu da mesleksizliği. Bu dahi emniyetsizliği tevlid eder. Bu ise-kanunen maznunların hergün ispat-ı vücut etmeleri lüzumu gibi—daima şeytanlarına gidip küfürlerini, ahidlerini tazelemelerini icap ettirir. Kur’ân-ı Kerim bu silsileye ﴾قَالُوۤا اِنَّا مَعَكُمْ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, “Bizler sizinle beraberiz” diye ahidlerini tecdid ediyorlar.

Sonra mü’minlere gidip geldiklerinden hasıl olan şüpheyi izale etmek için, and dilemeye mecbur oldular. Ve imanın hilâfına, hakikatlere adem-i hürmet ve istihfafta bulunarak kıymetli şeylere ihanet ettiler ki, kendilerine atfedilen ithamları defetsinler. İşte, Kur’ân-ı Kerim buna ﴾قَالُوۤا اِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُنَ﴿ ile işaret etmiştir. Yani, “Bizim mü’minlerle olan ihtilâtımız, onlarla istihza içindir. Aramızda samimiyet yoktur. Ancak yüzlerine gülüyoruz.”

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Bakara Sûresi, 2:14.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 13. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 16. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem-i hürmet : hürmetsizlik etme, saygısız olma
ahid : sözleşme, andlaşma
and dileme : yemin etme, ahit dileme
atfetme : bağlama, göndermede bulunma
emniyet : güven, huzur
fitne : ahlâkta ve toplum düzeninde azgınlık ve bozgunluk; baştan çıkma
hakikat : asıl, gerçek, doğru
halvet : yalnızlık, tek başına kalma
hasıl olma : meydana gelme
hıyanet : hainlik, ihanet
hilâfına : aksine
himaye : koruma altına alma
icbar etmek : zorlamak
ifsad : bozma, bozgunculuk yapma
ifsadat : bozma çabaları, tahrip etmeler
ihanet etme : haksız yere aşağılama, küçük görme
ihtilât : birbiriyle iç içe olma, karışma
iltica etme : sığınma
intaç etmek : sonuç vermek
intizar etmek : beklemek
ispat-ı vücud : varlığını ispat etme
istihfaf : hafife alma, küçümseme
istihza : alay etme
itham : suçlama
izale etmek : gidermek, ortadan kaldırmak
kat’etmek : kesmek, koparmak
maznun : zan altında olan
meslek : izlenen, yürünen yol
mucip : gerektiren
mukabele : karşılık
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
nifak : münafıklık, ikiyüzlülük
saire : diğer, başka
sâmiîn : işitenler, dinleyenler
sebatsızlık : kararsızlık, istikrarlı olmama
sıla-i rahm (rahim) : akrabayla ilişki halinde olma, akrabalık bağı; insanlık, hemşehrilik bağı gibi
silsile : zincir, dizi, sıra
siyak-ı kelâm : sözün gidişatı; sözün söyleniş şekli, ifade tarzı
şefkat : içten ve karşılık beklemeden duyulan merhamet, sevgi
tecdid etmek : yenilemek
tevlid etmek : doğurmak, sebep olmak
zafiyet : zayıflık, güçsüzlük
zahîr : yardımcı, arka çıkan, dayanak
zeval : yok olma, kaybolma
Yükleniyor...