Block title
Block content
Bu nükteleri aklına koyduktan sonra, şu gelen fezlekeye dikkat et.

Şeriat-ı İslâmiye, aklî burhanlar üzerine müessestir. Bu şeriat, ulûm-u esasiyenin hayatî noktalarını tamamıyla tazammun etmiş olan ulûm ve fünundan mülâhhasdır. Evet, tehzibü’r-ruh, riyazetü’l-kalb, terbiyetü’l-vicdan, tedbirü’l-cesed, tedvirü’l-menzil, siyasetü’l-medeniye, nizâmâtü’l-âlem, hukuk, muamelât, âdâb-ı içtimaiye, vesaire vesaire gibi ulûm ve fünûnun ihtiva ettikleri esasatın fihristesi, şeriat-ı İslâmiyedir.

Ve aynı zamanda, lüzum görülen meselelerde, ihtiyaca göre izahatta bulunmuştur. Lüzumlu olmayan yerlerde veya zihinlerin istidadı olmayan meselelerde veyahut zamanın kabiliyeti olmayan noktalarda, bir fezleke ile icmal etmiştir. Yani, esasları vaz etmiş, fakat o esaslardan alınacak hükümleri veya esasata bina edilecek füruatı akıllara havale etmiştir. Böyle bir şeriatın ihtiva ettiği fenlerin üçte biri bile, şu zaman-ı terakkide, en medenî yerlerde, en zeki bir insanda bulunamaz. Binaenaleyh, vicdanı insaf ile müzeyyen olan zat, bu şeriatın hakikatinin bütün zamanlarda, bilhassa eski zamanda, tâkat-i beşeriyeden hariç bir hakikat olduğunu tasdik eder.

Evet, zahiren İslâmiyet dairesine girmeyen düşman feylesofları bile, bu hakikati tasdik etmişlerdir. Ezcümle, Amerikalı feylesof Carlyle, Alman edib-i şehîri Goethe’den naklen, Kur’ân’ın hakaikine dikkat ettikten sonra, “Acaba İslâmiyet içinde âlem-i medeniyetin tekemmülü mümkün müdür?” diye sormuştur.

Yine bu suale cevaben demiştir ki: “Evet. Muhakkikler, şimdi o daireden istifade ediyorlar.” Yine Carlyle demiştir ki: “Hakaik-ı Kur’âniye tulû ettiği zaman, ateş gibi bütün dinleri yuttu. Zaten bu onun hakkı idi. Çünkü, Nasârâ ve Yahudilerin hurafelerinden birşey çıkmadı.” İşte bu feylesof, 1 فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ...فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ ilâ âhir olan âyet-i kerimenin mealini tasdik etmiştir. HAŞİYE

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Haydi onun benzeri bir sûre getirin… Bunu yapamazsanız ki—elbette yapamayacaksınız—yakıtı insanlar ve taşlar olan, kâfirler için hazırlanmış Cehennem ateşinden sakınınız.” Bakara Sûresi, 2:23-24.
HAŞİYE : Kırk sene sonra neşrolan Risale-i Nur’da Carlyle, Goethe ve Bismarck gibi, kırk meşhur feylesofların tasdikleri beyan edilmiş. İnşaallah bu kitabın zeylinde dahi yazılacak.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 21-22. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 25. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âdâb-ı içtimâiye (ilmi) : toplumsal ahlâk ve sosyal ilişkiler
aklî burhan : güçlü ve sarsılmaz, akla ve mantığa uygun kesin delil
âlem-i medeniyet : medeniyet âlemi, dünyası
binaenaleyh : bundan dolayı
edib-i şehîr : meşhur edebiyatçı, yazar
emare : belirti, işaret
esasat : esaslar, prensipler
ezcümle : meselâ, örneğin
feylesof : filozof; felsefe ile uğraşan, felsefeci
fezleke : özet, sonuç
fihriste : içerik
fünun : fenler, bilimler
fürûât : ayrıntılar, detaylar
hakaik : gerçekler, esaslar
hakaik-ı Kur’âniye : Kur’ân’ın hakikatleri, esasları
hayatî : hayatla ilgili; can alıcı, önemli
icmal etmek : özetlemek
ihtivâ : kapsama, içine alma
ipham : üstü kapalı bırakma, ayrıntıya girmeme
istidad : kabiliyet, yetenek
karîne : bilinmeyen bir şeyin anlaşılmasına yarayan ipucu, işaret
muamelât (ilmi) : ticarî münasebetler, ilişkiler
muhakkik : gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen âlimler
müesses : kurulmuş, kurulu
mülahhas : özetlenmiş
müzeyyen : süslenmiş
nizâmâtü’l-âlem (ilmi) : dünya düzeni, Uluslararası ilişkiler bilimi
nükte : ince ve derin mânâ
riyazetü’l-kalb (ilmi) : kalp terbiyesi, tasavvuf ilmi
siyasetü’l-medeniye (ilmi) : kamu idare ve yönetimi ilmi
şeriat : Allah tarafından bildirilen İlâhî hükümlerin hepsi, İslâmiyet
şeriat-ı İslâmiye : İslâm şeriatı
tâkat-i beşeriye : insan takati, gücü
tasdik : doğrulama, onaylama
tazammun etmek : kapsamak, içine almak
tedbîrü’l-cesed (ilmi) : bedenin ihtiyaçlarını, tedbir ve düzenini sağlama; beden sağlığı
tedvirü’l-menzil (ilmi) : ev idaresi ilmi
tehzibü’r-ruh (ilmi) : ruh terbiyesi ilmi; psikoloji
tekemmül : ilerleme, yükselme
terbiyetü’l-vicdan (ilmi) : vicdan terbiyesi
tulû etme : doğma
ulûm : ilimler
ulûm-u esasiye : temel ilimler
vaz etme : koyma, yerleştirme
vesaire : ve diğer
zahiren : dış görünüş itibariyle
zaman-ı terakki : ilerleme devri
Yükleniyor...