Block title
Block content
Mahaza, semâ kelimesinin yukarıda bulunan herşeye ıtlak edilebildiğine binaen, buluta da semâ denilebilir. Ve bulut da semâ kelimesinin şumulüne dahildir. Bu makamın tahkiki şöyle izah edilebilir: Eğer kudret-i İlâhiyenin azametine bakılırsa, cihetler hep birdir. Hangi cihetten ve hangi şeyden olursa olsun, yağmurun yağması mümkündür. Eğer hikmet-i İlâhiyeye bakılırsa, yağmurun nüzulü, ancak küre-i havaiyede münteşir ve küre-i havaiyenin onda bir cüz’ünü teşkil eden buhar-ı mâinin tekâsüfünden husule geliyor. Zira, hikmet-i İlahiye, bütün eşyada en güzel bir nizam teşkil etmiştir. Bu nizam eşyadaki muvazene-i umumiyenin muhafazasına hizmet eder. Bu muvazenenin muhafazası da en yakın ve en kolay ve en kısa yolları tercih etmekle olur.

Yağmur yağması hakkında en kısa yol şöyle tarif edilebilir: Tabaka-i havaiyede münteşir buhar-ı mâinin zerrelerine irade-i İlâhiye emrettiği vakit, o zerreler her taraftan “Lebbeyk!” diyerek toplanmaya başlarlar ve bulut şeklini alıp, irade-i İlâhiyeye emirber olarak hazır dururlar. Yine irade-i İlâhiyenin emriyle bir kısım zerreler şiddet-i tazyik ve tekâsüfle beraber tebarüd ederek katrelere inkılâp ederler. Sonra kanunların mümessilleri ve nizamatın mâkesleri denilen melâikelerden, o katrelere münasip yaratılan melâikeler vasıtasıyla o katreler müzahametsiz, müsademesiz nüzul ederler ve yere düşerler. Lâkin cevv-i havada muvazenenin muhafazası için, yağan katrelerden boş kalan yerler, denizlerden ve yerlerden kalkan buharlarla doldurulur.

İhtar: Semâda büyük bir denizin bulunduğuna edilen zehab, mecazın hakikat zannedildiğinden ileri gelmiştir. Evet, cevv-i hava, denizin rengini andırır ve küre-i havaiyede münteşir bahr-i muhitten fazla su vardır. Binaenaleyh cevv-i havayı denize teşbih etmek baid değildir. Fakat mânâ-yı hakikî ile bakılırsa hatâdır.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 16. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 21-22. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

azamet : büyüklük, yücelik
bahr-i muhit : okyanus
baîd : uzak
binaen : -dayanarak
binaenaleyh : bundan dolayı
buhar-ı mâî : su buharı
cevv-i hava : hava boşluğu, atmosfer
cihet : taraf, yön
cüz’ : kısım, parça
emirber : emre hazır
eşya : şeyler, varlıklar
hakikat : asıl, gerçek, doğru
hikmet-i ilâhiye : Allah’ın her şeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratması
husule gelme : meydana gelme
ıtlak edilebilme : belirli bir şeyle sınırlandırmadan isim olarak verilme, ifade edebilme
ihtar : hatırlatma, ikaz
inkılâp etmek : dönüşmek
irade-i İlâhiye : Allah’ın iradesi, dilemesi
izah etmek : açıklamak
katre : damla
kudret-i İlâhiye : Allah’ın güç ve iktidarı
küre-i havaiye : hava küresi, atmosfer
lebbeyk : “buyurun, emredin efendim”
mahaza : bununla beraber, bununla birlikte
mâkes : yansıma yeri, ayna
mânâ-yı hakikî : gerçek ve doğru anlam, mecaz olmayan mânâ
mecaz : bir ilgi veya benzetme sonucu gerçek anlamından başka anlamda kullanılan söz
melâike : melekler
muhafaza : koruma
muvazene : denge, ölçülü olma
muvazene-i umumiye : genel denge, ölçü
mümessil : temsilci
münasip : uygun
münteşir : yayılmış olan, yaygın, dağılmış
müsademe : çarpışma
müzahamet : izdiham, sıkıntı, sıkışma
nizam : düzen, kanun, sistem
nizamat : düzenler, kanunlar, sistemler
nüzul : inme, yağma
semâ : gökyüzü
şiddet-i tazyik : şiddetli bir sıkıştırma, baskı
şumul : kapsam
tabaka-i havaiye : hava tabakası, atmosfer
tahkik : doğruluğunu araştırma
tebarüd etmek : soğumak
tekâsüf : yoğunlaşma
teşbih : benzetme
teşkil etmek : oluşturmak, meydana getirmek
zehab : görüş, fikir, zan
zerre : atom, maddenin en küçük parçası
zira : çünkü
Yükleniyor...