Block title
Block content
6. Sahrâ ve çöl adamları, basit ve saf insanlar olduğundan, medenîlerin medeniyet perdesi altında gizleyebildikleri hile ve desiseleri bilmezler ve gizleyemezler; her işleri merdanedir, kalbleri ve lisanları birdir.

7. Çok ilim ve fenler vardır ki, âdetlerin telkiniyle, vukuatın talimiyle ve zamanla, muhitin yardımıyla husule gelirler.

8. Beşerin nazarı istikbale nüfuz edemez, hususî keyfiyat ve ahvâli göremez.

9. Beşer için bir ömr-ü tabiî olduğu gibi, yaptığı kanunlar için de bir ömr-ü tabiî vardır; onun nihayeti olduğu gibi, bunun da nihayeti vardır.

10. İnsanların sıfatlarında, tabiatlarında, ahvâlinde zaman ve mekânın çok tesiri vardır.

11. Eski zamanlarda harika addedilen çok şeyler vardır ki, mebâdi ve vesaitin tekâmülüyle âdi şeyler hükmüne geçmişlerdir.

12. Def’aten bir fennin icadına ve ikmal edilmesine, bir zekâ-i harika olsa bile, muktedir olamaz. O fen, ancak çocuk gibi tedricen kemâle erer.

Aziz kardeşim! Bu kaideleri birer birer sayıp kafana koyduktan sonra, zamanın hayal ve hülyalarından, muhitin evham ve hurafelerinden tecerrüd et, çıplak ol, bu asrın sahilinden dal, Ceziretü’l-Arab yarımadasına çık. O yarımadanın mahsulâtından olan insanların kılık ve kıyafetlerine gir, fikirlerini başına tak, pek geniş olan o sahrâya bak. Göreceksin ki:

Bir insan, tek başına, ne muîni var ve ne yardım edeni; ne saltanatı var ve ne definesi... Meydana çıkmış, bütün dünyaya karşı mübareze ediyor. Ve umum insanlara hücum etmeye hazırlanmıştır. Ve omuzlarına küre-i arzdan daha büyük bir hakikat almıştır. Elinde de, insanların saadetini temin eden bir şeriat tutmuştur ki, libasa benzemiyor; cilt ve deri gibi yapışık olup, istidad-ı beşerin inkişafı nisbetinde tevessü ve inkişaf etmekle saadet-i dareyni intaç ve nev-i beşerin ahvâlini tanzim eder.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 21-22. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 25. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

addedilmek : sayılmak
ahvâl : haller, durumlar
asr : yüzyıl
aziz : izzetli, değerli
beşer : insan
Ceziretü’l-Arab : Arab yarımadası
def’aten : birden bire, âniden
desise : hile, aldatma
evham : kuruntular, şüpheler
fen : ilim, sanat
hakikat : esas, gerçek
hurafe : delile dayanmayan saçma inanış
husule gelmek : meydana gelmek
hususî : özel
hücum : saldırı
hülya : hayal
icad : var etme, vücuda getirme
ikmâl : tamamlama
inkişaf : açığa çıkma, gelişme
intaç : netice verme
istidad-ı beşer : insandaki potansiyel kabiliyet
istikbal : gelecek
kaide : kural, prensip
kemâle erme : olgunlaşma, mükemmelleşme
keyfiyat : durumlar, özellikler
küre-i arz : yer küre, dünya
libas : elbise
lisan : dil
mahsulât : ürünler
mebâdi : ilkeler, prensipler
merdâne : mert kişiye yakışır şekilde
muhit : çevre, taraf
muîn : yardımcı
muktedir olma : gücü yetirme, güç ve iktidar sahibi olma
mübareze : karşı koyma
nazar : bakış, dikkat
nev-i beşer : insan, insanlık türü
nihayet : son
nisbet : oran
nüfuz etme : içe geçme, işleme
ömr-ü tabiî : tabii ömür, yaş
saadet : mutluluk
saadet-i dareyn : dünya ve âhiret mutluluğu
sahrâ : çöl
saltanat : güç, otorite, devlet
şeriat : Allah tarafından bildirilen İlâhî hükümlerin hepsi, İslâmiyet
tabiat : yaratılış, karakter, mizaç, huy
talim : öğretme, eğitme
tanzim : düzenleme
tecerrüd etmek : soyutlanmak, sıyrılmak
tedricen : derece derece
tekâmül : ilerleme, gelişme, mükemmelleşme
telkin : fikrini kabul ettirme, aşılama
tesir : etki
tevessü : genişleme, yayılma
umum : bütün
vesait : araçlar, vasıtalar
vukuat : meydana gelen olaylar
zekâ-i hârika : olağanüstü zekâ
Yükleniyor...