Block title
Block content
“O şeriatın kanunları, kaideleri nereden gelmiş ve nereye kadar devam eder gider?” diye sorulduğu zaman, yine o şeriat, lisan-ı i’câzıyla cevaben diyecektir ki: Biz, Kelâm-ı Ezelîden ayrıldık, nev-i beşerin fikriyle beraber ebede kadar devam edip gideceğiz. Fakat nev-i beşer dünyadan kat-ı alâka ettikten sonra, biz de sureten, teklif cihetiyle insanlardan ayrılacağız. Fakat maneviyatımız ve esrarımızla nev-i beşerin arkadaşlığına devam edip, onların ruhlarını gıdalandırarak, onlara delil olmaktan ayrılmayacağız.

Ey arkadaş! Bu gördüğün garip, acip sahifenin baştan nihayete kadar ihtiva ettiği haller, inkılâplar, vaziyetler, 1 فَاْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ’deki emr-i tâcizîyi, nev i beşere tekrar tekrar ilân ediyorlar.

Aziz kardeşim! Bir kapı daha açıldı, oraya bakalım.

2 وَاِنْ كُنْتُمْ فِى رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا ilâ âhir, olan âyet-i kerimenin işaret ettiği gibi, cemaatin istidadına göre irşadın yapılması lüzumundan ve Şâri’in, cumhuru irşad etmekte takip ettiği maksattan gafletleri ve cehilleri dolayısıyla bazı insanlar, Kur’ân hakkında çok şek ve şüphelere maruz kalmışlardır. O şek ve şüphelerin menşei üç emirdir.

1. Diyorlar ki: Kur’ân’da “müteşâbihât ve müşkilât” denilen, hakikî mânâları anlaşılmayan bazı şeylerin bulunması, i’câzına münafidir. Zira Kur’ân’ın i’câzı, belâgat üzerine müessestir; belâgat da, ancak ifadenin zuhur ve vuzuhuna mebnidir.

2. Diyorlar ki: Yaratılışa ait meseleler, müphem ve mutlak bırakılmıştır. Ve keza, kâinata dair fünûndan pek az bahsedilmiştir. Bu ise, talim ve irşad mesleğine münafidir.

3. Diyorlar ki: Kur’ân’ın bazı âyetleri zahiren aklî delillere muhaliftir. Bundan, o âyetlerin hilâf-ı vâki oldukları zihne geliyor. Bu ise, Kur’ân’ın sıdkına muhaliftir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Haydi onun benzeri bir sûre getirin.” Bakara Sûresi, 2:23.
2 : “Eğer indirdiklerimizden herhangibir şüpheye düşüyorsanız..” Bakara Sûresi, 2:23.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 21-22. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 25. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

aziz : çok değerli, izzetli
belâğat : düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme san’atı
cehil : cahillik, bilgisizlik
cemaat : topluluk, grup
cihet : yön
cumhur : çoğunluk
ebed : sonu olmayan sonsuzluk
emr-i tâcizî : insanı âciz bırakan emir; Allah’ın, iman etmeyenlerden Kur’ân’ın benzerini ortaya koymalarını istemesi böyle bir emirdir
esrar : sırlar, gizemler
gaflet : dalgınlık, dikkatsizlik, umursamazlık
hakiki : gerçek ve doğru
i’câz : mu’cizelik, bir benzerini yapma konusunda başkalarını acze düşürecek derecede olağanüstü söz söyleme
ihtivâ etmek : içermek
ilâ âhir : sonuna kadar
inkılâp : değişim, dönüşüm
irşad : doğru yolu gösterme, tebliğ etme
istidad : kabiliyet, yetenek
kaide : düstur, prensip
kat-ı alâka etmek : alâkayı, irtibatı kesmek
Kelâm-ı Ezelî : varlığının başlangıcı olmayan Allah’ın kelâmı, Kur’ân-ı Kerim
lisan-ı i’câz : mu’cizeli olan dil, mu’cizelik dili
maruz : tesiri altında kalma
mebnî : bina edilmiş, kurulmuş
menşe : esas, kaynak, kök
mutlak : kayıtsız, sınırsız; teklik, çokluk veya nitelik gibi şeylere bakılmaksızın kullanıldığı mânâya delâlet eden lâfız; kitap kelimesi gibi
müesses : kurulmuş
münâfi : aykırı, zıt
müphem : kapalı, gizli
müşkilât : kendisinde bulunan bir incelik, derinlik sebebiyle veya bir edebî san’attan dolayı mânâsı, düşünülmeden anlaşılamayacak derecede kapalı olan sözler
müteşâbihât : Kur’ân ve hadiste temsil ve benzetmelerle açıklanan, anlaşılması zor, çok yüksek hakikatler
nev-i beşer : insan, insanlık türü
nihayet : son
Şâri : kanun koyucu, şeriatı gönderen Allah
şek : şüphe, tereddüt
şeriat : Allah tarafından bildirilen İlâhî hükümlerin hepsi, İslâmiyet
teklif : görev yükleme, sorumluluk
vuzuh : açıklık
zira : çünkü
zuhur : açıklık, görünürlük
Yükleniyor...