Block title
Block content
Mezkûr âyetin ihtivâ ettiği cümlelerin heyetlerindeki münasebetlere gelince: 1 ﴾اَوْ كَصَيِّبٍ﴿’deki اَوْ süflî ve gayr-ı süflî münafıkların iki kısma münkasım olduklarına işarettir. Ve her iki temsilin birbirine münasip olduğuna ve münafıkların haline uygun bulunduğuna remizdir. Ve aralarında müşabehetin bulunması, malûm ve müsellem olduğuna imadır. Ve keza, اَوْ kelimesi huruf-u atıftan terakkiyi ifade eden بَلْ kelimesinin mânâsını mutazammındır. Çünkü ikinci temsil, birinci temsilden daha şedittir.

كَصَيِّبٍ’deki ك münafıkları yağmura teşbih etmek içindir. Halbuki birbirine müşabih değildir. Aralarında mutabakat yoktur. Öyleyse müşebbehün-bih olacak şey, mukadderdir. Zikredilmemesi, lâfzın îcaz ve ihtisarı içindir. Lâfzındaki îcaz da mânânın itnâbı, yani uzatılması içindir. Mânânın bu uzatılması da sâmiin vüs’at-i hayaline havale edilir ki, makama münasip cümleleri tayin etsin. Meselâ,

اَوْ كَالَّذِينَ سَافَرُوا فِى صَحْرآءَ خَالِيَةٍ وَلَيْلَةٍ مُظْلِمَةٍ فَاَصاَبتْهُمْ مُصِيبَةٌ يُصِيبُ
gibi, münafıklara müşebbehün-bih olmaya uygun ve uzun bir cümleyi takdir edebilir. Yani, “Münafıklar hâli bir sahrada, zulmetli bir gecede sefer ederlerken, yağmur musibetine tutulan yolcular gibidir.”

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Sağanak yağan yağmur gibi…” Bakara Sûresi, 2:19.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 16. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 21-22. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

gayr-ı süflî : alçak olmayan; yüksek, zengin ve bilginler sınıfı
hâli : ıssız
heyet : bir şeyi oluşturan unsurlar, parçalar, bileşenler
hurûf-u atıf : atıf harfleri, bağlaçlar; (Ar. gr.) mânâ bütünlüğünü korumak için, kelime veya cümle grubu arasındaki irtibatı sağlayan harfler; “vav, bel, fe” gibi
îcaz : veciz söz söyleme; maksadı en kısa yoldan açıkça anlatma
ihtisar : kısaltma, özetleme
ihtiva etme : içine alma, kapsama
itnab : sözü uzatma; herhangi bir yeni fayda için, maksadı alışılagelmişin dışında uzun bir söz ile ifade etmek
keza : bunun gibi
lâfz : ifade, söz
mezkûr : anılan, sözü geçen
mukadder : gr. lâfız olarak zikredilmediği halde gizli olarak kastedilen lâfız
musibet : belâ, sıkıntı
mutabakat : uygunluk, uyum
mutazammın : içine alan, kapsayan
münafık : iki yüzlü, inanmadığı halde inanmış görünen kimse
münasebet : bağlantı, ilişki
münkasım : kısımlara ayrılmış, bölünmüş
müsellem : doğruluğu şüphesiz kabul edilmiş
müşabehet : benzeyiş, benzerlik
müşabih : benzer, benzeyen
müşebbehü’n-bih : kendisine benzetilen
remiz : gizli bir mânâyı ince bir işaretle gösterme
sahra : çöl
sâmi : işiten, kulak veren
Sübhanallah : “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir” anlamında bir tesbih
süflî : alçak, aşağılık; basit; cahil sınıf
şedit : şiddetli
takdir etme : lâfız olarak zikredilmediği halde, bir sözden kastedilen mânâyı gösteren gizli lâfız
tasdiken : tasdik ederek, doğrulayarak
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
terakki : ilerleme, kalkınma
tesbihat : Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler ve varlıkların bu anlamı ifade etmesi
teşbih : benzetme
vüs’at-i hayal : hayalin genişliği
zulmetli : karanlık
ك : “gibi, benzeri” mânâsına gelen teşbih edatı
Yükleniyor...