Block title
Block content
Sonra, bu temsilin cümleleri arasındaki münasebetler: Kur’ân-ı Kerim ﴾اَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَآءِ﴿ cümlesiyle, “Münafıklar ıssız, korkunç, vahşetli bir sahrâda, karanlıklı bir gecede herbir katresi bir mermi gibi şiddetli bir yağmura tutulan yolcular gibidir” dediği zaman, sâmi derhal ayıldı, suale geldi ve dedi: Yağmurlar merğup ve matlup bir rahmet iken, niçin onlara korkunç bir musibete dönmüştür?

Kur’ân-ı Kerim, bu suale karşı o yağmurun dehşetini tasvir etmekle,
1 ﴾فِيهِ ظُلُمَاتٌ﴿ demiştir. Ve 2 ظُلُمَاتٌ’ın cem’iyle, bulutların zulmetine ve yağmurun kesafetinden hasıl olan zulmete ve o zulmet ihatalı ve kesretli olduğundan, sanki gecedeki bulut gibi, bulutun yağdırdığı siyah siyah katrelerin zulmetine zarf olduğunu bildirmiştir.

Sonra, zulmetli, yağmurlu geceler alelekser gürültülü olurlar. Sâmi yine suale geldi ve dedi: Acaba onların da bu gecelerinde gürültü var mıdır?

Kur’ân-ı Kerim buna da cevaben 3 ﴾وَرَعْدٌ﴿ diye, vaziyetin dehşet ve korkulu olduğuna işaret etmiştir. Sanki mevcudatın bir zahirî padişahı olan semâ, onları felâketlere ve helâketlere sevk etmek için, zemini sarsan gürültüsüyle, her tarafı dehşetlere veren şimşeklerinin sesleriyle çağırıp bağırıyor. İşte böyle bir vaziyet karşısında, böyle dehşetli bir musibete uğrayan bir adam, kendi sükûtu içinde kâinatın her tarafından zararlı hareketlerin, korkunç sayhaların kendisine gelmekte olduğunu tahayyül eder. Maahaza, ra’d sesini işittiği vakit, onun sayhalarını kendisine karşı pek şiddetli naralar olduğunu zanneder. Zira korkak ve hâin bir adam, her sayhayı aleyhine zanneder.

Sonra, ra’d ve berk arasında bir refakat-i zikriye bulunduğundan, birisinden bahsedildiği zaman, ötekisi de velev tufeylî bir surette olsun, yani dâvetsiz olarak zihne gelir, ondan da bahsedilir. İşte bu münasebetle, Kur’ân-ı Kerim رَعْدٌ'dan sonra 4 ﴾وَبَرْقٌ﴿ demiştir. Ve tenkiriyle, berkin pek garip ve acip olduğuna işaret etmiştir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Onda karanlıklar vardır.
2 : Karanlıklar.
3 : Ve gök gürültüsü.
4 : Ve şimşek.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 16. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 21-22. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

acip : hayret veren, şaşırtıcı, acayip
alelekser : çoğunlukla, genellikle
berk : şimşek, yıldırım
cem' : gr. çoğul kalıbı, kipi
dehşetli : korkunç, ürküntü
garip : tuhaf, yabancı
hasıl olmak : meydana gelmek
helâket : mahvolma, yok oluş
ihatalı : kuşatıcı, kapsamlı
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
katre : damla
kesafet : yoğunluk
kesretli : çokça
maahaza : bununla beraber, bununla birlikte
matlup : talep edilen, istenilen
merğub : rağbet edilen, istenen
mevcudat : varlıklar
musibet : belâ, sıkıntı
münasebet : bağlantı, ilişki
nara : yüksek sesle bağırma, haykırma
ra’d : gök gürültüsü
rahmet : İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan
refakat-i zikriye : beraber zikredilme, birlikte anılma;
sâmi : işiten, dinleyici
sayha : bağırış, haykırış, sesleniş
semâ : gökyüzü
sükût : sessizlik, suskunluk
tahayyül etmek : hayal etmek
tasvir etme : anlatma, ifade etme
tenkir : gr. belirsiz kılma; bir kelimenin sonunu iki üstün, iki esre veya iki ötreli yapmak sûretiyle nekre yapıp mânâyı kapalı, belirsiz yapma
tufeylî : istem dışı, davetsiz çıkıp gelen, asalak
velev : eğer, gerçi
zahirî : dış görünüşte
zarf olma : gr. yer ve zaman bildirme; kılıf
zemin : yeryüzü
zira : çünkü
zulmet : karanlık
Yükleniyor...