Block title
Block content
1 مِنْ ثَمَرَةٍ’deki tenkir, tâmimi ifade ettiği cihetle, Cennetin bütün semereleri rızık olmaya şâyân olduğuna işarettir.

2 رِزْقًا kelimesinin tenkiri ise, açlığı gidermek için yediğiniz, gördüğünüz rızık olmadığına işarettir. قَالُوا tefâul bâbının mânâsı olan şirketi andırıyor. Yani, “O rızkın acip keyfiyetinden ettikleri taaccüp ve istiğrabı birbirine söylemeye başladılar.”

3 هٰذَا الَّذِى رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ Bu cümlede mübhem bırakılıp beyan edilmeyen rızık kelimesinin dört mânâya ihtimali vardır.

Birincisi: Rızıktan maksat, amel-i sâlihtir. Yani, “Bu dâr-ı dünyada rızık olarak bize nasip kılınan, amel-i salih, yani, şimdi yediğimiz rızıklar dünyada yaptığımız amel-i salihin neticesidir.” Yani amel ile ceza arasında o kadar ittisal (bağlılık) vardır ki, sanki dünyadaki amel, âhirette tecessüm edip sevap kesilmiştir. Onların sevinçleri, bu noktadan hasıl olmuştur.

İkincisi: Rızıktan maksat, dünyanın taam ve yemekleridir. Yani, “Dünyada rızık olarak bize verilen taamlar, bunlardır. Amma zevkleri, tatları arasında dağlar kadar fark vardır.” İşte onların istiğrapları bu noktadandır.

Üçüncüsü: Bu semereler, biraz evvel yediğimiz semereler gibidir, ama suretleri bir, mânâları, tatları ayrıdır. Demek sureten, şeklen bir olduklarından ülfet lezzetini veriyor, tatlarının ayrı olmasıyla de teceddüd lezzeti hâsıl oluyor. İşte sevinçleri bu noktadandır.

Dördüncüsü: Hemen şimdi yediğimiz meyveler, bu dallardaki meyvelerdir. Demek bir meyve koparıldığı zaman, yeri boş kalmıyor, derhal yerine bir meyve peyda oluyor. İşte bundandır ki, Cennetin meyvelerinde noksaniyet olmuyor.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : Herhangi bir meyve.
2 : Bir rızık olarak.
3 : Bu, bundan önce (dünyada) bize verilenlerdendir.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 23-24. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 26-27. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âhiret : öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat
amel : davranış, iş, uygulama; Allah’ın emirlerini yerine getirme ya da getirmeme
amel-i salih : Allah için yapılan iyi işler
beyan etmek : açıklamak, anlatmak
ceza : karşılık
cihet : taraf, yön
dâr-ı dünya : dünya yurdu
hâsıl olma : oluşma, meydana gelme
İstiğrap/istiğrab : gariplik, tuhaf görme, şaşkınlık
itiraziye (cümle) : yeni bir hükmü ifade etmek için zikrine gerek olmadığı halde önceki cümlenin hükmünü tasdik veya illetini açıklamak üzere tamamlayıcı mahiyette gelen cümle
ittisal : bağlılık, ilişki
keyfiyet : durum, nitelik, özellik
mübhem : kapalı, belirsiz
noksaniyet : eksiklik, noksanlık
peydâ olma : belirme, görünme
rızık : Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler
semere : meyve
şâyân : lâyık, uygun, değer
taaccüp : hayret etme, şaşkınlık
taam : yemek, yiyecek
tâmim : umumileştirme, genelleme; bir hükmü aynı cinsin bütün fertlerine verme
teceddüd : yenilenme, tazelenme
tecessüm : cisimleşme, görünme
tefâul bâbı : “tefâul” kalıbı
tenkir : gr. belirsiz kılma; bir kelimeyi nekre yapıp mânâyı kapalı, belirsiz yapma
ülfet : alışkanlık
Yükleniyor...