Block title
Block content
1 ﴾صُمٌّ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ﴿ Yani, “Sağır, lâl, kör şahıslar gibi o zulmetten çıkıp kurtulamazlar.” Bu cümlede bulunan sıfât-ı erbaa, münafıklarla ateş yakanlar arasında müşterek olup, her iki taraftan haber verir, vaziyetlerini bildirir, âyine gibi hallerini gösterir.

İşte, ateş yakanlara karşı işârâtı şöyledir: Böyle bir zulmete düşen bir adam, evvelen kendisini kurtaracak bir sese kulak verir, etrafı dinler. Lâkin gecenin sessiz ve lâl olması, o adamın sağırlığını intaç etmiştir. Sonra yardımına gelecek bir adamı çağırmak ister. Lâkin gecenin sakit ve sağırlığı, onun lâl olmasına sebep olmuştur. Sonra yolunu bulmak ümidiyle bir alâmet, bir nişan arar. Fakat gecenin ziyasızlığı ve körlüğü, onun körlüğünü mucip olmuştur. Sonra bu zulmetten kurtulmak için, evvelki yerine avdet etmek ister. Fakat kapılar bağlanmış, rücua imkân kalmamıştır. Bataklığa düşen adam gibi titredikçe batar. Battıkça zulmette kalır.

Münafıklara nazır ciheti ise: Evet, münafıklar küfür ve nifak zulmetine düştükleri zaman, onların dört cihetle kurtulmaları mümkündü:

Zira, o nifaktan başlarını kaldırıp hakkı dinlemek, Kur’ân’ın irşadına kulak vermek ile necatları mümkündü. Fakat nefislerinin şeytanî olan hevâsı -Kur’ân’ın sadasını kulaklarına işittirecek hevâyı karıştırdığı için- Kur’ân’ın kendilerini irşad etmesine mani olmuştur. Kur’ân-ı Kerim, bu cihetten onların ümitleri inkıta etmiş olduğuna işareten 2 صُمٌّ demiştir. Ve bu işaretten, sanki onların kulakları kesilmiş olup, kulakları kesik hayvanların kulaklarını andıran bir remiz vardır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Bakara Sûresi, 2:18.
2 : Sağırlar.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 16. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 21-22. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

alâmet : belirti, işaret
avdet etmek : geri dönmek
celp : kendine çekme
cihet : taraf, yön
evvelen : ilk olarak
hak : doğru, gerçek, hakikat
hevâ : nefsin hoşuna giden faydasız ve gelip geçici arzular
içtinap etme : kaçınma, çekinme
inkıta etme : kesilme, bitme, sona erme
intaç etme : netice verme
irşad : doğru yolu gösterme
işârât : işaretler, belirtiler
küfür : inkâr, inaçsızlık
lâl : dilsiz
mani olmak : engel olmak
mucip olma : gerektirme, sebep olma
muhafaza etme : korunma
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
müşavere etmek : danışmak
müşterek : ortak
nazır : bakan
necat : kurtuluş
nedamet : pişmanlık
nefis : insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu
nifak : münafıklık, ikiyüzlülük
remiz : gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme
rücu : geri dönme
sada : ses
sakit : suskun, suskunluk
saniyen : ikinci olarak
sıfât-ı erbaa : dört sıfat; sağırlık, dilsizlik, körlük, karanlık
vicdan : kalbe ait hislerin mazharı, aynası
zebhetmek : kesmek, boğazlamak
zira : çünkü
ziyasızlık : ışıksızlık
zulmet : karanlık
Yükleniyor...