Block title
Block content
Bu âyetin cümleleri arasındaki irtibata gelelim:

Evet, 1 ﴾اِنَّ اللهَ لاَ يَسْتَحْيِۤى اَنْ يَضْرِبَ مَثَلاً مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا﴿ cümlesi onların irad ettikleri aşağıdaki müteselsil itirazları reddediyor.

1. Allah’ın beşer ile konuşmasında ve onlara kahır ve itab etmekte ve onlardan şikâyet etmekte ne hikmet vardır? Halbuki bu gibi şeylerden anlaşılır ki, âlemde insanın da başka bir tasarrufu, bir tesiri vardır.

2. İnsanlar arasında cereyan eden konuşmalar gibi temsillerinin getirilmesi... Zira bu, Kur’ân’ın beşer kelâmı olduğuna alâmettir.

3. Kelâmın arkasında, üslûbların arasında insanın timsali görünür.

4. Hakaik, temsilâtla tasvir ediliyor. Bu ise, hakikatı izhar etmekten âciz olduğuna delâlet eder.

5. Getirilen temsiller, âdi temsillerdir. Bu ise, mütekellimin zihni, inhisar altında olduğuna emaredir.

6. Hakir ve kıymetsiz şeylerden temsiller getiriliyor. Bu da mütekellimin zayıf olduğuna delildir.

7. Getirilen temsillere mecburiyet olmadığından, terki zikrinden evlâdır.

8. Bilhassa, ehl-i izzetin hayâ ederek tenezzül etmedikleri şeylerden temsil getirilmiştir.

Dipnotlar - Arapça İbareler - Haşiyeler:

1 : “Cenab-ı Hak, kullarını irşad ve ikaz etmek üzere, sivrisinek gibi küçük, kıymetsiz bir hayvanla veya bir mahlûkla misal getirmeyi, kâfirlerin keyfi için terk etmez.” Bakara Sûresi, 2:26.
« Önceki Sayfa  | | Sonraki Sayfa »
Önceki Risale: 25. âyetin tefsiri / Sonraki Risale: 28. âyetin tefsiri
Ekranı Genişlet
Lügat Listesi

Lügatler :

âciz : güçsüz, zavallı
âdi : basit, sıradan
akliyat-ı mahza ve mücerredât : sırf akıl yoluyla kavranan ve bilinen soyut şeyler
alâmet : belirti, işaret
avam : halk
avâm-ı nas : sıradan halk tabakası
beşer : insanlık
bilhassa : özellikle
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah
cereyan etme : akma, sürüp gitme
cumhur : çoğunluk
cumhur-u nas : halkın çoğunluğu
delâlet etme : delil olma, işaret etme
ehl-i izzet : itibar, şeref sahibi kimseler
emare : belirti, işaret
evlâ : daha uygun, daha lâyık
fehim : anlayış, kavrayış
hakaik : gerçek mahiyetler, esaslar
hakaik : gerçekler
hakir : hor ve değersiz, önemsiz
hayâ etme : utanma
hikmet : fayda, gaye, sır
ihsan : bağış, ikram
inhisar : sınırlandırma, kayıt altına alma
inzal etme : indirme
irad etme : getirme, söyleme
irşad : doğru yol gösterme
itab etmek : azarlamak
izhar etmek : açıklamak, göstermek
kelâm : söz, ifade
libas : elbise
lütuf : iyilik, ihsan, bağış
mütekellim : konuşan
müteselsil : zincirleme, sıralı, dizili
müteşabihat : insanların sözleriyle ifade edilemeyecek kadar yüksek olan ve ancak temsil ve teşbihlerle anlatılabilen hakikatler
şive : söyleyiş, ifade tarzı, üslûbu
tasarruf : kullanma, faaliyet
tasvir : şekillendirerek anlatma, ifade etme
temsil : analoji; kıyaslama tarzında benzetme
temsilât : temsiller
tenezzül : inme, alçalma
tesir : etki
tevahhuş etme : korkma, ürkme
ülfet etme : alışma, alışkanlık kazanma
ülfet peyda etme : alışkanlık kazanma
üslûp : ifade ve söyleşi tarzı
zikr : anılma, söyleme, ifade edilme
zira : çünkü
Yükleniyor...