Block title
Block content
Evet, pek çok muvakkat lezzetler var ki, zevalleri dâimî elemleri intaç ettiği gibi; çok elemlerin zevali de, leziz lezzetlere bâis olur. Lezzet ve nimet ise, devam etmek şartıyla lezzet ve nimet sayılabilir.

Hülâsa: İnsan, ebed için yaratılmıştır. Onun hakikî lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u ebediyededir.

Bu âyetin cümleleri arasındaki rabıtaları gördük. Şimdi, cümlelerinin işgal ettikleri yerler ile münasebetlerine bakacağız.

Evet, 1 ﴾وَبَشِّرِ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ﴿ Bu cümlenin, bu mevki ile münasebeti: Evet, Cenâb-ı Hak, ibadeti teklif etti ve nübüvveti ispat etti ve Peygamberimizi (a.s.m.) tebliğ-i umura memur yaptı. Ve dünyevî bazı lezzetlere cevaz vermeyen ve meşakkatleri tazammun eden ibadete mü’minlerin imtisallerini temin etmek için, mü’minlere vaad buyrulan tebşirleri tebliğ etmeyi Resul-i Ekreme (a.s.m.) emretti. Çünkü o Hazret (a.s.m.) inzar ve tahvife (korkutma) memur olduğu gibi, Allah’ın rızasını, lütfunu, kurbiyetini ve saadet-i ebediye gibi tebşiratını da tebliğe memurdur.

2 ﴾اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِى﴿ İnsanın ihtiyâcât-ı zaruriyesi içinde en evvel lâzım olan, mekân ve meskendir. Mekânın en güzeli, nebatat ve eşcara müştemil olan yerlerdir. Ve en lâtifi, nebatları arasında suların mecrası olan bahçelerdir. Ve en kâmil kısmı, ağaçlarının arasından akan nehirlerinin çoklukla bulunmasıdır.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “İman eden ve iyi işler işleyen mü’minleri müjdele!” Bakara Sûresi, 2:25.
2 : “Ki (altında nehirler) akan Cennetler onlar için vardır.” Bakara Sûresi, 2:25.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 23-24. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 26-27. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

bâis olmak : sebep olmak
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
divan : şiir ya da manzume kitabı; klasik Türk edebiyatı şairlerinin şiirlerinin toplandığı kitap
dünyevî : dünya ile ilgili
ebed : sonsuzluk
elem : acı, keder, sıkıntı
eşcar : ağaçlar
firak : ayrılık
hakiki : gerçek
hülâsa : kısaca, özetle
ihtiyâcât-ı zaruriye : zorunlu ihtiyaçlar
imtisal : emre uyma, boyun eğme
intaç etme : netice verme
inzar : uyarma, korkutma
işgal etme : kaplama, yer tutma
kâmil : mükemmel
kurbiyet : yakınlık; kulun Cenâb-ı Hakka yakınlığı
lâtif : ince, güzel, hoş
lütf : iyilik, ihsan
mahbup : sevgili
marifetullah : Allah’ı bilme ve tanıma
mecra : suyun akış yeri, su yolu
memur : görevli
meşakkat : güçlük, zorluk
mevki : yer, konum
muhabbetullah : Allah sevgisi
muvakkat : geçici
mü’min : iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan
münasebet : alâka, ilgi
müştemil : içine alan, kapsayan
nebat : bitki
nebatat : bitkiler
neş’et etme : doğma, meydana gelme
nübüvvet : peygamberlik, elçilik
rabıta : bağ
Resul-i Ekrem : Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
saadet-i ebediye : sonu olmayan, sonsuz mutluluk
tahvif : korkutma
tasavvur : düşünme, hayal etme
tazammun : içerme, içine alma
tebliğ : bildirme, ulaştırma
tebliğ-i umur : Allah’ın emirlerini başkalarına ulaştırma, bildirme
tebşîr : müjdeleme, müjde
tebşirat : müjdeler
teklif etme : sorumluluk yükleme, yükümlü tutma
temin etmek : sağlamak
umûr-u ebediye : ebediyete ait işler, âhiret işleri
vaad etme : söz verme
vaveylâ : feryat
zevâl : gelip geçicilik
Yükleniyor...