Block title
Block content
Fakat Kur’ân’ın böyle ifadelerinin hakikat olduğuna itikad etmemelidirler ki, cismiyet ve cihetiyet gibi muhal şeylere zâhip olmasınlar. Ancak o gibi ifadelere, hakaike geçmek için bir vesile nazarıyla bakılmalıdır.

Meselâ, Cenâb-ı Hakkın kâinatta olan tasarrufunun keyfiyeti, ancak bir sultanın taht-ı saltanatında yaptığı tasarrufla tasvir edilebilir. Buna binaendir ki, 1 اَلرَّحْمٰنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوٰى âyetinde kinaye tarîki ihtiyar edilmiştir. Hissiyatı bu merkezde olan avâm-ı nâsa yapılan irşadlarda, belâgat ve irşadın iktizasınca, avâmın fehimlerine müraat, hissiyatına ihtiram, fikirlerine ve akıllarına göre yürümek lâzımdır. Nasıl ki bir çocukla konuşan, kendisini çocuklaştırır ve çocuklar gibi çat-pat ederek konuşur ki, çocuk anlayabilsin.

Avâm-ı nâsın fehimlerine göre ifade edilen Kur’ân-ı Kerimin ince hakikatleri, اَلتَّنَزُّلاَتُ اْلاِلـهِيَّةُ اِلٰى عُقُولِ الْبَشَرِ ile anılmaktadır. Yani, insanların fehimlerine göre Cenâb-ı Hakkın hitâbâtında yaptığı bu tenezzülât-ı İlâhiye, insanların zihinlerini hakaikten tenfir edip kaçırtmamak için İlâhî bir okşamadır. Bunun için, müteşabihat denilen Kur’ân-ı Kerimin üslûpları, hakikatlere geçmek için ve en derin incelikleri görmek için, avâm-ı nâsın gözüne bir dürbün veya numaralı birer gözlüktür.

Bu sırra binaendir ki, büleğa, büyük bir ölçüde ince hakikatleri tasavvur ve dağınık mânâları tasvir ve ifade için istiare ve teşbihlere müracaat ediyorlar. Müteşabihat dahi ince ve müşkil istiarelerin bir kısmıdır. Zira müteşabihat, ince hakikatlere suretlerdir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “O Rahmân ki, hükümranlığı Arşı kaplamıştır.” Tâhâ Sûresi, 20:5.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 21-22. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 25. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

akliyât : akılla bilinen şeyler
avâm : halk tabakası, sıradan insanlar
avâm-ı nas : sıradan halk tabakası
belâğat : düzgün, kusursuz, hâlin ve makamın icabına göre söz söyleme san’atı
binaen : -dayanarak
büleğâ : belâgatçılar; belâgat ilminin inceliklerini bilen söz ve ifade uzmanları
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cihetiyet : belli bir yönde oluş; Allah hakkında bir yön tayin etme
cismiyet : cisim olma; Allah’ı cisimleştirme, şekil verme
fehim : anlayış, kavrayış
fehmetmek : anlamak
hakaik : hakikatler; gerçek mahiyetler, esaslar
hakikat : gerçek, doğru
hissiyat : duygular, hisler
hitâbât : hitâplar, seslenişler
ihtiram : saygı gösterme
ihtiyar etmek : seçmek, tercih etmek
iktiza : gerektirme, bir şeyin gereği
İlâhî : Allah tarafından olan
irşad : doğru yol gösterme
istiare : hakiki mânâ ile mecâzi mânâ arasındaki benzerlikten dolayı bir söz veya kelimenin mânâsını geçici olarak alıp başka bir söz veya kelime için kullanma sanatı; “arslan” kelimesini “cesur adam” için kullanmak gibi
itikad etme : inanma, kabul etme
kâinat : evren, yaratılmış herşey
keyfiyet : durum, nitelik, özellik
kinaye : bir sözü gerçek mânâsına da gelebilecek şekilde, onun dışında başka bir mânâda kullanma san’atı
muhal : imkânsız, olmayacak şey
müraat : riayet etme, gözetme
müracaat : başvurma
müteşâbihât : Kur’ân ve hadîste temsil ve benzetmelerle açıklanan, anlaşılması zor, çok yüksek hakikatler
nazar : bakış
taht-ı saltanat : sultanlık, otorite, hâkimiyet makamı
tarik : yol
tasarruf : dilediği gibi kullanma ve yönetme
tasavvur : düşünme, hayal etme
tasvir : anlatım, ifade etme
tenezzülât-ı İlâhiye : Allah’ın Kur’ân-ı Kerim’de emirlerini kullarının anlayabilecekleri şekilde bildirmesi, onların anlayış seviyelerine göre hitap etmesi
tenfir : nefret ettirme
teşbih : benzetme
ülfet etmek : alışkanlık haline getirmek
üslûp : ifade ve anlatım tarzı
vesîle : sebep, vasıta
zâhip olma : bir zanna kapılma, bir fikre uyma
Yükleniyor...