Block title
Block content
Evet, Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın getirdiği şeriatın hakaiki, fıtratın kanunlarındaki muvazeneyi muhafaza etmiştir. İçtimaiyatın rabıtalarına lâzım gelen münasebetleri ihlâl etmemiştir. Zaman uzadıkça, aralarında ittisal peyda olmuştur.

Bundan anlaşılır ki, İslâmiyet, nev-i beşer için fıtrî bir dindir ve içtimaiyatı tezelzülden vikaye eden yegâne bir âmildir.

Bu nükteler ile şu noktaları nazara al, Muhammed-i Haşimî Aleyhissalâtü Vesselâma bak. O Zât, ümmîliğiyle beraber, bir kuvvete mâlik değildi. Ne onun ve ne de ecdadının bir hâkimiyetleri sebkat etmemişti; bir hâkimiyete, bir saltanata meyilleri yoktu. Böyle bir vaziyette iken, mühim bir makamda, tehlikeli bir mevkide, kemal-i vüsuk ve itmi’nan ile büyük bir işe teşebbüs etti, bütün efkâr-ı âmmeye galebe çaldı, bütün ruhlara kendisini sevdirdi, bütün tabiatların üstüne çıktı, kalblerden bütün vahşet âdetlerini, çirkin ahlâkları kaldırarak pek yüksek âdât ve güzel ahlâkı tesis etti, vahşetin çöllerinde sönmüş olan kalblerdeki kasaveti ince hissiyatla tebdil ettirdi ve cevher-i insaniyeti izhar etti. Onları, o vahşet köşelerinden çıkararak, evc-i medeniyete yükseltti ve onları, o zamana, o âleme muallim yaptı. Ve onlara öyle bir devlet teşkil etti ki, sâhirlerin sihirlerini yutan asâ-yı Mûsâ gibi, başka zalim devletleri yuttu ve nev-i beşeri istilâ eden zulüm, fesat, ihtilâl, şekavet rabıtalarını yaktı, yıktı ve az bir zamanda, devlet-i İslâmiyeyi şarktan garba kadar tevsi ettirdi. Acaba o zâtın şu macerası, onun mesleği hak ve hakikat olduğuna delâlet etmez mi?
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 21-22. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 25. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdât : âdetler
Aleyhissalâtü Vesselâm : Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun
âmil : sebep
asâ-yı Mûsâ : Hz. Musa’nın mu’cizeli asâsı, bastonu (bk. bilgiler – Mûsâ)
cevher-i insâniyet : insanlık cevheri, insanı insan yapan hakikat, öz
delâlet : delil olma, gösterme
devlet-i İslâmiye : İslâm devleti
ecdad : atalar, cedler
efkâr-ı âmme : genel düşünce, kamuoyu
evc-i medeniyet : medeniyetin zirvesi, doruğu
fen : ilim
fesat : bozgunculuk
fıtrat : yaratılış
fıtrî : yaratılışa uygun, tabii
galebe çalmak : üstün gelmek
garb : batı
hâkimiyet : egemenlik, hükümranlık
hissiyat : duygular, hisler
içtimaiyat : toplumsal, sosyal olaylara ait
ihlâl : bozma, karıştırma
ihtilâl : ayaklanma, karışıklık
istikbal : gelecek
istilâ etme : işgal etme, kuşatma
ittisal peydâ olmak : bağ, iletişim kurulma, meydana gelme
izhar etme : gösterme, açığa çıkarma
kasavet : katılık, sertlik
kemal-i vüsuk ve itmi’nan : tam bir güven, inanç ve kararlılık
mâlik : sahip
meleke : maharet, beceri
mevki : yer, konum
meyil : eğilim, arzu, istek
muallim : öğretmen
muhafaza : koruma
Muhammed-i Haşimî : Haşimoğulları soyundan gelen Peygamberimiz Hz. Muhammed (a.s.m.)
muvazene : denge, ölçü
münasebet : alâka, ilgi
mütehassıs : ihtisas sahibi, uzman
nazara almak : dikkate almak
nev-i beşer : insan, insanlık
nükte : ince ve derin mânâ
rabıta : bağ, ilişki
sâhir : sihirbaz
saltanat : egemenlik, hâkimiyet
sebkat : daha önce gelme, geçme
şark : doğu
şekavet : mutsuzluk, sıkıntı
tabiat : huy, karakter
tebdil etmek : değiştirmek
tesis etmek : kurmak
teşkil etme : meydana getirme, oluşturma
tevsi ettirme : genişletme, yayma
tezelzül : sarsıntı
ümmîlik : okuma yazma bilmeme
vahşet : ürküntü, korku
vikaye : koruma
yegâne : tek, eşsiz
zâlim : zulmeden, acımasız
zulüm : haksızlık, eziyet, işkence
Yükleniyor...