Block title
Block content
1 شَآءَ fiilinin bir mef’ul ile takyid edilmeyerek mutlak bırakılması, meşiet ve irade-i İlâhiyenin kâinatın ahvâlinden müteessir olmadığına ve mevcudatın sıfât-ı İlâhiyeye tesirleri bulunmadığına işarettir. Yani, beşerin iradesi ve sair sıfatları, mevcudatın hüsün ve kubuh, büyüklük ve küçüklük gibi ahvâlinden müteessir olduğu gibi, sıfât-ı İlâhiye müteessir olmaz. Sıfât-ı İlâhiyeye göre hepsi müsavidir.

Götürmek mânâsını ifade eden لَذَهَبَ’den anlaşılıyor ki, esbap müsebbebat üzere musallat ve müstevlî değildir. Yani, esbabın irtifaı zamanında, esbapla bağlı ve kaim olan müsebbebatın adem deryasına düşmesi ihtimali yoktur. Ancak, esbabın arkasında hazır bulunan yed-i kudret o müsebbebatı hıfz eder. Ve hikmet-i İlâhiye muvazene ve nizam kanunu mucibince başka mevkilere gönderir, ihmal etmez. Evet, hararet suyu kaynatmakla suyun bünyesini tahrip ettiği zaman, o tahrip neticesi vücuda gelen buhar ademe gitmez, belki nizamat-ı havaiye mucibince muayyen bir mecrâya sevkedilir ve muayyen bir mevkie çıkar, emr-i İlâhiyeye intizaren orada durur.

Ve keza, 2 ذَهَبَ tabirinden anlaşılır ki, havass-ı hamse denilen duygular, sağır, kör, câmid tabiattan neş’et etmiş değildirler. Ancak o duygular, Cenâb-ı Haktan ihsan edilen hediyelerdir. Yalnız göz, kulak tabirleri adi birer isimdirler.

Ve keza, ذَهَبَ’nin harf-i cer olan ب ile beraber gelmesinden anlaşılıyor ki, müsebbebat esbaptan ayrıldığı zaman başıboş bırakılmaz, yine bir nizam altına alınır. Çünkü ذَهَبَ بِهِ “beraberce götürmek” mânâsını ifade eder. Beraber götürülen birşey sahipsiz, başıboş bırakılmaz.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Diledi, istedi.
2 : Götürdü.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 16. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 21-22. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

adem : hiçlik, yokluk
adi : normal, sıradan
ahvâl : haller, durumlar
beşer : insanlık
câmid : donuk, cansız
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
derya : deniz
emr-i İlâhiye : Allah’ın emri
esbap : sebepler
harf-i cer : cer harfi; gr. cümlede kendinden önceki fiilin veya ismin mânâsını kendinden sonraki kelime veya kelime gruplarına taşıyan harfler “an, min, be” gibi
havass-ı hamse : beş duygu
hıfz : koruma
hikmet-i ilâhiye : Allah’ın herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratma sıfatı
hüsün : güzellik
ihsan etme : ikram etme, bağışlama
intizaren : bekleyerek, gözleyerek
irade : dileme, istek, tercih
irtifa : yükselme
kaim : ayakta duran, var olan
keza : bunun gibi
kubuh : çirkinlik, kötülük
mecrâ : kanal
mef'ul : gr. nesne, tümleç; failin fiiline bağlı olarak ortaya çıkan, yapılan
meşiet ve irade-i İlâhiye : Allah’ın iradesi ve dilemesi
mevcudat : varlıklar
muayyen : belirlenmiş, tayin edilmiş
mucibince : gereğince
musallat : sataşan, ilişen
mutlak : kayıtsız, sınırsız; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi
muvazene : ölçü, denge
müsavi : eşit, denk
müsebbebat : sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan şeyler, neticeler, sonuçlar
müstevlî : istila eden, işgalci
müteessir olma : etkilenme, tesiri altında kalma
neş’et etmek : meydana gelmek
nizam : düzen, kanun
nizâmât-ı havâiye : hava atmosfer sistemleri
sair : diğer, başka
sıfât-ı İlâhiye : Allah’ın sıfatları, mukaddes özellikleri, nitelikleri
tabiat : canlı cansız bütün varlıklar, doğa, maddî âlem
tabir : ifade, söz
tahrip etmek : bozmak, harap etmek
takyid : sınırsız, genel bir mânâ ifade eden bir sözü, nitelik, durum, gaye ve belirli şartlara bağlı olarak bir mânâya gelecek şekilde sınırlama
vücûda gelme : oluşma, meydana gelme
yed-i kudret : Allah’ın kudret eli
Yükleniyor...