Block title
Block content
1 ﴾ كُلَّمَاۤ اَضَاۤءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَاِذَاۤ اَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا ﴿ Bu âyeti teşkil eden kelimelerin işaretleri: Evvelâ, bu cümle yine müste’nife olup, mâkabliyle alâkadar değildir. Ancak, sâmiin hatırına gelen şu suali cevaplandırıyor.

Sual: Onların musibeti tebeddül ve taaddüd ettikçe, acaba her iki hâlette halleri nasıl oluyor?

Elcevap: “Şimşeğin ziyasıyla yolları göründüğü zaman yürürler, zulmet çöktüğü zaman dururlar” diye Kur’ân-ı Kerim şu cümle ile samiin o şüphesini izale etmiştir.

Sual: كُلَّمَا istiğrak ve istimrarı, yani umumiyet ve devamı ifade eden bir edattır. اِذاَ ise ne umumiyeti ve ne devamı ifade etmez. Bu itibarla şimşeğin ziyalandırmasında كُلَّمَا’nın, zulmetin çöktüğünde اِذاَ’nın kullanılması neye binaendir?

Elcevap: Onların ziyaya fazlaca hırs ve ihtiyaçları olduğu için en az bir ziyayı bile fırsat bilip kaçırmak istemediklerine işareten ziya üzerinde كُلَّمَا istimal edilmiştir.

Sebebiyet ve menfaate delâlet eden 2 اَضَاۤءَ لَهُمْ'deki ل harfinden anlaşılır ki, bayılmak üzere olan bir musibetzede nefsine ait şeylerden mâadâ hiçbir şeyi düşünmez. Hattâ kudret-i İlâhiyenin binlerle hikmetleri için kâinatta neşrettiği ziyanın menfaati, tamamen kendisine ait olduğunu ve kendisi için gönderildiğini zanneder.

Ziyanın adem-i devamı yüzünden sür’atli bir yürüyüşle yollarına devam etmeleri mukteza-yı hal ve makam iken, süratsiz, âdi bir yürüyüş ifade eden 3 مَشَوْا tabiri, musibetin şiddetinden neş’et eden zafiyet yüzünden, sür’at-i seyre kàdir olamadıklarına işarettir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Onlar, her bir aydınlıkta orada biraz yürürler. Karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar.” Bakara Sûresi, 2:20.
2 : Onları aydınlattığında.
3 : Yürüdüler.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 16. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 21-22. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem-i devam : devam etmeme
âdi : normal, sıradan
binaen : -dayanarak
delâlet etmek : delil olmak, işaret etmek
hâlet : durum, hâl
hikmet : fayda, gaye, sır
istiğrak : kapsamlılık, umumilik; bir kelimenin mânâsının bütün kısım ve fertleri içine alması
istimal etmek : kullanmak
istimrar : devamlılık, süreklilik
itibar : özellik
izale etmek : gidermek, ortadan kaldırmak
kàdir : gücü yeten
kâinat : evren, bütün yaratılmışlar
kudret-i İlâhiye : Allah’ın sınırsız güç ve iktidarı
mâadâ : başka
mâkabli : öncesi
menfaat : çıkar, yarar, fayda
mukteza-yı hâl : hâlin gereği
musibet : belâ, sıkıntı
musibetzede : felâkete uğramış
müste’nife : yeni başlayan; önceki cümlelere bağlı olmayıp ilerdeki muhtemel, belirli sorulara cevap teşkil eden cümle
nefs : can, hayat, kişinin kendisi
neş’et etmek : doğmak, meydana gelmek
neşretmek : yaymak
sâmi : işiten, dinleyici
sür’at-i seyr : hızla hareket etme, yürüme
taaddüd : çeşitli olma, birden fazla olma
tabir : ifade, açıklama
tebeddül : değişme, değişim
umumiyet : genellik, bütünlük
zafiyet : zayıflık, güçsüzlük
ziya : ışık, aydınlık
ziyalandırmak : ışıklandırmak, aydınlatmak
zulmet : karanlık
اِذَا : ...ğü zaman, zaman bildirir
Yükleniyor...