Block title
Block content
Sâmi baktı ki, ra’d ve berk vesaire gibi kâinatın eczamüttefikan onların aleyhinde olup onları itlâf etmek için birbirine yardım ediyorlar; bunlara karşı onların ne yapacaklarını düşünmeye başladı.

Kur’ân-ı Kerim, 1 كُلَّمَا اَضَاۤءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَاِذَا اَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا cümlesiyle, onların hayret dairesinde tereddüt içinde şaşkın bir vaziyette yollarını görüp, yola devam etmek için cüz’î bir fırsat beklemekte olduklarına ve berkin ziyasıyla yol göründüğü zaman devamından ümitsiz, mezbuhane bir harekete geçerek bir iki adım attıklarına, fakat zulmet birden bire istilâ ettiğinde yerlerinde incimad etmiş gibi bir vaziyette kaldıklarına işaretle cevap vermiştir.

Sâmi bu vaziyeti görünce, suale geldi ve dedi: “Bu kadar tâzipler altında ezilmektense, birden bire ölüp gitmeleri veyahut bütün bütün sağır ve kör olmaları daha iyi değil midir?” diye sordu.

Kur’ân-ı Kerim 2 وَلَوْ شَآءَ اللهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَاَبْصَارِهِمْ cümlesiyle, “Onların ölümle azaptan ve ıztıraptan kurtulmaya istihkakları yoktur, bunun için meşiet-i İlâhiye onların ölümüne taallûk etmemiştir. Taallûk etseydi, gözlerini kör, kulaklarını sağır etmeye taallûk ederdi. Buna da taallûk etmiyor. Çünkü kanun-u İlâhîden hariç kalan bu gibi bedbahtların gözleri, kulakları daima sağ kalsın ki, azapları işitmekten ve akrepleri görmekten zevk alsınlar, yani titresinler” diye sâmie cevap vermiştir.

Sonra bu kıssanın ihtivâ ettiği azamet ve kudret-i İlâhiye ile Cenâb-ı Hakkın umum kâinatta tasarruf sahibi olduğu (ve bilhassa âsâr-ı kudretinden ra’d, berk, sehab mu’cizelerinin görünmesi ile) sâmice tahakkuk edince “Kâinat, heybetinin bir tecellîsi ve bu musibetlerde gazâbının bir kahrı olan Zâtın kudreti ne kadar büyüktür, Sübhanallah!” diye tesbihata başlamıştır.

Kur’ân-ı Kerim de onu tasdiken 3 اِنَّ اللهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ demiştir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Onlar, her bir aydınlıkta orada biraz yürürler. Karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar.” Bakara Sûresi, 2:20.
2 : “Eğer Allah dileseydi, onların kulakları sağır, gözlerini kör ederdi.” Bakara Sûresi, 2:20.
3 : “Şüphesiz ki Allah her şeye kâdirdir.” Bakara Sûresi, 2:20.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 16. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 21-22. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âsâr-ı kudret : kudret eserleri
azamet : büyüklük, yücelik
bedbaht : kötü talihli, talihsiz
berk : şimşek
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
cüz'î : az, küçük, ferdî
ecza : cüzler, bütünü oluşturan parçalar, unsurlar
gazap : hiddet
ıztırap : sıkıntı, aşırı acı
ihtivâ etme : içerme
incimad etmek : donmak
istihkak : hak etme, lâyık olma
istilâ etmek : işgal etmek, kuşatmak
itlâf etmek : yok etmek, ortadan kaldırmak
kahr : üstünlük, mahvetme
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kanun-u İlâhî : Allah’ın kanunu
kıssa : ibretli hikâye
kudret : güç, iktidar
kudret-i İlâhiye : Cenab-ı Allah’ın kudreti, güç ve iktidarı
meşîet-i İlâhiye : Allah’ın dilemesi, iradesi
mezbuhane : boğazlanırcasına, boğazlanan bir hayvan gibi
mu’cize : bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey
musibet : belâ, sıkıntı
müttefikan : birleşerek
ra’d : gök gürültüsü
sâmi : işiten
sehab : bulut
taallûk etme : bitişme, bağlanma
tahakkuk etme : gerçekleşme
tasarruf : dilediği gibi kullanma, yönetme, icraat ve faaliyette bulunma
tâzip : azap verme, cezalandırma
tecellî : görünme, yansıma
umum : bütün, genel
ziya : ışık
zulmet : karanlık
Yükleniyor...