Block title
Block content
İbadetin dünya saadetine vesile olduğunu izah eden cihetler:

Birisi: İnsan, bütün hayvanlardan mümtaz ve müstesna olarak, acip ve lâtif bir mizaç ile yaratılmıştır. O mizaç yüzünden, insanda çeşit çeşit meyiller, arzular meydana gelmiştir. Meselâ, insan, en müntehap şeyleri ister, en güzel şeylere meyleder, ziynetli şeyleri arzu eder, insaniyete lâyık bir maişet ve bir şerefle yaşamak ister.

Şu meyillerin iktizası üzerine, yiyecek, giyecek ve sair hacetlerini istediği gibi, güzel bir şekilde tedarikinde çok san’atlara ihtiyacı vardır. O san’atlara vukufu olmadığından, ebnâ-yı cinsiyle teşrik-i mesai etmeye mecbur olur ki, herbirisi, semere-i sa’yiyle arkadaşına mübadele suretiyle yardımda bulunsun ve bu sayede ihtiyaçlarını tesviye edebilsinler.

Fakat insandaki kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye, kuvve-i akliye Sâni tarafından tahdit edilmediğinden ve insanın cüz-ü ihtiyarîsiyle terakkîsini temin etmek için bu kuvvetler başıboş bırakıldığından, muamelâtta zulüm ve tecavüzler vukua gelir. Bu tecavüzleri önlemek için, cemaat-i insaniye, çalışmalarının semerelerini mübadele etmekte adalete muhtaçtır.

Lâkin her ferdin aklı, adaleti idrakten âciz olduğundan, küllî bir akla ihtiyaç vardır ki, fertler, o küllî akıldan istifade etsinler. Öyle küllî bir akıl da ancak kanun şeklinde olur. Öyle bir kanun, ancak şeriattır.

Sonra, o şeriatın tesirini, icrasını, tatbikini temin edecek bir merci, bir sahip lâzımdır. O merci ve o sahip de ancak peygamberdir.

Peygamber olan zâtın da, zahiren ve bâtınen halka olan hâkimiyetini devam ettirmek için, maddî ve manevî bir ulviyete ve bir imtiyaza ihtiyacı olduğu gibi, Hâlık ile olan derece-i münasebet ve alâkasını göstermek için de bir delile ihtiyacı vardır. Böyle bir delil de ancak mu’cizelerdir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 17-20. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 23-24. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, elinden bir şey gelmeyen
adalet : hak sahibine hakkını verme, haksızı terbiye etme ve cezalandırma
bâtınen : içte (kalplerde ve gönüllerde)
cemaat-i insaniye : insan toplulukları
cihet : taraf, yön
cüz-ü ihtiyarî : insandaki seçim gücü, irade
delil : işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen gayeye ulaştıran şey
derece-i münasebet ve alâka : ilgi ve irtibat derecesi
ebna-yı cins : aynı cinsten olanlar, insanlar
hacet : ihtiyaç
hâkimiyet : yöneticilik, hükümranlık
Hâlık : her şeyi yaratan Allah
icra : yürütme, yerine getirme
idrak : anlamak, bilmek
iktiza : gerektirme
imtiyaz : üstünlük, farklılık, ayrıcalık
istifade : faydalanma, yararlanma
izah etmek : açıklamak
kuvve-i akliye : akıl duygusu; zararlı ve yararlı şeyleri ayırt etme duygusu
kuvve-i gadabiye : öfke duygusu; zararlı şeyleri defetme, uzaklaştırma duygusu
kuvve-i şeheviye : şehvet duygusu; yararlı şeyleri elde etme duygusu
küllî : büyük, kapsamlı, fertleri içine alan
lâkin : fakat, ama
lâtif : ince, hoş, güzel
maişet : geçim, yaşayış
merci : başvurulacak yetkili makam
meyil : eğilim, istek, arzu
mizaç : huy, tabiat, yaratılış
mu’cize : Allah’ın izniyle peygamberler tarafından ortaya konulup bir benzerini yapmakta başkalarını aciz ve hayrette bırakan olağanüstü şey
muamelât : karşılıklı davranışlar, ilişkiler
mübadele : karşılıklı değiştirme, değişim
mümtaz : seçkin, üstün
müntehap : seçilmiş, seçkin
müstesnâ : seçkin, benzeri olmayan
saadet : mutluluk
sair : diğer, başka
Sâni : herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah
semere : meyve; netice, sonuç
semere-i sa’y : çalışmanın meyvesi, emek ürünü, neticesi
şeriat : Allah tarafından bildirilen İlâhî hükümlerin hepsi, İslâmiyet
tahdit : sınırlama
tatbik : uygulama
tedarik : elde etme
temin etmek : sağlamak
terakki : ilerleme, yükselme
tesviye etme : ihtiyacı giderme, düzenleme, halletme
teşrik-i mesai : ortak çalışma, işbirliği
ulviyet : yücelik
vuku : meydana gelme, olma
vukuf : birşeyi etraflıca bilme, öğrenme
zahiren : dışta (insanlar üzerinde)
ziynetli : süslü
Yükleniyor...