Block title
Block content
1 ﴾حَذَرَ الْمَوتِ﴿ Yani, yolcuların saikalara karşı parmaklarıyla yaptıkları o gülünç müdafaaları mal, evlât, eşya vesaire gibi şeylerin korkusundan değildir. Ancak canlarını Cehenneme teslim edecek olan ölümün korkusundandır. Çünkü musibetin bıçağı kemiğe dayanmıştır. Onlar sevdikleri şeylerden hiçbirisine kederlenmezler, merak etmezler. Ancak ölümü ve hıfz-ı hayatı düşünürler.

2 ﴾وَاللهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ﴿ Bu cümlede bulunan kelimelerin birbiriyle münasebetlerine ve ifade ettikleri nüktelere gelince: و aralarında münasebet bulunan iki şeyi birbirine atfeden bir âlettir. Burada ise mâkabliyle mâbadi arasında bir münasebet görünmüyor. Fakat birinci temsille ikinci temsilin arasındaki münasebete bakarak şöyle silsileli birkaç cümleyi ihtar ediyor: Onlar şenlikli olan yerlerden firar ettiler. Şehirlilikten nefret ettiler. Gecenin istirahat zamanı olduğuna dair kanuna muhalefet ettiler. Hem nasihatlere itaat etmeyerek sanki necatları çöllerdeymiş gibi sahrâlara düştüler. En nihayet haybet ve hüsrana uğrayarak her taraftan Allah’ın belâsına maruz kaldılar.

اَللهُ Bu kelime-i mübareke ise, onların son ümit ve recalarının kesildiğine işarettir. Çünkü musibetzede olan bir adam, evvel ve âhir Allah’ın merhametine iltica etmekle mütesellî olur. Halbuki Allah’ın kahır ve gadabına müstehak olanın elbette ve elbette necatından ümidi ve recası kesilir. 3 مُحِيطٌ kelimesi, onları ihata eden musibetlerin, Allah’ın asar-ı azameti olduğuna işarettir. Yani, gökler, bulutlar, yağmurlar, geceler, onlara cihât-ı sitteden hücum ettikleri gibi, Allah’ın da gazap ve beliyyâtı onları her taraftan ihata etmiştir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Ölüm korkusundan.
2 : Şüphesiz ki Allah, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.
3 : Kuşatan.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 16. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 21-22. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhir : son
âsâr-ı azamet : Allah’ın büyüklüğünü, haşmet ve yüceliğini gösteren eserler, deliller
atfetme : bağlama, göndermede bulunma; bir bağlaç vasıtasıyla kendinden öncekiyle sonraki kelime veya cümle grupları arasındaki bağlantıyı gösterme
beliyyat : belâlar, sıkıntılar
cihât-ı sitte : altı yön
cihet : taraf, yön
firar etmek : kaçmak
haybet : kayıp, zarar, yıkım
hıfz-ı hayat : hayatı koruma
hüsran : zarar, ziyan
ihata etmek : kuşatmak, kapsamak
ihtar etmek : hatırlatmak
iltica etme : sığınma
istirahat : rahatlama, dinlenme
itibar : özellik
kahır : azap, ceza
kelime-i mübareke : bereketli, hayırlı kelime
mâbadi : sonrası
mâkabli : öncesi
muhalefet etmek : aykırı davranmak
musibet : belâ, sıkıntı
musibetzede : felâkete uğrayan
münasebet : bağlantı, ilişki
müstehak : hak etmiş, lâyık
mütesellî olma : tesellî bulma
necat : kurtuluş
nükte : ince ve derin mânâ
ra'd : gök gürültüsü
recâ : ümit
sahrâ : çöl
saika : yıldırım
silsileli : zincirleme, peşpeşe
tazammun etmek : içermek, içine almak, kapsamak
temsil : analoji, kıyaslama tarzında benzetme
Yükleniyor...